Toplumsal Hafıza Akımı ve Gerçeklik

Toplumsal Hafıza Akımı ve Gerçeklik
0 Beğen
0 Yorum

Bugün en büyük kriz, gerçeğin nasıl kurulduğudur.

Gerçek, çoğu zaman olduğu gibi değil, "anlatıldığı gibi" kabul edilir.

Bu noktada çarpıcı bir çelişki ortaya çıkıyor:

Kamuoyunda yalan tarih tezleriyle bilinen Kadir Mısıroğlu gibi isimlerin söylemleri geniş kitlelere ulaşırken, akademik unvan taşıyan birçok kişinin bu iddialara "doğrudan ve anlaşılır bir karşılık üretmediği"  görülüyor.

Peki neden?

“Tarafsızlık” adına susmak mı?

Yoksa kamusal alanda konuşmanın getireceği riski almamak mı?

Toplumsal Hafıza Akımı’na göre sorun tam da burada başlar.

Çünkü yanlış bilgiye zamanında ve açık bir cevap verilmediğinde, o yanlış kendi gerçekliğini kurar.

Daha dikkat çekici olan ise şu:

Bu boşluğu doldurmaya çalışan bağımsız araştırmacılar çoğu zaman “unvanı yok” denilerek ciddiye alınmaz. Bilmiyorlar ki, buradaki mesele unvan değil, ortaya konan bilginin doğruluğu ve savunulmasıdır.

Bilgi, yalnızca kürsüde üretildiğinde değil; toplumun karşısında savunulduğunda değer kazanır.

Bugün gelinen noktada insanlar belgeye değil, en çok duyduklarına inanıyor. Çünkü doğru bilgi, gerektiği kadar görünür değil. Bu da gerçeğin kendiliğinden değil, rekabet eden anlatılar üzerinden şekillendiği bir ortam yaratıyor.

Toplumsal Hafıza Akımı bu yüzden net bir ilke ortaya koyar:

Gerçek, kendiliğinden korunmaz.

Onu savunacak irade yoksa, yerini daha yüksek sesle konuşan iddialar alır.

Sonuç olarak mesele kişisel değil, yapısaldır:

Akademi konuşmadığında, başkaları konuşur.

Ve doğru olan savunulmadığında, yanlış olan gerçekliğe dönüşür.

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın