Bir fikre sahip olmak tek başına hiçbir şeyi değiştirmez. Dünyada milyonlarca insan adaletten, özgürlükten, eşitlikten bahseder ama çok azı bunun bedelini ödemeyi göze alır. Düşünmek kolaydır, konuşmak kolaydır, zor olan inandığın şeyi hayatına taşımaktır. İnsanlar çoğu zaman mücadeleyi romantikleştirir ama gerçek mücadele konforu terk etmeyi gerektirir. İşte bu yüzden yalnızca oturup fikir üretmek bazen korkaklığın başka bir biçimine dönüşür. Çünkü insan gerçekten inanıyorsa bir noktadan sonra susamaz hale gelir.
Bugün herkes Che Guevara gibi “efsane” olmak ister. Fotoğrafları paylaşılır, sözleri ezberlenir, adı bir sembole dönüştürülür. Fakat insanlar onun yaşadığı hayatı yaşamayı istemez. O hayat ağırdır. Rahat bir yaşamı bırakıp bilinmezliğe yürümeyi gerektirir. Açlığı, yalnızlığı, ölümü göze almayı gerektirir. İnsanlar sonuç kısmını sever ama mücadele kısmından kaçmak ister.
Tarih boyunca iz bırakan insanların ortak noktası yalnızca düşünmeleri değildi. Onlar düşüncelerini eyleme dönüştürdü. Risk aldılar. Kaybetmeyi göze aldılar. Bazı insanlar için fikir, yalnızca konuşulacak bir şey değil yaşanacak bir şeydir. Asıl farkı yaratan da budur. Dünyayı değiştirenler, inandığı şey uğruna harekete geçenler oldu.
Toplumların en büyük problemi de burada başlıyor. Herkes değişim istiyor ama kimse kendi düzeninin bozulmasını istemiyor. Herkes cesareti övüyor ama bedel ödemekten kaçıyor. O yüzden gerçek mücadeleci ile sadece öfkeli insan arasında büyük fark vardır. Birisi yalnızca şikâyet eder, diğeri harekete geçer.
Efsaneler masa başında doğmaz. Sokakta, mücadelede, baskının karşısında doğar. İnsanları ölümsüz yapan şey söyledikleri kadar yaşadıklarıdır. Çünkü tarih sonunda şunu ayıklar: Kim gerçekten inandı, kim sadece konuştu.


Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın