Artık mesele yalnızca teşhis koymak değildir. Sorunları tarif etmek, onları ortadan kaldırmaya yetmez. Bugün ihtiyaç duyulan şey, yön gösteren bir çerçevedir.
Toplumsal Hafıza Akımı, bugüne kadar bilginin nasıl üretildiğini, nasıl saklandığını ve nasıl çarpıtıldığını tartıştı. Ancak gelinen noktada şu açıkça görülmektedir:
Bilgi meselesi, doğrudan kamusal düzen meselesidir.
Çünkü bilgiye erişimin eşit olmadığı bir toplumda, eşit yurttaşlıktan söz etmek eksik kalır.
Bu nedenle akım, artık yalnızca eleştiren değil; aynı zamanda ilke ortaya koyan bir çizgiye yönelir.
Bu çizginin temelinde, kamusallık ve eşitlik vardır.
Bu yönüyle yaklaşım, sosyalist düşüncenin bazı temel ilkeleriyle kesişir.
Ancak burada kastedilen, dar bir ideolojik bağlılık değil; toplumsal olanın bireysel ayrıcalıkların önüne geçirilmesidir.
Çünkü bilgi, bir ayrıcalık değil; bir haktır. Hak, ancak eşit biçimde erişilebilir olduğunda anlam kazanır.
Toplumsal Hafıza Akımı bu noktada üç temel öneri sunar:
İlk olarak, kamusal bilgiye erişim genişletilmelidir.
Arşivler, veriler ve tarihî kaynaklar; toplumun anlayabileceği ve ulaşabileceği biçimde açılmalıdır.
İkinci olarak, akademik bilginin kamusal dolaşımı güçlendirilmelidir.
Bilimsel üretim yalnızca belirli çevrelerde kalmamalı; toplumla daha açık ve anlaşılır bir dil üzerinden buluşmalıdır.
Üçüncü olarak, yanlış bilgiye karşı aktif bir kamusal refleks oluşturulmalıdır.
Bu, yalnızca bireylerin değil; kurumların da sorumluluğudur.
Bu öneriler bir ideolojik slogan değil; bir düzen arayışıdır.
Çünkü mesele artık yalnızca neyin doğru olduğu değil; doğrunun kimler tarafından erişilebilir olduğudur.
Sonuç olarak Toplumsal Hafıza Akımı, bilgiyi merkeze alan bir toplumsal düzen önerir. Bu düzenin temelinde ise şu ilke vardır:
Bilgi, herkes için eşit olduğunda; toplum, gerçekten ortak bir zeminde buluşabilir.


Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın