Basketbolda 60 saniye uzun bir süredir. Skor tabelasına baktığınızda yalnızca bir mola gibi görünür ama parkede geçen o 60 saniye, bazen bir sezonun yönünü değiştirir. Bir koçun ellerini “T” şeklinde birleştirdiği o an, sadece oyunu durdurmaz; ritmi keser, paniği bastırır, inancı yeniden kurar.
Bu yüzden molalar çoğu zaman taktikten çok daha fazlasıdır. Bazen bir reaksiyon, bazen bir meydan okuma, bazen de dağılmak üzere olan bir takımı yeniden bir araya getirme anıdır.
Ivković’in Mirası: 2012 İstanbul
Bu gerçeğin en çarpıcı örneklerinden biri, 2012 EuroLeague Finali'nde yaşandı. Olympiacos, CSKA Moskova karşısında üçüncü çeyrekte 19 sayı gerideydi (53-34). Tabela, birçok kişi için maçın bittiğini söylüyordu. Ama kenarda duran Dušan Ivković için oyun hâlâ devam ediyordu.
O molalarda bağıran bir antrenör yoktu. Panik yoktu. Tahtaya çizilen setlerden çok daha önemli bir şey vardı: Sakinlik. Oyuncuların gözlerinin içine bakıp “hâlâ buradayız” diyebilen bir lider.
O molalardan sonra parkeye dönen takım, aynı takım değildi. Fark yavaş yavaş eridi. Her savunma bir reaksiyona, her hücum bir inanca dönüştü. Ve maçın son anında Georgios Printezis topu potaya bıraktığında, o şut sadece bir sayı değil; molalarda kurulan sabrın ve güvenin sonucu oldu.
Kalkan ve Kılıç: Modern Basketbolda Mola
Bugün modern basketbolda mola hâlâ en güçlü hamlelerden biri. Kenardan çizilen bir set, “ATO” (After Time Out) dediğimiz o tek hücum planı, kilidi açabilir. Ama asıl etki çoğu zaman görünmezdir. Bazen bir koç, öndeyken bile mola alır. Çünkü bilir ki rakibin rüzgârı büyümeden kesilmelidir.
Ergin Ataman gibi koçlar ritmi durdurmak için, Šarūnas Jasikevičius gibi koçlar ise oyunu yeniden kurmak için molayı kullanır. Bazen bir kalkan, bazen bir kılıçtır o 60 saniye ama en önemlisi şudur; mola, sadece oyunu durdurmaz, aynı zamanda oyuncuların kafasındaki gürültüyü de susturur.
Hayatın İçinden Bir "Mola"
Ivković’in sakinliği, Phil Jackson’ın sessizliği ya da Jasikevičius’un müdahalesi… İster NBA’de olun ister EuroLeague’de; nerede olursanız olun hepsinin ortak bir noktası var: “Oyun durduğunda, aslında yeniden başlar.”
Çünkü bazen kazanmak için ihtiyacınız olan tek şey, o 60 saniyelik sessizliğin içindeki cesarettir. Siz siz olun, her şey karmaşıklaştığında ya da dibe battığınızı düşündüğünüz o anda, yanınızda bir koç ya da herhangi bir destek olmasa dahi, sadece durun. 60 saniyelik bir nefes, bittiğini sandığınız bir oyunun anahtarı olabilir.
Diğer İçerikler İçin:
Sporun En Gerçek Hâli: Yerel Organizasyonlar
Sporun Görme Biçimleri: İzlemek mi, Deneyimlemek mi?



Yorum Bırakın