Sahne doluydu ancak kalemin başında rolleri dağıtacak kimse yoktu . Dekorlar , oyuncular , kostümler , anlatılacakları karıştıracak ufak ek detaylar . Hepsi sahnenin içerisinde öylece konumlanmış beklerken , kendilerine uygun rolleri yazacak olan kudretli yazar orada değildi . Her daim oynanacak bir oyunun zorluğundan şikayet eden tüm insancıklar içerisinde , büyük bir oyun yazmanın , kalemin diğer yanında kaybolmuş yazar için ne kadar büyük bir külfet olduğunu düşünmeyen , şımarık insancıklar yüzünden , yüce bir akıl kaybolmuştu .
Varlığın her daim yaptığı bir şeydir . Yok etmek . Var olmanın bilinciyle beraber , kalan tüm süreçleri hiçe saymak . Gölgeler ne zaman belirmeye başlarsa , saklanacak bir yer bulmanın kolaylaşmasından kaynaklı olarak durmadan aydınlığı zedeleyip , onların içine kaçmak . Sonunu düşünmediği arzuların ve meçhul maceraların içerisine dalmak . Varlık bunu her zaman yapar . Gücünü sınar , sınırlarını zorlar . Gücünün yetmediği yerde yücelmek adına , daha büyük olanı aşağıya çekmeye çalışır . Aklın en pis tatmini değil midir bu ? Yanına tırmanamadığı yüksek şeyi aşağıda görmekten zevk alır . Yukarıya çıkabilmiş olanın , varlığın geneli adına başardığı şey ile gurur duymaz . Varlık pistir . Yok edebildikçe haz duyar . Tüketim üzerinden kimliğini var eder . Yazarı yok eden şey nedir biliyor musunuz ? Rol yazmanın ağırlığı değil , gerçek rollerin , yazılabilecek en dramatik şeylerden daha ağır oluşudur . Varlığa , diretebileceğin en büyük kurguya bakarsın . Onu arzularsın , onu maskelersin , onun içine düşmeye çalışırısın ancak varlığın içindeki karanlık , kurgu , hainlik her zaman daha fazladır . Kalemin diğer ucunda durana saygı bile , yapmacık bir sömürü tangosudur . Her zaman fazlasını göstermeye hevesli bir oyuncunun , yazarın kalemine fazladan bir şeyler katacağını düşünebilirsiniz . Ancak sahnede fazladan hak talep etmek , varlığın yazara boy ölçüşmesi ve en ilkel zamandan bu yana kalmış büyüklük göstergesinin doymak bilmez kalıntısıdır . İçinde bitmek bilmez bir açlık taşıyan varlık , her şeyin rengine çamur bulaştıran ve doğası gereği güzel olanı bile kurcalayarak satan , alışkanlık haline getiren , bir şeyleri , diğerlerinin zayıflıkları haline getirecek şekilde tasarlayarak metalaştıran bir hilebazdır . Oyunun bütünsel anlamını kurgulamak bu yüzden zordur . Çünkü her daim , ipleri kendi eline almak isteyip alt kuklalar oluşturmaya çalışan paçası tutuşmuş başka bir Geppetto türeyecektir . Büyük bir övünçle sahneyi var eden yüce aklı küçümseyecek bir çıkarcı , her zaman farklı bir delikten sıçrayacaktır . Bir başka telaş ve gündem üretmek isteyerek , övgüyü parçalayacak bir kıskanç her zaman doğacaktır . Çünkü kimse sahneyi boş bırakmak istemez . Çünkü varlık , övgüdeki payını almadan kurgunun akışına müsaade etmez . Tüm dünyevi şeytanları var eden açlık asla son bulmaz . Ayıpları son bulmayan sahnenin yazarı , bir noktada kendi oyununa yabancılaşabilir . Çünkü tüm bu sahneler adına görkemli bir şeyler yazmak isterken , seyircinin bütün ilgisini ve takdirini cezbedecek tüm o maskelerin kendisine baktığı süreci hesaplayamayabilir . Üst bir akıldan bahsediyoruz ancak şehvetli bir açlık besleyen insancıktan daha ilkel bir zihin yoktur . Ne bir hayvan ne de başka bir şey . Kendi bilincinin kusurları tarafından kemirilmeye başlanmış insancıklar kadar dişe diş , pençeye pençe olamaz hiçbir yırtıcı . Donuk gözlü ceylan gibi bakma sırası yazara geldiğinde kalem kırılır bazen . İşin tuhaf yanı nedir biliyor musunuz ? Biricikliğinden kusur duyulmaz varlığın ihaneti kutsal bir trajedidir . Oyunun büyüklüğüne zarif bir öz değer katan yazarın duyduğu tüm bu saygıyı görmeyen varlık , sahnenin tozunu yutmuş bu varlık , fırsat bulduğu ilk noktada yazarı taşlar . Tüm bu kostümler ve dekorlar bile bir silahtır elinde . Dili olmayanı kışkırtır , kışkırtılanı azdırır , azdırdığının sırtından hedefine yol alır . Kendi sesini bile kullanmadan savaşır . Oyunun en büyük haini olmaya dayalı arzusunda yaşlanır pek çoğu . Kendi oyununu yazarak bir diğer yüce yola sebebiyet vermek ister ve alt benliğini ilahlaştırır . İnsan ruhu doymak bilmez bir çukurdur . İçine düşen her şeyi , kendi saf varlığını besleyebilmek adına tüketir . Şeytan tasviri yaparken ötekileştirilmiş çirkin bir varlık sunmak bile varlığın kendi aşağılık duygusunun bir somut kanıtıdır . Kendisinde var olan bir hinliği , başka kötü bir şeyi modelleyerek hedefleştirmeye çalışır . Yazarı küstüren nedir biliyor musunuz ? Benliğini çatlatmış varlığın içinden doğan kibirli canavarların sebep olduğu karmaşadır . En sevilen , en örnek , en kudretli , en efendi gözükenlerin bile içlerinde yatan dağınık kötülük olgusunun kitlelerce alkışlanan bir şeye döndüğünü görünce , sözde çirkin ve ötekileştirilmiş şeytan bile bir komedi sahnesine bakmaktadır . Zayıf akılların içerisinde çürütülmüş tüm çiçekler toz olup uçarken , yeni bir tohum ekilmemiş bomboş bahçelerde dans eder şeytan . Yazar , onca güzel renk biriktirmiş ve yüce bir oyun düşünmüşken gördüğü savaş alanında öylece donup kalır . Çıkar kaygılı onca insanın sevgi çatısında alışverişlerini , birbirlerine denk olduğu söylenen varlıkların her fırsatta üstünlük adına bir diğerini aşağılayışını , kibir adına basamak basamak ezilen ruhların , günün sonunda 21 gram bile kalmayışını , fırsatını bulan her bir varlığın diğerine gücünü ve öfkesini kanıtlama arzusunu gördükçe sayfanın ve sahnenin başına geçmek istemez . Çünkü boynuz kulağı geçmiştir . Farklı bir ton olarak öylece durması gereken kavramlar , büyük oyun alanının en büyük trajedilerine ve vicdani katline döndüğünden , ortada temiz bir performans kalmamıştır . Tüm bu bulanık gözlerin avuçlarında , ezilmiş insanlığın pis kalıntıları çırpınıp durur alkışlarken . Bir süre sonra sahne bile utanıp perde kapatır biliyor musunuz varlığın pisliğinden ! Dal bile yaprak döker , kan bile utanır akıp gidişinden de varlık utanmaz . Dil bile utanıp kabuğuna çekilir de varlık utanmaz zorbalar üstüne üstüne . Af buyurun ama varlık kötüdür . Yüce görünümlü cüceler mevcuttur . Soylu gözüken soysuzlar gerçektir . Yazar küstüren ahmaklar hep oradadır . Orada da olacaklardır . Sahneye ihanet ederek parlamak isteyen her bir utanmaz da çoğunlukla gülecektir . Özünde önüne maskeler sunduğunuz her bir soytarı , niyetini bariz olarak ilk başta sizden gizleyecektir . Minik bir fırsat her zaman daha büyük bir hainliğin ilk basamağı olacaktır . Varlık doğası gereği kirlidir ve öyle kalacaktır . Yazar ise her daim sebebiyet verdiği bu garip sahnenin utancıyla , çok sevdiği kaleminden , kağıdından ve varlık sunduğu sahneden utanacaktır ...



Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın