Bilgi çağında yaşadığımız söylenir. Her şeyin erişilebilir olduğu, gerçeğe ulaşmanın hiç olmadığı kadar kolaylaştığı iddia edilir. Ancak bu iddianın arkasında görmezden gelinen temel bir gerçek vardır: Yanlış bilgi bu kadar yaygınken, doğru bilginin sesi aynı ölçüde duyulmamaktadır.
Ve bunun en önemli nedenlerinden biri akademinin sessizliğidir.
Bugün toplumda dolaşan pek çok yanlış bilgi, yalnızca bilgisizlikten değil; o yanlışın zamanında ve güçlü bir şekilde karşılık bulmamasından kaynaklanır. Çünkü bilgi üretmek ile o bilgiyi savunmak aynı şey değildir. Akademi ilkini yapar, ancak çoğu zaman ikincisini ihmal eder.
Oysa yanlış bilgi boşlukta yayılmaz.
Yanlış bilgi, karşısında güçlü bir doğru bulamadığında büyür.
Bugün akademik çevreler sayısız makale, tez ve araştırma üretmektedir. Ancak bu üretim, toplumda karşılığı olan yanlış anlatılarla doğrudan yüzleşmediği sürece, kendi sınırları içinde kalmaya mahkûmdur. Akademik metinlerin varlığı, yanlış bilginin etkisini kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
Çünkü toplum akademik makale okumaz.
Toplum, kendisine ulaşanı benimser.
Tam da bu noktada sorun derinleşir. Akademi, yanlış bilgiye karşı açık bir duruş sergilemediğinde, bu alan daha görünür ama çoğu zaman daha yüzeysel aktörlere kalır. Bu aktörler, doğru ya da yanlış, toplumla daha hızlı ve doğrudan iletişim kurar. Sonuç olarak bilgi değil, anlatı kazanır.
Bu, doğrudan bir sorumluluk problemidir.
Çünkü akademi yalnızca bilgi üretmekle değil, o bilginin doğruluğunu kamusal alanda savunmakla da yükümlüdür. Yanlış bilgi karşısında susmak, tarafsızlık değildir. Aksine, o yanlışın yayılmasına zemin hazırlamaktır.
Bugün birçok akademik çevre, “bilimsel mesafe” ya da “tarafsızlık” gerekçesiyle kamusal tartışmalardan uzak durmayı tercih etmektedir. Ancak bu tutum, teoride makul görünse de pratikte ciddi bir boşluk yaratmaktadır. Çünkü toplum, beklemez. Sorularına cevap bulamadığında, cevabı başka yerlerde arar.
Ve o cevap her zaman doğru olmak zorunda değildir.
Toplumsal Hafıza Akımı bu noktada açık bir çizgi çizer:
Bilgi üretmek yeterli değildir.
Bilgi savunulmadığında, yerini yanlış doldurur.
Sonuç olarak mesele şudur: Akademi konuşmadığında, başkaları konuşur. Akademi açıklamadığında, başkaları anlatır. Ve akademi susmaya devam ettikçe, toplum doğruyu değil, en çok duyduğunu gerçek kabul eder.
Bilgi üretmek akademisyenin görevi ise, yanlış bilgiyi ortadan kaldırmak da aynı derecede onun sorumluluğudur.


Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın