Her biri başka bir anlam arayışının yükünü taşımakla yükümlü olmaktan dolayı bir takım tedirginliği ruhlarında hissediyordu . Onların vasfı tam olarak da buydu . Bazen bir zihnin ücra köşelerinde tüneyen , bazen bir kitap sayfasının arasında aniden var olan , bazen birileri onları bulsun diye değişik köşelere özenle ekilmiş birer tohumdan yeşerip , zamanla güzel çiçekler açıp , değişik ruhları tatmin ediyorlardı . Bir kısmı anlık olarak can bulan , bir kısmı dalınıp gidilmiş uzak bir köşeden yavaş yavaş hissedilen çok yönlü şeylerdi . Onlarla beraber her şeyin seyrinin değişiyor olması , onların birbirleri içlerinde çatışa çarpışa , sevişe , çırpına hallerinden türeyen pek çok yeni farkındalığı düşününce , kendi varlık sahalarından , kendi eşsiz oyunlarından , kendi sebebiyet verdikleri yeni yollardan bir hayli gururlu hissediyorlardı . Haklılardı tabii bir noktada . Onlar olmadan da insan bir yere varamıyordu genel olarak . Her şeyin bariz ve net olduğu güven dolu kucaklarda yavaş yavaş hin planlar belirince , ilk koşulan yardım kapısı olarak onlara gidildiğini çok iyi biliyorlardı . Öylece uyumuş ve sorgusuz sualsiz bakmış gözlerin ardından , kendilerine sığınıldığında kibirle ve göğüslerini gere gere sergiliyorlardı oyunlarını . Çünkü , bir köşede kurcalamak zorunda oldukları derin boşluklar , tanrı vergisi boş tuvallerdi ve bir takım yolların görünür olması için bazı nedenlere ve acabalara ihtiyaç vardı . Kaçınılmış onca sorgunun ardından , korkaklığa batmış tüm zihinler içerisinde yabanıl bir dürtüyle belirerek , durağan akışın içerisine , çığırtkan silüetlerle dalmak , en nihai kaosu doğurmak , onları zamanın bir parçası yapıyordu . Varlığın oluşuna sebebiyet değillerdi belki ama varlığın sürdürülebilirliği adına gereklilerdi . Hiçbir noktada var olmadıkları bir senaryoda yaşanan aşırı büyük uyuşukluğun ve afyon etkisinin getirdiği rezillik , çatışmanın kalbinde yatan zifir duygudan bile beter bir hal taşıyordu . Eğer hiç dokunmamış olsaydık onlara ve öylece seyrine bıraksaydık bu hayatı , işte o zaman berbat bir kadercilik ile çırpılıp , herkesi kendi çöktüğü çukurun ya da birileri tarafından itildiği ötekiliğin ortasında bırakır , cüce soytarılardan , yüce krallar doğururduk birer birer . Ancak attığımız adımların içerisine düşen endişede bile , onlardan ne kadar ürksek bile hissettiğimiz bu zavallı korkuların içerisinde bile asil bir duruşları var şu soruların , sorguların , soru işaretlerinin ! Çünkü her birinden sıyrıldığımız bir hayatın soysuz kuraklığında , ne bir yargı , ne bir kaygı , ne de bu sefil sistemsel süreçlerin işleyişine aykırı bir ses olmazdı . Affedilmek adına duyulmuş bir vicdan , bağışlanmak adına biriktirilmiş bir suçluluk , kılavuz olacak bir yol bulamazdık kendimize . Evet bir takım sorularla buluyoruz yolumuzu ! En ufacık varlığımızdan , titreyerek yürüdüğümüz ağır yaşlılığa kadar , dilimizin ucunda , zihnimizin ortasında ve hayatımızın tam içinde sorularla yaşıyoruz . Hüsranlarımızı bastırmaya , yapılanı anlamlandırmaya , olup biteni bir neticeye kavuşturmak adına sorulara bağlıyız . Sorularla bağlıyız hayata ! Kimsesizleştirilirken usulca , bir başka tanıma itelenirken arsızca ya da bağırırken çılgınca . Zihnimizin odalarında haykıran tüm bu sorularla dikeliyor omurgalarımız . Göğe göz süzdükçe hafifliyor ruhlarımız . Çünkü bir sorgunun ucuna bağlamak bir takım bilinmezlikleri ve delicesine istemek cevapları bizi yüce kılıyor şu sahada . Ruhlarımızda öylece kaybolup giden bir şeyler saklamak yerine , çengeline asıyoruz soru işaretlerinin ve hayat denizine sallıyoruz büyük bir iştahla ! Oltamıza takılacak cevaplara acıkarak , engin varlığın tadına bakmayı umarak , zihinlerimizde huzurla sığınabileceğimiz bir yer bulana dek dalıyoruz bu okyanusa . Fani bir hissin kudretli bir yankısı niteliğinde tüm bu sorgular . Gidilecek en doğru yerlere doğru uzanan değişik adımlar . Belki çok fazlalar , belki hep ordalar diye ağırlaşıyor bazen zaman . Sönüyor bazı hevesler ! Sorun yok , olsun ! İyi ki oradalar . Başka türlü ne bir dayanak olurdu başka konular , ne de bir yere kavuşurdu , öylece sahibini arayan avare ruhlar . Tüm bu soruların gölgesinde gezinen talepkar ruhlarımızın neticesinde doğuyor yarınlar . Aksi takdirde doğar mıydı tadına doyamadığımız binbir türlü maceralar ? Hiç sanmıyorum . Sormadan, yormadan olmuyor bazı tatlar . Öylece durduğu kadarıyla kaynamıyor bu kazan . Her şey birbirine karışmadan lezzet bulmuyor bunca boş duran . O yüzden ruhlarımıza , o yüzden akıllarımıza , o yüzden hayatlarımıza gerekiyor bu garip sorgular . Gerekiyor arayışı cevapların , gerekiyor yüzü suyu hürmeti bu merakların ...
GEREKLİ SORGULAR



Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın