Akşam Yemekleri

Akşam Yemekleri
0 Beğen
0 Yorum

Rutinlerin kıymetini rutinden çıkmak zorunda kaldığımız zamanlarda anladığımızı söylerler. Henüz bu sözün doğruluğunu anlamadığım sıradan bir gündeyim. Yatağımın içinde geceden beri üstümde olan pijamalarla haftalardır kendimi kaptırdığım sürükleyici bir kitap okuyorum. O kadar heyecanlı ki bazen olduğum anı unutuyorum. Sanki etrafımdaki her şey zamanda duruyor gibi ve ben andayım, yaşıyorum gibi hissediyorum. Sadece sağa sola kayan gözlerimin hareketini hissediyorum. Bazen kitaptaki aksiyonun sonucunun ne olduğunu merak ettiğimde ilerleyen sayfaları karıştırıp gözüme çarpan kelimeleri okuyup anlamaya çalışıyorum. Heyecanıma yenik düştüğüm için kendime kızıyorum ve olduğum yere tekrar dönüyorum. Arada gözüm saate kayıyor. Gün içinde kitabı bitirip bitiremeyeceğimi tartarken buluyorum kendimi. Beni normal hayata döndüren mutfakta kap kacak takırtıları oluyor.

 

Babaannem mutfakta kardeşimin okul çıkışına yemek yetiştirmeye çalışıyor. Arada kestiği sebzelerden bir parça da bana getirip alelacele mutfağına gidiyor. Bazen eli boş geliyor. Neden geldiğini anlamak için kitaptan kafamı saniyelik kaldırıyorum. Babaannem merak eden gözlerle elime paketler tutuşturup son kullanma tarihlerini soruyor. Kitaba dönmeden zamanla yaşlandığını fark ediyorum. Artık paketlerin üstündeki yazıları gözlükle bile okuyamıyordu, uzak mesafeyi bırak yakın mesafeden bile duyması zorlaşıyordu. Sanki zaman sadece ona işliyormuş gibi zamanla büyüdüğümü hiç fark etmiyorum. Hatta daha da büyümek istiyorum. Kendi zevkime göre dizayn ettiğim mobilyalarda yumuşacık battaniyemin altında yeni kitaplar okumak istiyorum. 

 

Gözlerim kitap okumaktan yorulduğunda ben de mutfağa gidiyorum. Babaannem masayı kurmuştu bile. Ona yardım etmediğim için söyleniyordu. Radyoda çalan şarkının arasında ninni gibi geliyordu sesi. Masada duran yemeklerden otlanıyorum. Gözüm duvardaki saate kayıyor. Annemlerin işten gelmesine kalan vakti hesaplıyorum. Kitaptan başımı kaldırıp onlar gelene kadar günlük çözmem gereken denemeler vardı. Zar zor kafamdan uzaklaştırdığım sınav stresi tekrar vücudumun her zerresine nüfuz ediyor. Kendimi sakinleştirmeye çalışıyorum. Bardağın dolu tarafından bakınca sınava daha aylar vardı. Çok acıktığımı söyleyerek masaya oturup yemeğe başlıyorum. Küçüklükten beri babaannemin yemeklerini hep sevmişimdir. Arkamdaki balkon kapısından rüzgar sesi geliyor. Memleketimde yaz ayında bile akşamları soğuk olduğundan garipsemiyorum aslında. Hevesle yemeğimi yemeye devam ediyorum. Boğazıma dizildiğinde henüz kaynar durumda olan çayımı yudumluyorum. Ağzım, dilim yandığında hala genç olduğumu fark ediyorum. 

 

Dışarıdaki rüzgar şiddetleniyor. Arka odada havalandırmak için açtığım pencerenin ileri geri hareketini, etrafa çarpmasını duyuyorum. Babaannemden net bir emirle kapatmaya gidiyorum. Uzun koridor boyunca yürürken hava durumunun ne kadar kötüleşebileceğinden habersizim. Telefondan hava durumuna bakıyorum. Babaannem ise kendi kuşağının getirdiği bir istekle televizyondan haberleri açıyor. Ekrandaki kırmızı şeritleri, son dakika haberlerini görünce telaşlanıyor tabiki. Tüm pencereler kapalı olmasına rağmen rüzgarın camlara vurma sesleri artıyor. Havanın kasvetinin karşısında dışarı baktığınızda içinize huzursuzluk doluyor. Endişelenmeyip durumu kontrol altında tutmaya çalışıyorum. Bir yandan haberlere bir yandan pencerelere bakıyorduk. Haberlerden gözümü kaçırdığım bir an pencereden küçük çocukların uçtuğunu görüyorum. Beşinci katta olan evimizde küçücük çocukların uçtuğunu görmenin vereceği endişeyi hayal etmenizi istiyorum. Gözlerim pencereden bir an olsun ayrılmazken uçan diğer nesneleri görüyorum. Kökünden sökülmüş ağaçları, parklardaki bankları, kafelerdeki masaları, sandalyeleri… Rüzgar gittikçe şiddetini arttırıyor. Salonun arka kısmındaki camın patlamasıyla babaanneme sarılıyorum. Duvarların arasındaki koridora saklanıyoruz. Yaşananlara inanamayan gözlerle bana bakıyor. Endişesini gözlerinde, dudaklarında görebiliyorum. Elim cebimden düşen telefona gidiyor. Önce babamı, sonra annemi çaldırıyorum. Onların da aynı durumdan müzdarip olduğunu düşünmeme sebep olacak şekilde telefonum sayısız kez cevapsız kalıyor.  Yine de en güvenli yerin evimiz olduğunu düşündüğümden koridorda oturup rüzgarın bitmesini beklemeyi düşünüyorum. Babaannem bilmediğim bir sürü duayı peş peşe okuyor. Dışarıdaki gürültü kulaklarımıza doluyor. Ellerimle kulaklarımı kapatmaya çalışıyorum. Cesaret edebildiğim anlarda ise kafamı kenardan çıkartıp dışarıya bakıyorum. 

 

Rüzgar o kadar şiddetlenmişti ki dışarıya baktığım saniyede yan bloğun yıkıldığını gördüm. İşte korkumun tavan yaptığı anlardan biri bu andı. Güvenli sandığım evin yıkılabileceğini fark edip ne yapacağımı şaşırmıştım. Benim gibi kulaklarını eliyle kapatıp defalarca dua sayıklayan babaanneme durumu çaktırmamam gerekiyordu. Rüzgardan bir şey olmasa bile kalbi dayanamayabilirdi. Yerdeki cam kırıklarına dikkat ederek odalarda dolaşıp bulduğum bir poşetin içine dışarıda ihtiyacımız olabilecek birkaç parça eşya atıyorum. Yakın zamanda bazı ikilemler yaşayacağımı hissediyorum. Evde kalıp on katlı binanın rüzgardan yıkılma ve enkaz altında kalma ihtimalini düşünüyorum. Daha düşüncede bile klostrofobim tutuyor. Sanki dünya uzayın içinde son hızla hareket ediyor gibi rüzgar zaman geçtikçe hızlanabileceği kadar hızlanıyor. Koridor da bizim için güvenli olmaktan çıkıyor. Babaannemi kucağıma alıp tuvalete doğru ilerliyorum. Yanından geçtiğim odaların camlarından dışarıyı kontrol ediyorum göz ucumla. Tam tuvalete girecekken tanıdık bir ses duyuyorum. 

 

Babam mutfak balkonundan bana sesleniyor. Güç bela yanına gitmek için uğraşıyorum. Evdeki eşyalardan tutunarak yanına gidiyorum. Hemen arkasında helikopter görüyorum. Helikopterden balkona atlayarak yanıma geldiğini anlıyorum. Başka helikopterlerin insanları tahliye ettiğini görüyorum. Babam yanıma gelince anlık bir rahatlamaya kavuşuyorum. Küçüklüğümden beri o yanımda olduğu sürece bana bir şey olmayacağına beni çok inandırmıştı. Durumun küçüklükte bahsedilen durumlardan çok daha farklı ve zorlu olduğunu göz ardı etmeye çalışıyorum. Olayın paranormal kısmını babam sayesinde fark ediyorum aslında. Yanıma geldiğinde babaannemi tek kolumla taşıyordum sanki bir bebek taşır gibi. Sanki zaman normalden hızlı geçmiş ve yaşlandıkça kuş gibi kalmıştı. Babama önce onu tahliye etmeleri gerektiğini söylüyorum. Babamsa elleriyle kolumu tutup beni kendime getirtecek şekilde sarsarak “Kızım, babaannen vefat etti.” Diyor. 

 

Nefes nefese gözlerimi açtığımda nerede olduğumu anlayamadım. Rüzgar kesilmişti. Evde her şey yerli yerindeydi. Dışarıda uçuşan insan bedenleri ya da ağaçlar yoktu. Üstümdeki yorganın ıslaklığıyla kabus gördüğümü fark ettim. Tüm bu yaşananlar kabustan daha kötü olamazdı zaten. Rüyamda olmak istediğim yerdeydim. Büyümüştüm; işten gelip kendi dekore ettiğim evde, koltukta uyuyakalmıştım. Artık rüyadaki gibi korkunç olaylar yaşanmıyordu. Fakat güzel olaylarda yaşanmıyordu. Mutfağa gittiğimde beni bekleyen babaannem yoktu, yıkanması gereken bulaşıklar vardı. Akşama doğru annemle babam yemeğe gelmeyeceklerdi, hatta evimde yemek bile yoktu. Beraber aynı masanın etrafında gün kritiği yaparak yemek yiyemeyecektik. Küçükken arkadaşlarımın yanından akşam yemeği için çağrıldığımda kızdığım günleri hatırlıyorum da boşanıp bir daha hiç görüşmeyeceklerini, bir daha aile olmayacağımızı bilsem hiçbir akşam yemeğini kaçırmazdım. 

 

İşe giderken metrobüste ya da parkta, avmde mutlu bir aile gördüğümde ileride kuracağım aileyi resmetmiyorum kafamda. Belki ondan hiç şüphe duymadığım içindir. Belki ihtimaller dahilinde olduğu içindir. Aklıma direkt benim de küçük bir kız olduğum ve aile olduğumuz zamanlar geliyor. Boğazımda bir düğüm hissetmeye başlıyorum. Böylesinin daha iyi olduğuna kendimi ikna etmeye çalışıyorum. Fakat içimdeki küçük kız üzülmeden yapamıyor. O küçük kızı karşıma alıp konuşabilseydim akşam yemeklerini kaçırmaması gerektiğini söylerdim. 

 

-        Babaanneme sevgilerle… Beni izlediğini biliyorum. Rüyama girdiğine bile inanıyorum bazen. Sözlerin aklımda. Hala çabalıyorum kimseye muhtaç olmamak için. 

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın