Gözüken her daim perde midir ? Yoksa asıl mı ? Derinlerde var olduğunu düşündüğümüz şeyler bir hakikat mıdır ? Yoksa birer beklenti ya da yanılgı mı ? Orada öylece durduğunu düşündüğümüz bir şey , biri , varlığını tamamen gözlemlenebilir haliyle mi teşkil ediyor yoksa fazlasıyla mı ? Hatalarımızın ve doğrularımızın ardında yatan temel içgüdülerden bazıları da bu sorular aslında . Fazladan verilmiş şanslar ya da hiç bahşedilmemiş fırsatlar için temel tetikleyicimizin ne olduğunu düşününce bir . O zaman daha net görebiliyoruz nerede yanıldığımızı . Neyi fazladan istediğimizi , neyi fazladan anlamlandırdığımızı ya da neye gereken imkanları ve süreçleri sunmadığımızı . Bazen aldanmak adına , kendi ruhumuzun kabul etmeyi istediği tuhaf şeyleri gerçek kılmak adına süslüyoruz karşımızdaki insanları . Bunu yaparken karşımızdaki insanları ve kendimizi bir makyaj masasına oturtuyoruz aslında . Kendi gözümüzü ve onların sıfatlarını boyuyoruz . Yan yana durup bakınca güzel bir işçilik çıktı diyoruz bir de üzerine . Ancak her bir gerçek çıkıp yüzlerdeki makyajları akıttığında ise çizdiğimiz güzel sıfatların ardında bambaşka gerçekler yattığını görüyoruz . Galiba yanılgılarımızı da kendimiz yaratıyoruz bu doğrultuda biraz da . Ufacık umut ışıklarında belirmiş güzel bir ısınma çabasının bizlere verdiği enayilik olsa gerek . Azıcık güneş görünce bahara kavuştuğunu zanneden saf ağaç dalları ve mevsimini özlemiş çiçekler gibi . Bazı şeyleri olduğunun aksine başka sebeplere bağlamadaki bu motivasyonu bir noktada anlarken , bir noktada da fazla iyimser buluyorum . İnsanın iç dünyasının trajedisini farklı renklerle anlatan o güzelim tabloları o kadar iyi hissedebiliyorum ki şu an . Herkese ferahlık saçan o aydınlık sarıların içerisinde çırpınan bulanık olguları , donuk mavinin de huzuru betimleyip betimlemediğine ilişkin o çatışmacı benliği . Hileli renkler taşıyoruz üzerimizde . Güzelim gözlerde gülen bir şeye bakıp sesini unuttuğun bir kalbi , ufak bir kedi yavrusu gibi aniden olmadık bir çukurdan fırlayıp gelmiş gibi duyabilmek , aynı gözlerde nefret dolu garip bir şeytana bakıyormuşçasına ürperip nedenleri sorgulamak garip bir süreç . Acaba birbirimizi gerçek manada tanıyabiliyor muyuz sorgusu her daim dans eder aklımda . Ne zaman bir şeylerin iplerini bırakıp akışa saygı duysam , akışın sürüklenişe dönüşüne tanıklık etmekten doğan acı kaygılarım var . Bunların haklı olmadıklarına inanmak için pek çok zinciri de kırdım içimde . Dönüşümünü tamamlamaya çalışan tuhaf bir tırtıl olmaya çalışmak yerine , kendini , boylu boyunca önünde uzanan yollarda kıvrılmaya bırakmış bir tırtıl olduğunda , her zaman bir tuzağı oluyor doğanın . Gözün lezzetli yaprakları görmeye başladığında , etraftaki örümcekler ve yılanlar daha soyut birer tehlike haline geliyorlar . Açıkçası bir hevesle kandırılmış ve zehirlenmiş garip bir av olacağıma , kendi zehrini kendi üreten garip bir böcek olmayı tercih ediyorum sanırım . Zar zor sakladığı kıymetli umutları , başkalarının günlük öğünleri kadar rahat tüketilebilir bir sürece evrildiği zaman insan , en tehlikeli ve tetikte formuna erişiyor . Basit uzlaşıları arzulamak adına , her daim daha derinlerini görmek isterdim mesela insanların . Ancak , bir kurguyu kendi iç dünyanda yapıyorsan , insanlra dair umutların fazladan yeşilse , onların hangi tohumdan büyüdüklerini hesaba katmadan yola çıkıyorsan , hayalindeki sahnede farklı rollerle karşılaşıyorsun . Bu noktada şunu net anlamak gerektiğini fark ettim . Güzellik bizim gözlerimizde , gerçeklik ise karşımızdakinin özünde yatıyor . İkisinin ortak paydada olup olmadığına ilişkin gözlem yapmadan ruhları birbirlerine bulaştırmak acı sonuçlar doğuruyor . Sadece anlatarak , isteyerek , bekleyerek , benimsetmeye çalışarak olan bir şey değil . Çünkü anlam dünyalarımız bir değil . İçinde var olan en güzel duygu bile bazen birisi için koca bir hiç . Ayrımları yapmadan , yapamadan bir şeylere inandığında düş dünyan gerçeklik algının önüne geçiyor . Hayal kırıklığı dediğimiz şey tam olarak da bu aslında . Kendi dünyanda var ettiğin bir sanal güzelliğin , olduğu gerçek formuyla tanışmak . Görmek istediğini görememek , görmekten kaçtığın gerçeğe kavuşmak . Bu noktada gerçekten kıymetli olmadıkları için insanlara mı kızmalı , fazladan atfedilmiş kendi biricik duygularımıza mı bilemiyorum . Hangisi daha elle tutulabilir ? Karşımızdaki insanların hiç görmedikleri mi yoksa bizim görmek için fazladan çaba harcadıklarımız mı ? Kıymetli duvarlarım siz ne düşünüyorsunuz ? Ruhumun soğutulmuş odaları ve çiçeklerine hayvanlar dadanmış bahçeleri ! Sizlerin diyecek bir şeyiniz var mı ? Bilmiyorum , sadece bunca güzel hissin , yerini dehşet derecede karanlık ve içi boşaltılmış cansız bir şeye bırakmasına duyduğum büyük bir acı var ve heveslerimi kemiriyorlar . Her şeyin önünde duran garip bir bulut açıkçası , rengi kaçmış , besleyiciliği tükenmiş ve gürlemeye hazır . Öylesine tuhaf bir tecrübe bırakıyor ki , davranışların önündeki sevgi anı çizilmiş garip resimlerin ardındaki boş değersizliği ve sinsice gülen jesterları doğrudan gösteriyor bana . Kanamıyorum şu garip maskelere öylece . Sözlere , davranışlara , beklentilere . Atacağım bir adımın ardından doğrudan çukura yuvarlanacağım bariz geliyor artık gözüme . Oltaya gelmeyen iri bir balık gibi hırpalıyorum tuzakları . Ruhumun aç olduğu bir şeyi garip bir illüzyon ile örtmeye çalışmak yerine devam ediyorum yalnız ve yalnızca yüzmeye . Hayatın ortasında konumlanmış garip bir durak gibi hissediyorum . Otobüsleri beklemeyi bırakıp , diğer araçları izliyorum . Birkaç ağaç gölgesine , biraz rüzgara ve saat dilimlerine bağlı değişik renklere bağlı bir durak . Garip metaforlar damlıyor ruhuma . İfadem gittikçe tuhaflaşıyor . Dilim sessizleşirken , parmaklarım bir şeyler anlatmak istiyor . Garip silüetler gibi titreşip kaybolan fikirlerle doluyorum bazen , bazen manasız sessizlik ve boşluk kaplıyor her bir karesini hayatın . Kendimi kandırmalı mıyım yoksa görmeli miyim karışıyorum . Hissizleşiyorum . Uzaklaşıyorum ...
DERİNLİK MANİPÜLASYONU



Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın