Havuzdaki Toplar: I Lost My Body’de Kader ve Sıçrayış Yanılsaması

Havuzdaki Toplar: I Lost My Body’de Kader ve Sıçrayış Yanılsaması
1 Beğen
0 Yorum

I I Lost My Body (Bedenimi Kaybettim) 2019 yapımı Jérémy Clapin’in yönetmenliğinden ve senaristliğinden ortaya çıkan bir Fransız animasyonu.


“Kadere inanır mısın? Ciddiyim.”
 “Hepsi önceden yazılmış bir yolu takip ettiğimize mi? ve hiçbir şey değiştiremeyeceğimize mi?”

...

Jérémy Clapin, Naoufel’in ve kopmuş elinin hikâyesini paralel bir şekilde akıtarak bizi gerçeklikten uzaklaştırıyor gibi görünür. Oysa bu mesafe, hepimizin yakından bildiği ama bilmek istemediği bir şeyi, kader kavramını, en çıplak haliyle hissettirir. Gerçeklikten uzaklaştıkça, “gerçekliğe” yaklaşırız. Film, benim nezdimde bir inanç arketipinin hikâyesidir.

Kopmuş el, tıpkı bir birey gibi kendisinin de bilmediği bir iç güdüyle Naoufel’e doğru ilerler. Bu, insanın kaderle yürüyüşünün en yalın hali gibidir. Ama Naoufel’e ulaştığında, kendini göstermek yerine saklanmayı seçer. Fareyle, güvercinle, köpeklerle, konteynerla savaşmış bir el, iş konfor alanından, yani kader yolundan çıkmaya gelince geri çekilir. Zorluğa kafa tutmak ile yolundan sapmak aynı cesaret değildir. Final sahnesinde, aynı sahibi gibi sıçramaya hazırlanır, fakat Clapin sonucu bize göstermek istemez. Bunun yerine Naoufel’in çocukluğundan bir plaj sahnesi verir: kumdan kalkıp denize, özgürlüğe koşan bir çocuk ve arkasında, elini bastırdığı yerde kalan bir iz...
 Clapin burada sonucu değil bedelini gösteriyor gibi görünür. Kader yolundan sapmak ve yeni bir yol çizmek, insanda daima bir iz bırakır.

...

“Bence değiştirebilsek de değiştiremeyiz. Bu bir yanılsama. Tamamen mantıksız, öngörülemeyen bir şey yapmadığımız sürece tabii...”
 “Ne gibi?”
 “Herhangi bir şey olabilir. Bu yöne yürüdüğünü farzet mesela. Adım adım ilerlerken bir anda yoldan sapıyorsun. Ve bum! Vinçe sıçrıyorsun. Doğaçlama bir şey yapmaman gerek ama yine de yapıyorsun...”


Peki o sıçrayış, filmde Naoufel’in de bahsettiği gibi gerçekten bir sapma mıdır? Kaderi düz bir çizgi gibi değil de içinde sayısız ihtimal bulunan bir top havuzu gibi düşünelim. Elindeki kırmızı topu bırakıp mavi topu almak, durağan kaderinden çıkmak gibi hissettirebilir. Ama mavi top da aynı havuzdadır. “Kaderimi değiştirdim” hissi, o sırada salgılanan bir hormon, belki de bir yanılsamadan ibarettir. Kontrolü “eline” alma arzusu, film boyunca Naoufel’in sessiz ve ezik görünen halinin altında yatan şeydir. Ama ele alınan o kontrol, havuzdaki diğer kader toplarından sadece biridir.


"Ne planlıyorsun?"

"Plan falan yok."

"Planın eskimo kulübesinde bir kızı becermek mi yoksa?"


Gabrielle ise bu havuzda yalnızca Naoufel’i harekete geçiren bir tetikleyici olmanın yanı sıra, kendi topunu seçmeye çalışan biridir. Kendi görüşleri vardır, Naoufel’in ona yaklaşmak için bunca çaba harcadığını düşünür. Fakat kader havuzundan durağan olan topu seçmiştir. Romantik bir akşam yemeği seçeneğini tercih etse, ikisinin de kaderi (aynı havuzun içinde olmak dahilinde) bambaşka yerlere akabilirdi gibi düşünülebilir.


Tanıştığımız her insan bize bir şey öğretir ya da biz ona. Çoğu zaman ikisi birden.

Belki de havuz diye bir şey yoktur, yalnızca rastlantı vardır. Film bu iki ihtimalden birini bize bırakır. Bizden beklediği tek şey gözlemci olmamız ve neye inanacağımızı kendimiz seçmemizdir.

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın