Franz Kafka tarafından 1926 yılında yazılan ve gizemli bir şatoya kadastrocu olarak aranıp da şatodaki yöneticilere bir türlü ulaşamayan K.'nın verdği mücadeleyi anlatan Şato romanındaki anak karakter K., totaliter bir lider olan Klamm'a ulaşmak için her türlü yolu denemesine karşın sonuç hep olumsuz olur, ne Klamm'la konuşabilir ne de şatoya neden çağırıldığını öğrenir. Roman bailı başına evrensel bir konuyu ilker aslında: Baskıcı, totaliter bir devlet yönetiminin altında isteğini bir türlü elde edemeyen, umutla girdiği yoldan çaresiz çıkan, sesini ne kadar duyurmaya çalışırsa o kadar hor görülen, düşünceleri umursanmayıp hükümet altında ezilen insanların metaforudur Şato. İsmini K. Olarak bildiğimiz ana karakter, her zaman gördüğü, gitmede herhangi
bir engel görmediği fakat gitmeye kalksa bu uğraşı nafile yapacak bir güç tarafından engellendiği, bir türlü varamadığı şatonun eöirlerine göre hareket eder, sözde bir "çalışanıdır" oranın ama onu görevlendiren kişiyle hiç karşılaşmamıştır. Sadece Kö da değil, şatoda çalışan birçok kişi için meçhul biridir Klamm. Yalnızca kitabın başlarında, onu Frieda'nın sevgilisi olduğu zamanlarda bir handa odanın içinde uyurken görmüştü ama 297 sayfanın birinde bile tüm çabalarına rağmen adamın karşısına çıkıp kendini anlatamadı. Tam başaracağı sırada yoluna türlü türlü engeller çıktı. Ve şatoya giden yolda edindiği yeni deneyim ve maceralar...
Köye geldikten sonraki kısa süre içerisinde şatonun habercisi Barnabas'ın evinde kalmaya başladı. Sonra tanıştıklarında kendisini Klamm'ın sevgilisi olarak takdim eden Frieda ile sevgili olup handa yaşamaya başladı. Hancı kadın ondan hiç memnun değildi ve ona güvenmiyordu. K'ninse tek bir hedefi vardı, ne yapıp edip Klamm'la konuşmalıydı. Köyün muhtarı, K'nin ona yaptığı ziyaret sırasında şu sözleri söylemişti: "Bugüne kadar çok şeyin belirsiz olması, size saygıyla davranılmasını gerektiriyor. Sonunda gidip gitmeme kararını verecek olan sizsiniz " Zira K'nin eline şato tarafından bir telgraf geçmiş ve o da kâğıtta yazılanlara uyarak upuzuuun bir yolculuğa katlanmıştır ama kime gitse bir kadastrocuya ihtiyaç olmadığını söyler. Ne yapacağını bilemez, para kazanmaya ihtiyacı vardır ve ailesini geçindirmek için bir okula hademelik yapmaya başlar. Bir yandan da bu yanlış anlaşılmanın aslını açığa çıkartması gerekiyordur. Elbette bu süreçte, köyde yaşamaya devam etme ya da evine dönme kararı kendisine verilir.
Kitabı okurken içimden küfretmek geldi çoğu zaman: K.'nın yardımcılarına son derece kaba davranmasından tutun hancıya ve karısına, öğretmene, muhtara, K.'nın yardımcıları Arthur ile Jefemias'ın dönekliğine, Klamm'a ve ilerleyen sayfalarda da Frieda'ya. Ve elbette bildiklerini geç söyleme, şatoya haber götüreceğim deyip de sözünü tutmama huylarından dolayı Barnabas'a. Ama açık ara en fazla Klamm'a!
Buna karşın, kitap, içindeki felsefî ve politik öğretilerve metaforlarla bir hayli ilgi çekici. Dili ağır ve edebi oldupu için müthiş bir dikkatle okunması gerekiyor, aksi hâlde olayların birbiriyle nasıl bağlandığı kaçıveriyor ve benim gibi her sayfasını dört beş defa gözden geçirmeniz gerekiyor😕 Şahsen kitabı bitirince kafam allak bullak oldu ama benim için bir kitabın en önemli özelliklerindne biri, üslubunun ve tasvirinin güçlü olmasıdır ve betimlemelerinden bir kere bile sıkılmadığım, gözümde rahatlıkla canlandırabildipim bir romandı bu. Wdebiyat öğretmenim de, bu kitabı beş yıl sonra tekrar okumam gerektiğini, o zaman daha iyi anlayabileceğimi vurguladı.
Felsefe gibi akıl patlatıcı konulara ilgisi olan herkese önerebileceğim bir kitap✨ ama dediğim gibi, yaş ilerledikçe daha iyi anlaşılabilecek bir eser...



Yorum Bırakın