Bir neslin üzerine patlayanın dendiği gibi gerçekten de ne evinde ayna var ne de sıkıştığında takabileceği bir yüreği var cebinde. Kazıya kazıya gelmek zorunda olduğumuz bir vaha inşa ettiler bizlere her şeyin güzel olabilme ihtimali varken üstelik. Aldılar ellerine oyuncakları bakmadılar etrafına ve koyuldular insafsız yolların en beyaz şeritli otoyollarına. Umursamaz davranmayı adet edindiler ki doysun cepleri de karışmasın kimse onlara. Üstümüz başımız karanlık oldu böyle günlerde. Paslanmış bir dişli gibi ses çıkarıyor memleket her gün. İşlemiyor, işlese de ışıldamıyor bu demirden sistem. Tıkanmış, tıkanmış ve de kararmış her bir köşesi artık. Böyle dönemlerde vuruyor yüzümüze kini kayıp geçen zamanın.
Bazen başıma stresli veya sıkıntılı şeyler geldiğinde; o anda başka birisi bana bunu anlatsa nasıl davranacaksam öyle davranıyorum kendi kendime. Odamın içinde birden fazla ben varmış da bana teselli veriyormuş beni anlık gazlıyormuş gibi davranıyorum. Şu ana kadar etkili oldu. Ama yine de gri şehirler yaratmakta olan bir çağın omzumuzdaki yükü etrafımdaki beni bile beni teselli ederken yorabiliyor. Bu çağ; kendimizi bulabilmemiz için gerekli tüm motivasyonları bir tüketim yorgunluğu içinde çiğneyip atıyor.
Üstelik artık hızlıca tükenen ve tüketen insanlarız. İnsanlarımızı inşa etmek yerine insanları tek nefeste içerek bir sonrakine geçiyoruz. Evliler için bekarların cazip çimleri hep daha yeşil oluyor. Ne zamandaki bahçeden çıkıp çime bastıklarında hissediyorlar ıslaklığını zeminin kayganlığının. "Keşke'ler artık değere sahip değil.
Ben ise kaçmaya çalışıyorum halen. Tükenmekten, tüketmekten. Ama yine de tüketiyorum. Selam verenini, hal hatır soranını, güzellikle sarmalamak isteyen yerine yüzeysel sularda parmak ucunda geziyorum. Düşünce denizlerinde ıslanmaktan kaçıyorum. Kitapların arasında kaymaktan uzaklaşıyorum. Şarkılar kulaklarımda dolaşmıyor. Ufaktan herkesleşiyorum. "Aman boşver" diyorlar. Boşveremiyorum.
Üniversite yıllarımda hep yalnız başıma gezebilmenin derin hazzını hissederdim istanbul'da. Şimdiyse sokaklarda yürümenin ince çıtırtısı dudaklarımda gezmiyor. Terk ediyorum ince zevklerini yaşamanın. İtildiğim derin çukur, herkesin evi herkesin yuvası artık. Bir çukurun içinde ruhum bende değilmiş gibiyim.
Yanlış anlaşılmasın. Savrulmuyorum. Ancak saman tadını hep daha çok hissediyorum hayatın. Ne oldu şimdi? diye sorulan sorular arasında dolaşıyorum. Ki biliyorum; bunları yazarken birileri okuduğunda da "Gerçekten de öyle ama finali nereye bağlayacağız abi?" diyor. Finali bağlayabilsem bunları yazmaz; iç dökmez, kurbağa gibi zıplardım. Ama nafile, ben de sen ve o gibi oluyorum. Kaçamıyoruz. Belki de artık vaktidir her şeyin iplerini salmanın ellerimizden.







Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın