Halktan Uzak Halkçılar

Halktan Uzak Halkçılar
0 Beğen
0 Yorum

Bugünün en büyük çelişkisi şudur: İnsanlardan nefret edenler, insanlık adına konuşuyor. Halkın içinde yaşamayanlar, halkçılık dersi veriyor. Emekçinin yüzüne bakmayanlar, emek mücadelesinden söz ediyor. Acıyı uzaktan izleyenler ise kendilerini devrimci ilan ediyor.

Oysa toplumculuk; kitaplardan ezberlenmiş birkaç cümleyle, sosyal medyada paylaşılan sloganlarla ya da kahve masalarında edilen büyük laflarla olmaz. Toplumculuk, insanın içine karışmaktır. Yoksulun sofrasına oturmaktır. İşçinin terini görmektir. Dışlananı dinlemektir. Halkı sadece romantik bir kavram olarak değil, gerçekliğiyle kabul etmektir.

Bugün birçok insan “halk” kelimesini seviyor ama halkın kendisini sevmiyor. Çünkü gerçek halk kusursuz değildir. İçinde farklı düşünceler vardır, hatalar vardır, cahillik vardır, öfke vardır. Gerçek toplumcu, sadece kendi gibi düşüneni değil; kendisine uzak olanı da anlamaya çalışır. Çünkü insanlık mücadelesi seçerek verilmez.

Ama şimdi bakıyoruz…

Kendisi gibi düşünmeyeni aşağılayanlar var.

Farklı hayat yaşayan insanları küçümseyenler var.

Kendi mahallesinden olmayan herkesi düşman ilan edenler var.

Sonra dönüp “eşitlik”, “özgürlük”, “devrim” diyorlar.

Bir insan, insanları sevmiyorsa; onların acısını gerçekten hissetmiyorsa, insanlık için mücadele ettiğini söyleyemez. Çünkü mücadele sadece slogan atmak değildir. Mücadele; kibri yenmektir. İnsanları araç olarak görmemektir. Kendini üstün görmemektir. Gerçek mücadele, insanın önce kendi içindeki tahakkümü yıkmasıyla başlar.

Bugün en çok bağıranların çoğu, en az bedel ödeyenler. Çünkü seyretmek kolaydır. Uzaktan konuşmak kolaydır. Güvenli alanlardan “direniş” anlatmak kolaydır. Bir ekranın arkasında öfke kusup sonra hayatına hiçbir şey olmamış gibi devam etmek kolaydır.

Ama mücadele kolay değildir.

Mücadele; risk almaktır.

Yalnız kalmaktır.

Dışlanmaktır.

Kaybetmeyi göze almaktır.

Bazen susturulmak, bazen yanlış anlaşılmak, bazen de en yakınındakiler tarafından terk edilmektir.

Seyredenler mücadele edemez.

Mücadele, tribünden yapılan bir yorum değildir.

Mücadele, hayatın tam ortasına inmektir.

Bugün birçok kişi devrimci kimliğini bir kişilik süsü gibi taşıyor. Anti-emperyalizmi bir moda cümlesine çevirmiş durumdalar. Herkes sistem karşıtı olduğunu söylüyor ama kendi küçük iktidar alanlarında baskının aynısını kuruyor. Güç ellerine geçtiğinde eleştirdikleri ne varsa ona dönüşüyorlar.

Mesele gerçekten adalet değil.

Mesele gerçekten halk değil.

Mesele gerçekten özgürlük de değil.

Mesele çoğu zaman ego.

Kendini ahlaki olarak üstün görmek…

Kendi grubunu “aydın”, geri kalan herkesi “cahil” ilan etmek…

İnsanları dinlemek yerine yargılamak…

Sürekli konuşup hiçbir şey üretmemek…

Ve bütün bunların adına mücadele demek…

Oysa halkçılık, insanı küçümseyerek olmaz.

Devrimcilik, insanlardan nefret ederek olmaz.

Anti-emperyalizm, sadece sloganlarla olmaz.

Halkın yanında yürüyendir kişidir hakiki mücadeleci.

İnsanı sevmeyen birinin kuracağı hiçbir düzen özgür olmayacaktır. İnsanları sadece kendi ideolojisine hizmet ettiği kadar değerli gören herkes, bir gün baskının başka bir yüzüne dönüşecektir.

Ve belki de bu yüzden bugün en büyük sahtekârlık; vicdansızlığın, insan sevgisi maskesiyle dolaşmasıdır.

Ama sorsak…

Hepsi çok insancıl.

Hepsi halkçı.

Hepsi kusursuz.

Hepsi devrimci.

Gerçekte ise çoğu kendi egosunun propagandasını yapıyor.

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın