
Evren Postası isimli sanatçımızdan harika vurgular içeren bir çizimle karşınızdayım. TV isimli bu çalışma, her detayına ayrı parantez açılmasını gerektirecek kadar derin. Bir kere çalışmaya ana fikir oluşturan televizyon hem günümüz teknoloji çağında yer bulabilecek bir konu, hem de ilk çıktığı zamandan bu güne kendi başına gündemde olan bir mesele. Tabi şu da var, televizyonun hayatımızdaki konumu teknolojinin geçirdiği evrimden ötürü büyük farklılıklara uğradığının farkındayız.
Peki bizim için fazlasıyla klasikleşen bir kavram olsada televizyon nedir?
Televizyon veya kısaca TV, bir vericiden elektromanyetik dalga hâlinde yayımlanan görüntü ve seslerin, ekranlı ve hoparlörlü elektronik alıcılar aracılığıyla tekrardan görüntü ve sese çevrilmesini sağlayan haberleşme sistemidir. Aynı zamanda kitle iletişim aracı da olan televizyon, yayımlanan görüntü ve sesleri alıcıya ulaştıran elektronik cihazdır.
Görüntü ve sesleri aldığımız bir cihazdır dedik doğru ama teknolojinin evrildiği durumla beraber bu cihazın konumu nedir? Günümüzde her ne kadar bir çoğumuz haber almak, film izlemek, müzik dinlemek için mobil cihazlardaki internet tabanlı uygulamaları tercih ediyor olsakta televizyon hâlâ evlerin baş köşesindeki yerini koruyor. Bu da televizyonun varlığını devam etmesini sağlayan büyük köklere sahip olduğunu gösteriyor. İşte tam da bu yüzden Evren postasının 'TV' isimli bu çalışması ve oradaki kadın figürünün bağlayıcılığı bu köklere büyük bir atıfta bulunuyor.
Bir kelimenin etimolojisi o kelimenin ruhunu anlamakta önemli bir yere sahip. Televizyon kelimesi de Eski Yunancada “uzak” anlamına gelen telos ve Latincede “görmek” anlamında kullanılan visio kelimelerinin birleştirilmesiyle oluşturulmuş bir kavram. Cidden de televizyonun işleyişine, işlevine ışık tutan bir adlandırma. Görmek-visio, pek çok şeyi görmemizi sağlayan bir aracı televizyon doğru ama her görme etkin bir görme değildir buna da dikkat etmeliyiz.
Amerikalı yazar Neil Postman Televizyon Öldürücü Eğlence kitabındaki şu satırlar dikkat çekici:
- Televizyon okuma-yazma kültürünü genişletmez ve pekiştirmez. Tersine, okuma-yazma kültürüne saldırır.
- "Görmek inanmaktır" sözü epistemolojik bir aksiyom olarak daima önde gelen bir konumda olmuştur; ancak "söylemek inanmaktır", "okumak inanmaktır", "saymak inanmaktır", "çıkarsama yapmak inanmaktır" ve "hissetmek inanmaktır" gibi sözler de kültürlerin medya değişimine uğramasıyla önemleri artan ya da azalan sözlerdir.
Tam da bu çizimin detaylarını anlamamızı sağlayacak satırlar bunlar.

Evren Postasının başarılı kalemindenden çıkan bu çizim Postman'ın görmekle ilgiliği söylediklerini hem destekler nitelikte, hem de yaşadıklarımızın, yaşadıklarımızın bize aktarılışının duygularımızı köreltişine bir atıf içermekte.
Körlük kavramının gözlerle değil zihinle alakalı olduğunu, gerçekleri görmek istemeyen kişideki problemin gözlerinde değil olayları algılayışında olduğunu Evren Postası büyük bir incelik ve derinlikle çizgiler dünyasına aktarmayı başarmış.
Çalışmayla aynı isime sahip olan, Jose Saramago'nun Körlük kitabına yer vermezsek olmaz:
“Bence biz kör olmadık, biz zaten kördük, Gören körler mi, Gördüğü halde görmeyen körler.” Çizimdeki sarı şeritler, gördüğü halde görmeyen körlere...
Elias Canetti Kulak Misafiri kitabında şöyle diyor: ''Durmaz sözcükler. İnsan kurtulamaz onlardan, sıkarlar seni, sıkarlar, hava almak için soluk soluğa kalırsın, sözcüklerden kaçmanın olanağı var mı?''
Sizce sözcüklerden kaçmanın olanağı var mıdır? Kulakları sak, duyarlı insanlar için bu asla mümkün değil. Ancak kulağı ağır, kulağına labirentler örmüş insanlar bu konu da şanslılar sözcüklerden kaçabilirler. Daha izole bir hayat kurabilirler kendilerine belki de. Tabi ki tartışmaya açık bir durum bu. Ama laf anlatmanın güçlüğünü labirentle ilişkilendirme başarısından ötürü çizerimiz Evren Postasını kutluyorum.

Güneş her gün yeniden doğar, hayatta her zaman umudun var olduğunu bize hissettiren bir cümle. Çizimde yüze vuran dalgalı ışık, hayatta bize kapı aralayan umudun ışığı. Ernest Hemingway'in Güneş de Doğar romanı yeryüzündeki umut kavramının bir ucundan tutan bir kitap. Hemingway'in bu romanında dediği gibi: ''Gündüz her şeyi oluruna bırakmak daha kolaydı ama, gece başka oluyordu.'' Yeni günle yeni umutlar doğar. Gecenin insanı içine çeken bir çaresizliği ve umutsuzluğu vardır. Ama unutmamalıdır zor geçen her gecenin ardından yeni bir gün doğar. Doğan bu yeni günün ilk ışıklarına da çizerimiz yer vermiş.
Çizimlerindeki sesi yazıya dökme imkanı veren Evren Postası'na teşekkür ediyorum.
Çizerimizin diğer özgün eserlerine de göz atmak isterseniz instagram sayfasına göz atabilirsiniz: evren_postasi



Yorum Bırakın