Melankolinin Kültürel Tarihi

Melankolinin Kültürel Tarihi
  • 10
    0
    0
    0
  • Charles Bukowski’nin ‘’Hepimiz melankolinin tarihine yazılıyız’’ mısralarıyla başlayan bir şiiri vardır. Lirik kahramanın yaşadıkları hem milyonlarca insana hem de nesiller boyunca süren bir duyguya tanıdık geliyor: onu terk eden kadın yüzünden acı çekiyor ve hayata karşı umutsuzluğa kapılıyor. Buraya kadar her şey anlaşılabilirken şiir bir anda, beklenmedik bir mısrayla bitiyor; ‘’benim sorunum melankoliden bağımsız’’. Topluma göre anlamsız, düşük maaşlı işleri sürekli benzerleriyle değiştiren ve bu işleri takdir etmekten aciz olan bir dünyaya karşı tiksintiyle dolan ve kendini içkiyle arındırmaya çalışan Bukowski, muhtemelen neden bahsettiğini biliyordu ve bir zemini vardı. 

    Maske ve tarz değiştiren melankoli, her zaman sosyal bağlamla ilişkilendirilmiştir. Bu durumun nedenleri arasında kişi ile dış dünya arasındaki çatışma, ‘’kültürel memnuniyetsizlik’’ ve fikir bunalımları örnek gösterilebilir. Bir çağda akıl ve duyguları uzlaştıramamanın getirdiği kaygıyla ilişkiliyken, diğerinde –burjuva topluma karşı antipatiye ve üçüncüsünde de post-endüstriyel çıkmazların zemininde bir boşluk hissine dayanıyordu. Ve yıllar içinde de git gide daha tinsel bir belirti haline gelerek tıp ve psikolojinin ötesine geçip, varoluşsal düşüncenin alanına girdi.  Tarihsel olarak bu kelime modern psikiyatri ve psikoterapide başka isimlere sahip olan, az ya da çok tuhaf tezahürleri olan duygusal bozuklukları ifade ediyordu. Melankolinin en genel tanımı henüz tam teşekküllü bir psikoza dönüşmemiş, ancak bir kişiyi hayattan zevk almaktan mahrum bırakan, artan duyarlılığa ve ağır düşünmeye neden olan bir durum olarak veriliyor. 

    Depresyondan farklı olarak melankoli, yalnızca bir depresyon duygusuyla değil, aynı zamanda nevrotik bir yükselme ve öforiye neden olma durumuyla da karakterize edilir. Melankoli sadece bireyleri değil çağları ve toplumları da etkileyebilir. Bu duygusal nitelendirme hala sıklıkla müziği, sinemayı veya edebiyatı tanımlamak için kullanılmaktadır. Özellikle de 19. ve 20. yüzyıl geçiş döneminde kültürün aktif gelişimini kışkırtarak, çökmekte olduğu ileri sürülen toplumsal ruh hâlleriyle karakterize edilir. 

    Melankolinin Üç Rengi 

    İsveçli antropolog Karin Johannisson, melankolinin üç epistemini siyah, gri ve beyaz dönemler olarak tanımlar. 

    Siyah(17. ve 18. Yüzyıllar)

    Eski zamanların yazılarında bunalım hâli ve bunalımlı duygulara yatkın insanlar anlatılırdı. M.Ö 4.yüzyılda Hipokrat, bir kişinin mizacını, fiziğini ve sağlığını belirleyen dört unsur(humoral patoloji teorisi) doktrinini formüle etti. Bu doktrine göre siyah rengi melankoliye karşılık geliyordu. Dört unsur kavramı 18.yüzyıla gelindiğinde artık geçmişte kalmıştı ancak fiziksel salgıları ve ruhsal enerjileri birleştiren benzer tipolojiler geleneksel kültürlerde hâlâ varlığını sürdürüyor. Örneğin Japonlar 20.yüzyılda kan gruplarının keşfinden sonra, onları farklı kişilik tipleriyle ilişkilendirdiler. Dört unsurdaki siyaha dönecek olursak, Galen ve diğer antik doktorlar tarafından geliştirilen Hipokrat kavramına göre bir melankoliğin vücudundaki ‘’kara safranın’’ baskınlığı onu mutsuz ve dengesiz yapıyordu. Ancak ilginç olan şu ki vücutta kara safra diye bir şey yoktu, safra yeşilimsiydi. Michel Foucault’ya göre ‘’melankolinin kanı’’ duygusal aktarım nedeniyle siyahlaştı, maddeni rengine karanlık ve kasvetli duygular yansıdır. Rene Descartes deliliğin yoğun kara safrayla ilişkili olduğunu yazdı. 

    Melankoli daha sonra modern zamanlarda sistematik olarak açıklanmaya çalışıldı. 17.yüzyılda İngiliz din ve bilim adamı Robert Burton, Genç Demokritos takma adıyla bu durumun onlarca çeşidinden bahsettiği ve bunları gerçek hayattan örneklerle açıkladığı Melankolinin Anatomisi adlı kitabını yayımladı. Burton, bu konuda yazmanın –diğer birçok araştırmacı ve yazar için olduğu gibi- kendi melankolisi ile başa çıkmanın bir yolu olduğunu belirtti. 

    17. ve 18. yüzyılların melankolisinde siyah rengi, geçmişteki melankolik sıvının renginden ilhamını aldı ve kendi zamanlarının bu şekilde nitelenebilecek ruh hâlindeki kişileri gerek edebiyat gerekse de resim yoluyla aktardı. Albrecht Dürer’in Melankoli gravürü ile gelen melankolinin anlam değişimi, sanat tarihçisi Erwin Panofsky’nin bu çalışmanın ‘’zihnin sınırlarının farkında olduğu için acı çeken, göksel dürtülerden ve ebedi fikirlerden ilham alan’’ yorumuyla açıklandı. Bununla beraber melankoli romantik bir hava kazandı ve üstün zekâlılıkla ilişkilendirilmeye başlandı. Faust’un kasveti de bir çıkış yolu bulamayan ve yıkıcı hâle gelen duyguları gösteriyor. Rönesans ideallerinin krizine damgasını vuran bu özellikler, yüzyıllar boyunca ressamlar ve yazarlar tarafından daha da ileriye taşındı ve ardından 20.yüzyılın rock müzisyenleri tarafından benimsendi. 

    Gri(18. ve 19. Yüzyılların Sonları)

    19.yüzyılda melankoli anlamı değişmeye başladı. Byron’un ve Kierkegaard’ın kahramanlarının alaycı duruşu, toplumun neden olduğu hayal kırıklıklarını ve can sıkıntısını ifade etti. Melankoli bedensel bir rahatsızlıktan, bir sosyal ifade biçimine dönüşmeye başladı. Aynı zamanda bir sınıf karakterine de sahipti. Özel insanlara özgü bir ruh hâli olduğuna inanılıyordu. Köylülerin ve işçilerin böyle duygular yaşamadığı düşünülüyordu. 

    Oscar Wilde’ın karakterlerinin dünyanın samimiyetsizliğine karşı kırgınlıkla söylenen sözleri de melankolinin o dönemki algılanan hâlini gösteriyordu. Huysmans’ın ‘’Tersine’’ romanının kahramanı Des Esseintes de kendini sürekli hasta ve uyuşuk hissediyordu. Ancak bir süre sonra kendi melankolisini estetik olarak şekillendirmeye başladı ve bundan farklı eğlenceler yaratmayı denedi. Örneğin sürekli hasta olması ve uyuşuk hissetmesi nedeniyle bir eğlence düzenledi ve gelen konuklara çıplak kadınlar hizmet etti. Bu da can sıkıntısının yarattığı içsel bir durumun dışa yansıması olarak gösterilebilir. Tahsin Yücel tarafından Türkçeye çevrilen bu önemli roman nedense ülkemizde pek yüzüne bakılmayan bir kitap olarak kalmıştır. 

    Arthur Rimbaud’nun ‘’tüm duyuların sistematik bozukluğu’’ dediği noktada da anormalliğe bilinçli olarak ulaşma çabası da yazarların eserlerinde bunun akabinde sık görülmeye başlanır. Özellikle ‘’montmarte’’ kahramanlarıyla ön plana çıkan yapıda bireyin her türlü incelikten ve genel nezaket kurallarından bilinçli olarak vazgeçmeleri, bilinçli olarak eski püskü giyinmeleri, absent ve afyonla daha da artan melankolileri net bir şekilde burjuva karşıtı tavırdır. Bunun yanı sıra macera arayışında olan bir estetik yapı da görülüyordu. Romantik yazarlar, şairler ve bazı gençler ruhun özüne dair bir özlem yaşıyor ve onu bulma umuduyla uzun seyahatlere çıkıyorlar, doğaya kaçıyorlardı. Bu seyahatlerin(kaçışların) nedeni olarak toplumun kişinin gerçek benliğini ele geçirmesi ve bu gerçek benliği yeniden bulma arzusu gösteriliyordu. 

    19.yüzyılın baskıcılığı cinsiyet fark etmeksizin kendini her birey üzerinde gösterse de kadın melankolisi için durum farklıydı. Siyah melankolinin ardından gelen gri melankoliyle, melankoli soyut bir anlam olarak zihinlerin onu kavramasına neden olsa da kadınların gösterdiği belirsiz üzüntüler, geçmeyen içsel sıkıntılar fizyolojikleştirilmeye çalışılıyor, mutlaka ardında bir hastalık aranıyordu. Flaubert Madame Bovary’de, Tolstoy ise Anna Karenina’da ele alınan kadın melankolisinde aslında bu içsel durumun –kadına dair fizyolojik bir sebep olduğunu gösteren yorumlarda bulunmuşlardır(Madame Bovary’nin bu melankolik hâlinin onu ölüme götürmesi ve Tolstoy’un Anna Karanina’nın rahatsızlık hissini ilaçla yatıştırmaya çalışmasını belirtmesi gibi).

           

    Beyaz(20. ve 21. Yüzyıllar)

    Beyaz melankoli ilk olarak 18.yüzyıl şairi Thomas Gray tarafından bir zarafet olarak tanımlandı. Bunun bir ironi olup olmadığı muamma. Fransız psikanalist Andre Green’e göre beyaz melankoli, insanların ne kaybettiklerini gerçekten anlamadan kayıplardan muzdarip oldukları bir durumdu. Bu kaybın sözlü ifadesi yoktu, ancak kişinin bir şeyle doldurmaya çalıştığı boşluk hissi vardı. Hızlanan üretim ve tüketim ile modern dünya, bilinci bulanıklaştırmak için gittikçe daha fazla yol sunmaya başlamıştı. 

    Karin Johannisson’a göre 20.yüzyılın beyaz melankolisi, 19.yüzyılın gri melankolisinden farklıdır, çünkü kişi artık gerçek doğasıyla bağını kaybettiğine inanmaz. Ancak kişisel gelişim kitaplarının söylemeye çalıştığı tamamen bu varsanım üzerine kuruludur. Önceki asırlarda melankoli bahsettiğimiz gibi bir sınıf farkı olarak görülürken, yoksulların, işçilerin ve köylülerin rüya görme hakları bile yok sayılmış, rüya gördüklerini iddia edenlere ise yalancı gözüyle bakılmışken, bu dönemde melankolinin artık tüm sınıflara ulaşmış olması da burada bir pazar oluşmasına neden oldu. Lars von Trier Melankoli filminde aslında göstergesel olarak bu mevzunun ‘’pazar’’ boyutuna eleştiride bulunmuştur. 

    Yeni Bir Melankoli Biçimi Olarak Tükenmişlik 

    Günümüzde melankolinin yerini, çağımızın en yaygın duygu ve sinir bozukluklarından biri olarak kabul edilen ‘’tükenmişlik’’ almıştır. Bununla nasıl başa çıkılacağı esas olarak popüler psikoloji ve kişisel gelişim çerçevesinde tartışılmaktadır ancak bu fenomen kültürel-felsefi bir şekilde yeterince anlaşılamamıştır. 

    1980’lerden bu yana güçlü ekonomik büyüme ve girişimciliğe olan ilginin zemininde bu durum hakkında çok fazla konuşma yapıldı. Özellikle Doğu’nun katı yönetilen devletlerinde ve sistematik çalışmaların prensip olduğu Batı ülkelerinde bu ruhsal değişiklikler toplumun temellerini sarsıyor göründüğü için üzerinde çok fazla duruldu. Dolayısıyla yeni fenomende melankoli kişinin kendisi ve çevresi hakkındaki fikirleriyle ilişkilendirilmeye başlamıştır. Bu nedenle melankolinin 21.yüzyıldaki biçimi, toplumun temel sorunlarını yorumlamanın anahtarı olabilir. 

     

    Kaynakça

    1)Robert Burton/Melankolinin Anatomisi

    2)Angus Gowland/The Worlds of Renaissance Melancholy

    3)Karin Johannisson/Melankolian Huoneet

    4)Michael Alan Taylor and Max Fink/Melancholia: the diognosis, pathophysiology, and treatment of depressive illness

     

    Kapak Fotoğrafı: Edward Munch-Melancholy(1891)


    Yorumlar (0)

    Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

    Yorum Bırakın

    Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için buraya tıklayınız.