Türk milleti tarih boyunca zekâsı, pratikliği ve uyum kabiliyetiyle öne çıkmıştır. Orhun Yazıtları’ndan günümüze kadar uzanan süreçte, Türklerin devlet kurma, strateji geliştirme ve bilimsel düşünceye yatkınlıkları dikkat çekmiştir. Ancak bu potansiyel, her zaman doğru şekilde değerlendirilmemiştir. Türk milletinin aptal olduğunu vurgulanmıştır ve halka çoğu kez hakaret edilmiştir.
Toplumsal zeka, zamanda toplumun içinde yeşeren bir güçtür. Türk milleti, tarih boyunca savaş meydanlarında stratejik hamleleriyle, bilim ve sanat alanında üretkenliğiyle zekâsını kanıtlamıştır. Örneğin, 11. yüzyılda Kaşgarlı Mahmud’un Divânu Lügati’t-Türk adlı eseri, Türklerin dil bilincini ve kültürel zekâsını ortaya koyan bir bilimsel çalışmadır.
Modern çağda bu zekâ çoğu zaman köreltilmiştir. Eğitim sistemindeki eksiklikler, özgür düşüncenin yeterince teşvik edilmemesi ve bireysel yeteneklerin desteklenmemesi, Türk milletinin sahip olduğu doğal zekânın tam anlamıyla ortaya çıkmasını engellemiştir. Zeki bir millet, doğru yönlendirilmediğinde sıradanlaşabilir; bu da aslında potansiyelin köreltilmesi anlamına gelir.
Atatürk, "Türk milleti çalışkandır, Türk milleti zekidir!" derken yanılmamıştır. Bu zekânın ve çalışkanlığın yeniden parlaması için Türk milletinin bir an önce kitaplara yönelmesi, kendi tarihini ve kültürünü tekrar tanıması gerekmektedir. Gerek fen bilimleri gerek de sosyal bilimlerde kendini geliştirmesi gerekmektedir. Cehalet, en büyük engeldir; bilgiyle beslenmeyen zihin körelir, yanlış yönlendirilir. Türk milleti, kafasını doğru şekilde kullanarak, düşünce gücünü geliştirmeli ve çağın gereklerine uygun bir şekilde kendini yeniden inşa etmelidir. Kitap, aklın ışığıdır; o ışık olmadan zekâ karanlıkta kalır. Bunun olmasını istemeyenler de vardır. Bunun nedeni ise bilinçlenen, sorgulayan ve düşünen bir millet, kolayca yönlendirilemez. Cehalet, bazı çevrelerin işine gelir; zeki bir milletin potansiyelini köreltmek isteyenler, onu bilgisizlikle, saçma sapan işlerle meşgul etmeye çalışır. Bunun için politikacılardan tutun, fenomene kadar kullanabilirler.
Bugün de aynı şekilde, bilgiyle donanarak, aklını doğru kullanarak ve cehaleti yenerek yeniden yükselmek zorundadır. Tıpkı Atatürk döneminde olduğu gibi.
Bugün sokaklarda, ekranlarda ve kürsülerde görülen cehalet, tesadüf değildir; bilinçli bir şekilde beslenen bir karanlıktır. İnsanların sorgulamasını istemeyenler, onların düşünmesini de istemez. Çünkü düşünen insan, hesap sorar; bilen insan, kandırılmaz. Türk milletinin zekâsını köreltmeye çalışanlar, aslında kendi çıkarlarını korumak için milletin geleceğini feda etmektedir.
Bu zinciri kırmak zorundayız. Türk milleti, kitapla, bilgiyle, bilimle yeniden ayağa kalkmalı; cehaleti bir utanç vesilesi olarak görmeli ve aklını doğru şekilde kullanmalıdır. Bu milletin en büyük düşmanı dışarıda değil, içeride beslenen cehalettir.



Yorum Bırakın