KABUL EDELİM Kİ ...

KABUL EDELİM Kİ ...
0 Beğen
0 Yorum

İyilik ve kötülük , hikayenin en başından bu yana , aynı olgunun içinde var olan ve ortak özden kopmuş iki kavramdır . Her şeyin en yücesine atfedilmiş olan kudret ve bağışlayıcılık adına bile , korku ve sevgi ortak özün parçalarıdır . Ancak pek çok hikayede , yaşamda , varlığın doğasında olduğu gibi , bizler iyiliği kendimize has görürken , kötülüğü bir şeylerin neticesi ya da insanların belirli sonuçlar sonrasında razı gelmeleri gereken kader olarak içimizde şekillenen bir dış süreç olarak görür ve dışlarız . Bu çok doğru hiç bana kızmaya kalkmayın sevgili okurlarım . Hepiniz gerçekten kötüsünüz , ben de öyleyim . İyi olduğunuz kadar da olabilir , daha azı ya da fazlası da . Ancak kötüsünüz ! İçlerimizde bekleyen en büyük seslerden biri de kötülük . Belki bir fısıltı halinde , belki uykuda , belki yargının sonuçları doğrultusunda ortaya çıkacak bir cesaret çığlığı halinde .  En manevi inancınızın altında bile derinlikle var olan bir kavram . Ancak tanrı kavramında bile şu mevcut ki , kendi özünde var ettiği bu kavramı , doğru ya da yanlışı izah etmek için kendi özünden ziyade , başkalarının tercihleri doğrultusunda oluşan sonuçlar üzerinden açıklar , yargılar ve cezalandırır .  Meleklere ve melek olmaktan sürgün edilene yönlendirir . Oysa ki kibrin doğası da , sevginin fırtınası da ruhun içerisinde yeşermiş ufak bir tohumdur nihayetinde . Zamanla meyve olur ancak toprağın içerisine o tohum hiçbir zaman sonradan düşmez . Kendisini ifade edemediği için ağlayan bir bebeğin gözlerindeki yaş bile bir miktar öfkedir . Kendisine can vermiş bir aileye gösterdiği ilk aykırı düşüncesi , özgürlük algısı altındaki ilk davranışı . Çok sevdiğiniz insan üzerinde kurmak istediğiniz minimal baskı ancak sizin üzerinize kurulan bir baskıda yaşadığınız darlanma olgusu . Hepsi öfkenin ve kötülüğün doğrudan içinizde var olduğunun inceden bir göstergesi . Koşulsuz bir iyilik yok bu dünyada . En büyük , en saygılı insanın içerisinde , hatta en hayran olduğunuz , en fedakar gördüğünüz insanın içerisinde bile bir kefaret bulunmakta . Çıkar çatışmaları ve düşünce olgunlukları doğrultusunda zamanla anlaşılan bir şey olduğundan dolayı tüm bu gecikmiş özürler , eskiyi özleme olguları . Her şeyin özünde olanı bu yüzden inkar edemezsiniz . Yapacağınız her bir açıklama bile kötülüğün dozajını azaltmak adına bir çırpınıştır aslında . İyiliğin varlığını kanıtlamak gibi gözükse bile içtenlikle niyetinizin iki yönlü oluşuna bir eleştiri niteliğindedir . Çoğu açıklamanın sonunda '' Gerçekten kötülüğünü istesem böyle de yapabilirdim ya da böyle olurdu . '' diyebilmenizin özünde yatan şey saf kötülüğün varlığına da , istemeseniz de duymak zorunda olduğunuz ilkel saygıdan kaynaklanır aslında . Ancak buna bir türlü zihninizi ikna edemezsiniz . O , öylece duyulur . Kıymetli okurlarım bilmiyorum , belki sizlere zehirli ve garip geliyordur bu dil , bu anlatı , bu bakış açısı . Senelerdir eleştirdiğim bir şeyin neticesinde bu noktada olmak beni de üzüyordur belki . Ancak gerçeklik olgusu üzerinden gideceksek ve bir şeylerin nihai varlığı ortadaysa , farkındalık kısmı da ortada olmalı değil mi ? Çırpınıp durduğumuz tüm bu imajların altında çok basit , basit olduğu kadar da derinleşebilecek garip bir çeşme ile birlikte yaşıyoruz aslında . Çeşmeyi açarsan içerisinden bir şeyler akar , çünkü nihayetinde bir kaynağa bağlıdır . Kaynaktan gelen bir şeyi akıttığı basit ve nihaidir . Ancak akaacak şeyin nasıl gürleyeceği , ne olduğu , çeşmenin şekli hayrete düşürücü ve hayranlık uyandırıcı olabilir . Altın bir çeşmeden çikolata akan bir ev denilince aklınıza zenginlik gelirken , çeşmeyi açtım su damla damla akıyordu denilince aklınıza çok daha basit bir şey geliyor olması , tüm bu sıradanlığı ve çeşitliliği anlatmak adına güzel bir örnek bence . İşin özünde sahip olduğumuz kötülüğün dozajı ile birlikte bazen kendimizden , bazen başkalarından nefret ediyoruz , bazen kendimizi , bazen başkalarını seviyoruz . Bazen hata yapıp kendimize , bazen hata yapan birilerine bağırıyoruz . Kendimize ya da kaybettiklerimize ağlıyoruz değil mi ? Çirkinleşiyor , güzelleşiyor , ders alıyor ya da yoldan çıkıyoruz . Ancak bunların her biri içinde iyiliği barındırdığı kadar da kötülüğü barındırıyor . Sonradan edinilmeyen ve yuvanızda bir köşede duran kötülüğü . Bir dev ya da bir cüce . Bir karınca ya da bir başka böcek ebatlarında . Zehri bünyesinden büyük ya da şiddeti boyundan küçük . Tüm bu garip hesaplaşmaların çok daha öncesinde ninnisi gecelerce uyutulmuş garip duygunuz . Bazen oluk oluk kızarıyor gözlerinizde , bazen usul usul susuyor dillerinizde . Ancak her daim orada ve kötüsünüz ! Kötüyüm . Özünde her iyilik kadar böyle , her şey kadar gerçek ...

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın