Göğsüne vura vura yitirmeye çalışılan hisler hatırlıyorum silik silik. Bitsin diye uğraştığım; silinsin, kaçsın benden diye çareler düşündüğüm amansız bir yaraymış gibi hissettiren o hisler. Dürtüp de bir çocuk bana "Abi kalk. Kars'a geldik" diyecek de kendi kendimi saçmasapan bir şehir hikayesinin ortasında bulacağım diye korktuğum hisler. Sonra hepsine alıştım. Gitmez sandığım dostlarım gitti. Dedem ölmez diye düşünüp rahat rahat filmvari bir havayla mektuplar yazardım, o hissi yaşardım. Dedem de gitti. Hiç gelmeyen sevgiliyi beklediğimiz ilk gençlik hislerim hiç gitmeyecek de ben ömür boyu seveceğim, aşık kalacağım sanırdım. Bitti. Göğsüme vura vura gömmeye çalıştığım bu nice his, yitti.
Geriye öfke kaldı damarlarımda. Oluk oluk akan öfkeler... Kırmızı, siyah, bazen beyaz bazen de kül rengi öfkeler... Tekmeler geliyordu gözümün önüne, ağaçlar, sigaralar, sövmeler, ayakkabılar, eğri büğrü yazılar geliyordu. Binlerce insan görüyordum düşlerimde; söylevler taşıyordum ceplerimde. Bazen beyaz bir at üstünde Edirne'ye giriyordum; bazen ise Erzurum'a. Bazıları iki anadolu şehri arasında top atışı yaptırıyordum bazen ise masaların üzerine çıkıp olacak olanı söylüyordum. Öfkemin doğurduğu derece heyecanlı ve diriyim. Büyümedim. Hala var o hislerim içimde. Bir ufak ışık görsün; kalkar hemen yattığı yerden dimdik duracak öfkem.
Ama her şeyden çok bir filme özenirdim. "Godfather" Beni çekeni ise ailesiydi. Büyük ve geniş sofralara alışkın bir çocuklukla büyürken; usul usul kendi büyük soframı düşlerdim. Bir yeşil bahçenin ortasına kurulmuş büyük sofralar; gülen yüzler, huzurlu bir yaz ikindisi; hafif bir Kınık meltemi; hatta belki de erik ağacımızdan armuta kadar uzanan ışıklar bile düşlerdim. Burada beni anlayan birini isterdim. "Anlaşılmanın dayanılmaz hafifliğine kapılmış ve nehrinin her yatağındaki tıkanıklığından kendiliğinden açıldığı bir adam görürdüm bu tabloda kendimi. İsterdim delicesine. Michael güzellenirken ben Vito olmak isterdim. Doğru yerlerde doğru geçişler ile büyüyen bir cenneti inşa etmek isterdim. (Güzellediğim filmi ben de biliyorum sevgili okuyucu kardeşim. Bir sürü çatara patarayı ben de biliyorum. O ayrı bir yazının konusu. Burada bir şey anlatıyoruz.) Olur mu bilmem; elbet yaşandığı vakit bileceğim artık bunu bir zamanlar istediğimi.
Sonrası insanlar eskidi ömrümüzde. Öyle boşvermişliklerle dolu da değildi bu insanlarla geçen saatler, günler, aylar ve belki de seneler. Ama sorsan hepsinde bir serseriliğimizin hatırası bulunur. Halbuki gözyüzündeki yıldızları ancak seçebildiğim gecelerde her biri bir yıldız gibi göğümün üstünde durup olanca yüküyle omuzlarıma bastırırlar hatıralarıyla. İyisi iyi kötüsü iyi.
Zamanın silmesine de usul usul izin veriririz. Bir sokakta karşılaşırsak kötüsüyle; gülümser, en kallavi mutluluğumuzu takınıp hiçbir kötülüğünü hatırlamaz hale geliriz. Onlar da sanarlar ve devam ederler eski bahçelerinde gezmeye. Bir büyük şehirdir bu yüzden zihnim, ruhum. Her türlü şeytanını da meleğini de taşır içinde.
Şimdiyse; artık yok aklımda hiçbir anı. Yaşanmış bu hayat sanki bir başkasının yaşamı.






Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın