UZLAŞI VE UZLAŞMA

UZLAŞI VE UZLAŞMA
0 Beğen
0 Yorum

Uzlaşı ve uzaklaşma arasında çok garip bir geçiş çizgisi bulunmakta . Aslında köken ve telaffuz olarak benzeyen iki kelime olsalar da , aralarında var olan duygu bütünlüğü ve karmaşa o kadar değişik ki . Uzlaşı adına bazı suni gerçeklikler üretmek ve bazı gerçek şeyleri şeffaflaştırmak , iç dünyayı bir miktar da olsa bastırmak gerekirken , uzaklaşma , tüm bu süreçleri ilkel bir şekilde reddedip kendi baskın saygı olgunun vesveselerini dinleyerek , kuvvetli bir baskı içgüdüsüyle yoluna devam etmekle başlar . Katlanabileceğim yere kadar katlandım ya da fazlasıyla kelime sarf ettim gibi cümlelerle sebebi desteklemeye çalışsak bile , pek çok olay ve durumda , öncül olan tahammülsüzlük çok daha önceden birikmiş deneyimlere ve tecrübelere karşı sergilenmiş bir saygı duruşudur aslında . Uzlaşının garip dinamikleri bulunurken , uzaklaşmanın ani bir el freni gibi bazı kelimeler ve tetikleyici davranışlarla aniden belirebilmesini çok ilginç bulmuşumdur . Uzlaşmak adına çok büyük çabalar gerekiyor aslında . Birine fazladan bir değer vermek , ortak bir amacı fazlasıyla dilemek , yokuşu varılacak yerden daha değerli bulmak gibi garip sebepleriniz olması gerekiyor aslında . Burada tuhaf bir ters psikoloji hakim şaşırmış olabilirsiniz . Uzlaşıya genellikle varılacak düzlük için , yokuşlarda mücadele olarak bakıyoruz düz mantıkta . Ancak pek çok mücadelede , düzlüğü sadece umarız ve her zaman orada , yokuşların ve tümseklerin ardında değildir . Aslında mücadelemizi yokuşlara alışmaya ya da onları sevebilmeye karşı gösteririz . Bu dediğimi bir kenara not alınız lütfen . Sonuç en derinlerde yatan gerçek olsa da , anlık dürtülerimiz bizi izaha yönlendirir , hareketliliğe ve ana . Pek çok şeyin belirsizliği bizi uzlaşı ve uzaklaşmaya iter çeşidine göre .  Net bir şekilde birine itmesini bekleriz aslında belirsizliklerin , ancak bilinmezliğin ve belirsizliğin iğretisi kadar öğretisi ve cazibesi de bulunur . Kendi içerisinde çatışan ruhlar ve kavramlar yelpazeme ekleyebilirim bu arada uzlaşı ve uzaklaşma olgularını . Her şeyiyle rahatsızlık uyandıran bazı ruhların içerisinde keşif arayışında olmamızın arasındaki gizem de bundan doğuyor bir noktada . Bir çok yüce ve garip yanımız keşfedilmemiş bir şekilde , yabancı kimliklerin ardında duran ödünç diyaloglarımız içinde uyuyorlar . Bir prens öpücüğü gerekiyor , bir prenses uyanışı ya da . Sevgi ve nefretin , gürültü ve sessizliğin iç içe geçmesindeki en büyük sebeplerden biridir aslında . Çoğu şeyi nefretimize rağmen istemek ya da sevgimize rağmen uzak durmak . Bilinmezliğe karşı duvarlar örmek ya da riskler almak . Zihnimin odalarında yüksek tempoda dans eden şeytanlar ve bir köşede koyu perdeler ardında arp çalan melekler bana bunu öğrettiler . Tecrübelerle beraber şekillenmek , zamanın ötesinde bir şey . Önceden her şeyin tanrısı gözüyle baktığım bu zaman sadece armutları olgunlaştırıyor . Hayatın kendi dinamiği içerisinde , uzlaşa uzaklaşa tattığım garip tatlar ise beni . Sanırım sadece boynu bükük bir şekilde zamanın içerisinde mızmızlanmaktansa , riskler ve tereddütlerle beraber  , görerek ya da def ederek yüceltilir bir ruh . İnsanlara güvenmenin nelere sebebiyet verdiğini kutlayarak ya da lanetleyerek . Yargılarımızı keskin bir bıçak haline gelene dek bileyerek ya da onları kimseye zarar vermeyecek tatlı birer dosta çevirip yedekleyerek . Hayatın içerisinde kesin olarak gelmiş tüm okların içerisinde , garip bir başka gerçekliğin de yattığına , kimi zaman inanıp , kimi zaman da kim ipler alternatifini diyerek . Uzlaşma ve uzaklaşma bencil iki eylemdir aslında . Çoğu fedakarlığın ardında , karşımıza duran olay ve olgulara karşı büyük bir vicdan barındırıyor gibi gözüksek bile en büyük saygıyı kendi iç dünyamızdaki duygunun türüne karşı barındırırız . Ne zaman ki duygunun tarzı ve rengi değişirse doğan tüm bu pislik davranışların ardında yatan dayanak budur . Tetikleyici , kışkırtıcı , yönlendirici ve uzlaşıcı olan bizleriz aslında . Geri kalan herkes bir sahnenin gereğini yapıyorlar . Temel olarak yazılmış bir senaryo sunuyoruz onlara , onlar da ona uyuyorlar ya da uymuyorlar . Karşı pencereden bakınca onlar da kendi oyunlarını sunmuş oluyorlar tabii . Arkadaşlarım , okurlarım , dostlarım , sevgi ve nefret inşaa ettiğimiz garip insanlar . Hepimiz biliyoruz ki işimize geldiği kadar yüceyiz . Güzelliği aynı yüzlerde bulmak ve aynı yüzlere bakınca midenizin kalkıyor olmasındaki en bariz sebep bu değil mi ?  Koşulsal güzellik av ve avcının penceresine göre değişir . Ressamın iç dünyasına , sahnenin baş karakterine , kendimizi yakın görmek istediğimiz karakterin sıfatına göre . Koşullanmayı bir kez öğrendik ve bu zehir bizi herkese yakın , bir o kadar da uzak kıldı . Uzlaşılarımız ve uzaklaşmalarımız . Her biri koşullu duyulan duyguların danslarının bir ürünü . O yüzden , hiçbirimiz bir diğerinin söylediği kadar iyi ya da kötü değiliz . Bir başkasının zehri de , bir başkasının yücelten gözleri de bu doğrultuda gözümde gerçek bir değer değildir . Biricik pencerem , biricik pencerem ...

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın