Gün içerisinde birçok seçim yaparız, kaçı gerçekten bizim seçimimizdir? Kierkegaard insanın seçimleriyle varlığını oluşturduğunu savunur. Bu bir özgürlüktür ve insanda kaygı yaratır. Kaygıyla yüzleşen kişi, belirsizlikle yüzleşmiştir. Seçimleriyle olasılıklar arasından kendini seçer. Böylelikle benlik inşa edilir.
"Kendini seçmek cesaret ister." -Kierkegaard
Etrafımızdaki insanlar susmaya başladığında, içimizdeki ses konuşmaya başlar. O ana dek savrulur insan, herkes doğru olanı önceden belirlenmiş hatta hayatınız önceden yazılıp çizilmiştir. Kendililiğin bu doğrular olduğu yanılgısına düşen kişi kendisini seçemez.
"Ne yaparsan yap pişman öleceksin. Belki yaptıklarından belki yapamadıklarından." -Dostoyevski
Bu alıntıyı okuduktan sonra etrafımdaki nesnel doğruculuktan pişman olmak yerine, kendi doğrularımdan pişman olmalıyım dedim. Benim doğrularım belki en hayalci yandan toz pembe olsa dahi en azından yaşamımda benim hata payım olur diye düşündüm. Yaptığımız seçimler istediğimiz sonuçlar doğurmazsa zorunlu olan olur der Nietzsche. "amor fati" kavramıyla başınıza gelen zorunlu olanları yani kaderinizi sevin demektir. Zorunlu olandan burada kasıt nedenselliktir. Her şey bir neden-etki silsilesi içinde olur. Başıma gelen yanlış seçimler için geriye gidebilirim elbette. Şu sebeple o an bu seçimi yaptım, o an şunu düşündüm, sonra kendimi burada buldum ve şimdi bu yazıyı yazıyorum. Fakat özünde hepsi bir nedensellik içerisinde gelişti ve türlü olasılıklar içinden olması gerektiği için oldu. Kader, burada kendi içinde zorunlulukla belirlenen nedenlerle oluştu.
"Hiçbir şeyin farklı olmasını istememek, ne ileriye ne geriye ne de sonsuza dek. Sadece gerekli olana katlanmak değil, hele ki gizlemek değil... Onu sevmek." -Nietzsche
Eskiden şeyler sen ne kadar gidersen git sana gelir ve buna da kader denir, sanardım. Fakat tesadüf kaderin davetiymiş, o şeyi seçme yani birlikte kalmaları senin gayretine bağlıymış. Kader, gayrete aşıkmış.
"Bazen öğrenmenin tek yolu yaşamaktır." -Matt Haig
Olasılıkları düşünüp durduğum gecelerde, kendimi seçtiğim o yol acaba nasıl olurdu diye düşünüp durmak istemiyorum. O yüzden acabayı bırakıp öğrenmenin tek yöntemi olan yaşama cesaretindeyim. Hepimiz için en ait hissedeceğimiz, içinde zamanın büküldüğü olasılıklardan birinde; gayret kaderi bulacak, kader de gayrete ayak uyduracak. Bize de sadece yaşamak kalacak.
O halde cesaretsiz yanınıza seslenerek Charles Bukowski'nin sorusunu sormak istiyorum,
Dünya sana kim olman gerektiğini söylemeden önce, sen kimdin?


Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın