Okunma Sayısı: 708
  • 1
  • 0
  • 0
  • 0

Saltanatın Gölgesinde Doğan Aşk: Kanuni ve Hürrem


Saltanatın Gölgesinde Doğan Aşk: Kanuni ve Hürrem
Gerçek adı Avrupa dillerinde Rosa, Roxolena olarak geçen Hürrem’in Kırım Tatarları tarafından esir alındığı ve Kırım Hanı’nın bir hediyesi olarak Osmanlı sarayına getirildiği rivayet edilir. Pek tabii ki Roxolena’dan Hürrem Sultan'a dönüşmek hiç de kolay olmadı. Hatta övgüye layık bir vücut ve yüz güzelliği de yoktu Hürrem'in. Kanuni Sultan Süleyman’ı ona derin bir aşkla bağlayan yegane şey ise doğru zamanlarda doğru şeyler yapmış olmasıydı. Sıradan cariyeler sıradanlığını korurken o tüm varlığıyla kendini göstermeyi başaracaktı.

4’ü şehzade olmak üzere 5 çocuk dünyaya getiren Hürrem Sultan, Kanuni’nin yüreğinde öylesine yer etmiş olacak ki ömrünün yarısını savaşlarda at üstünde geçiren padişah bu en zorlu zamanlarında bile sultanına olan aşkını dizelere dökmekten geri kalmıyordu. Hatta seferdeyken, Muhibbi mahlası ile kaleme aldığı şiirlerinin de yer aldığı mektuplar yazarak duyduğu ayrılık acısını getiriyordu dile.



Celis-i halvetim, varım, habibim mah-ı tabanım
Enisim, mahremim, varım, güzeller şahı sultanım

Hayatım hasılım,ömrüm, şarab-ı kevserim, adnim
Baharım, behçetim, rüzum, nigarım verd-i handanım


Neşatım, işretim, bezmim, çerağım, neyyirim, şem’im
Turuncu u nar u narencim, benim şem’-i şebistanım

Nebatım, sükkerim, gencim, cihan içinde bi-rencim
Azizim, Yusuf’um varım, gönül Mısr’ındaki hanım


Stanbulum, Karaman’ım, diyar-ı milket-i Rum’um
Bedahşan’ım ve Kıpçağım ve Bağdad’ım, Horasanım

Saçı marım, kaşı yayım, gözü pür fitne, bimarım
Ölürsem boynuna kanım, meded he na-müsülmanım

Kapında çünki meddahım, seni medh ederim daim
Yürek pür gam, gözüm pür nem, Muhibbi’yim hoş halim!

Bugünkü dille;

Benim birlikte olduğum, sevgilim, parıldayan ayım,
Can dostum, en yakınım, güzellerin şahı sultanım.

Hayatımın, yaşamımın sebebi Cennetim, Kevser şarabım.
Baharım, sevincim, günlerimin anlamı, gönlüme nakşolmuş resim gibi sevgilim, benim gülen gülüm.

Sevinç kaynağım, içkimdeki lezzet, eğlenceli meclisim, nurlu parlak ışığım, meş’alem.
Turuncum, narım, narencim, benim gecelerimin, visal odamın aydınlığı.

Nebatım, şekerim, hazinem, cihanda hiç örselenmemiş, el değmemiş sevgilim.
Gönlümdeki Mısır’ın Sultanı, Hazret-i Yusuf’um, varlığımın anlamı.

İstanbul’um, Karaman’ım, Bütün Anadolu ve Rum ülkesindeki diyara bedel sevgilim.
Değerli lal madeninin çıktığı yer olan Bedahşan’ım ve Kıpçağım, Bağdad’ım, Horasan’ım.

Güzel saçlım, yay kaşlım, gözleri ışıl ışıl fitneler koparan sevgilim, hastayım!
Eğer ölürsem benim vebalim senin boynunadır, çünkü bana eza ederek kanıma sen girdin, bana imdad et, ey Müslüman olmayan güzel sevgilim.

Kapında, devamlı olarak seni medhederim, seni överim, sanki hep seni övmek için görevlendirilmiş gibiyim.
Yüreğim gam ile gözlerim yaşlarla dolu, ben Muhibbi’yim, sevgi adamıyım, bana bir şeyler oldu, sarhoş gibiyim. Bir hoş hale geldim.



Bir başka şiirinde de sultanına şöyle sesleniyor Kanuni;

Ey benim gülen yüzüm, sevgilim...
Senin güzelliğin dünyaya dedikodudur.
Bu ne güzellik, bu ne yüz, bu ne güldür?
Acaba saçın amberi görüp mis kokulu olmuş?
Bu ne saç, bu ne kahkül, bu ne zülüftür…
Aklım saçının kokusuyla doludur,
Bu ne güzel koku, bu ne ıtır, bu ne hoştur…
Gözyaşı dalgalarım taşıp başımdan aştı,
Bu ne deniz, bu ne ırmak, bu ne nehirdir...
Muhibbi ansızın divane oldu.
Bu ne aşktır, bu ne derttir, bu ne huydur…


Adına bu muhteşem dizeleri yazdırabilecek kadar kudretli bir aşka sahip olan Hürrem Sultan da bu sevgiyi karşılıksız bırakmayacak ve savaş dolayısıyla padişahından ayrı kaldığı zamanlarda çektiği hasreti kelimelere dökerek Kanuni’ye ulaştıracaktı.

"Öyle nam sahibi ki sabah rüzgarı gibi merhamet artırıp saçar, öyle selam ki gönül kapan şeker dudaklıların kavuşması gibi, öyle dualar ki aşıkların avazı gibi yanık, öyle övgüler ki deruni arzuların ve kalbin meyillerinin sözleri gibi ateşi şulelendirir. (…) Benim Yusuf yüzlüm, şeker sözlüm, latif, nazenin Sulltanım, Allah dergahına yüzüm süpürge kılıp bir derecede niyaz ederim ki; sizi benden ömren ayırmak sözü haram olsun, mübarek yüzünüzü yine tez zamanda bana göstere. Eğer denizler mürekkep, ağaçlar kalem olsa dahi bu ayrılığın açıklamasını yazabilirler mi?"

Bir diğer mektubunda duygularını şöyle anlatıyor Hürrem;

"Ömrüm, azizim, sultanım, Allah’tan tek dileğim ve yüreğimin biricik arzusu, size tekrar kavuşabilmek ve ışık saçan yüzünüze bir defa daha bakabilmektir. Rabbimden elbette dilerim ki benim sultanım, candan ve gönülden sevdiğim şahım, dünyada ve ahirette hep mutlu olsun. İyi biliyorum ki benim sultanım, bu kulunu, kaderin bir cilvesiyle gördü ve sevdi, bu kuluna mutluluk ve huzur ihsan etti. Bu yüzden, mutlu olacağım gün, sadece size kavuşacağım gündür. Size, gözyaşlarımı damlattığım bir elbise gönderdim. Hatırım için giyesiniz. Fakir ve hakir cariyeniz Hürrem."

Padişahlar ve cariyeler arasındaki ilişkiler genellikle zoraki olduğu için gerçek aşkın yaşanması zordur fakat görüyoruz ki istisnai durumlar da olabiliyormuş. Şüphesiz ki Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem arasında yaşanan da tam olarak bu idi. Aşkın yaşı, dini, dili, ırkı olmadığı gibi belirli bir zamanı veya belirli bir çağı da yokmuş. Yeri göğü titreten en sert adamları/kadınları küçücük bir çocuğa çevirebilen bu yüce duygu, bir cihan devletinin padişahının kalbini de sarıp sarmalayabilecek kadar güçlüymüş.

Kaynak: 12

           

Yorumlar (0)

Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için buraya tıklayınız.

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için buraya tıklayınız.

WANNART
Profilini oluşturmak, İçerik yazmak, İtibar Puanı Kazanmak İçin Hemen Şimdi Kayıt Olabilirsin! KAYIT OL!