Öncelikte "halifelik" kelimesinin ne anlama geldiğini bilmek gerekir. Sözlükte ‘Halife olma durumu, Halifenin görevi, hilafet’ demektir.[1] Bu makamı "halife" işletir. Sözlükte halife ise "Hz. Muhammed’in vekili" anlamına gelir.
Dinî açıdan yorumlamak gerekirse Kur’an’da rastlanmaktadır.[2] Onun dışında "vekil" sıfatına rastlanmıyor. Padişaha "dokunulmazlık" kazandırmak amacıyla kullanıldı. Dinsel bir anlamı olmayan bir kurumu kaldırmanın dinsizlikle ilgisi olmadığını zaten önceki sayfalarda belirttim.
MEB başta olmak üzere pekçok eğitim kurumları, hatta kitaplar Yavuz Sultan Selim'in ilk halife olduğunu bize ezberletti. Yavuz Sultan Selim kendini halife ilan etti. Oturulan bir makam olmadı. O dönemde sınır valileri de kendilerini halife ilan ettiler. Halifelik, İlber Ortaylı’nın anlatımıyla "ruhanî bir kurum" olması ilk olarak 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması’na dayandı. İlk kez resmî olarak bu antlaşmada halifelik geçti.[3] Ardından 1779’da Aynalıkavak Tenkihnamesi’nde yer aldı. Osmanlı padişahları dine şirk koşarak kendilerine "zillullahi fi’l-arz" yani "Allah’ın yeryüzündeki gölgesi" sıfatını kullandılar.
Dolayısıyla Osmanlı Devleti'nin, dini kullanma üzerine politikalar yürüttüğünü anlamış olduk. 3 Mart 1924'te halifeliğin kaldırılması ile birlikte aslında bir şirk son bulmuş oldu, "Allah'ın yeryüzündeki gölgesi" kavramında dinî açıdan baktığımızdan İslam'da yeri olmayan bir kavramdır.
Mustafa Kemal, halifeliği şu şekilde tanımlıyor:
"Tarihimizin en mesut devresi hükümdarlarımızın halife olmadıkları zamandır. Bir Türk padişahı, hilâfeti her nasılsa kendisine mal etmek için nüfuzunu, itibarını, servetini istimal etti. Bu sırf bir tesadüf eseriydi. Peygamberimiz tilmizlerine dünya milletlerine İslamiyet’i kabul ettirmelerini emretti, bu milletlerin hükûmeti başına geçmelerini emretmedi. Peygamberimizin zihninden asla böyle bir fikir geçmemiştir. Hilâfet demek, idare, hükûmet demektir. Hakikaten vazifesini yapmak, bütün Müslüman milletlerini idare etmek isteyen bir halife, buna nasıl muvaffak olur? İtiraf ederim ki bu şerait dahilinde beni halife tayin etseler derhal istifamı verirdim... Fakat tarihe gelelim, hakayıkı (gerçeği) tetkik edelim, Araplar Bağdat'ta bir hilâfet tesis ettiler, fakat Cordou'da bir hilâfet daha vücuda getirdiler. Ne Acemler ne Afganlılar ne Afrika Müslümanları İstanbul halifesini asla tanımadılar. Bütün İslâm milletleri üzerinde ulvî vazife-i ruhaniyesini ifa eden yegâne halife fikri hakikaten değil, kitaplardan çıkmış bir fikirdir. Halife hiçbir zaman Roma'daki Papanın Katolikler üzerindeki kuvvet ve iktidarını gösterememiştir."[4]
Kimilerinin iddia ettiği gibi halifeliğin kaldırılması İngilizlerin yararına değil, zararına oldu. Emperyalizm, sömürge yapmak için kendine halife ve müslüman ister. Ali Baran Gönder: "İstanbul'da Halifeyi bırakarak kendi kontrollerinde bir çeşit Vatikanlaştırma istiyorlar." Osmanlı halifeleri, Turgut Özakman'ın ifadesine göre "İngiliz ve Alman emperyalizmine omuz vermiştir."[5] Şu anlaşılmalıdır ki, Osmanlı halifeliği din sömürüsü olarak kullandı ve bu da emperyalistlerin istediği tarza bir politikaydı. Mustafa Kemal de bu zinciri kırdı ve belki de İslam'a en büyük hizmeti yaptı. Kurtuluş Savaşı'yla birlikte verilen tam bağımsızlık mücadelesiyle başta halifelik İngilizlerin elinden kurtarıldı ve Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra da kaldırıldı.
------------------------------------------------------------
[1] Lise Türkçe Sözlük, Karatay Yayınları, 2020.
[2] "Kur'an-ı Kerim'de hilâfet kelimesi geçmez. Halife ve çoğulu olan hulefâ veya halâif kelimeleri de devlet başkanı anlamında değil, sözlük anlamıyla birçok ayette kullanılarak insanın, Allah'ın yeryüzündeki halifesi olduğu vurgulanır (Bakara 2/30; En'âm 6/165; A'râf 7/69,74)" (HİLÂFET Ansiklopediler - TÜBİTAK)
[3] Bkz. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, IV. Cilt, I. Bölüm, s. 422.
[4] Ali Koray Kaya, Bir Cumhuriyet Hikayesi, 2023. s. 33.
[5] Turgut Özakman, Vahdettin, M. Kemal ve Milli Mücadele, 2020 s. 597



Çapsız ca