GURURUN YÜZDE KAÇI ZAFER ?

GURURUN  YÜZDE  KAÇI  ZAFER ?
1 Beğen
0 Yorum

Bir savaş açıyoruz ! Uzlaşmak için öncelikle hınca hınç çarpışmak zorundayız . Niye böyle ? Bilmiyorum ama öncesinde büyük bir emek ve beklenti içerisinde olmadan , yormadan ve yorulmadan kanmıyoruz fark ettiniz mi ? Mümkün mertebe hırpalamadan inanmıyoruz insanlara . Sonrasında da bir tatmin eşiğine gelince de karşı tutumlar değişiyor ve gerçek çabalara , samimi uğraşlara , ortak bir manevi değere ilişkin tozlar bile kalmıyor . Çünkü ortada gerçekten çabalamaya değer olan şeyin değeri kalmıyor . Bir miktar kibir inşası ya da bireysel tatminin anlık hazzı için samimi duyguların katlini sağlamak içinde yaşadığımız bu dönemin en kara vebalarından bir tanesi . Özünü gösterip , ben bu halimle , bu benliğimle buradayım demeye utandırılan , bir o kadar da onları utandıranlar yüzünden herkesin sıfatı ile olduğu insan arasında koca koca yarıklar oluşuyor . Bu despot tavırların ardında , insanlar kişilik bozulumu yaşıyorlar bir noktada . Pek çok geç gösterilmiş tepkinin , ihanetin , kavganın , vasat sonlanan süreçlerin ardında yatan en bariz sebeplerden birisi de , kişinin kendisine yaratılması gereken koşulları ve saygıyı karşısındaki kişiye biraz olsun duymamasından kaynaklanıyor . Tatmin olgusu sadece bireyin kendisine has bir şey değil ki . En avucunuzun içinde olduğunu düşündüğünüz insan bile , sizlere bir şeyler yapmaya , sizinle geçirdiği zamana ve sizin için çabalamaya doyduğu anda , bir anda bir yabancıya dönüşebilir . Bakınız , hiçbir kaynak sınırsız değildir . Enerjiler , ruhlar , çabalar , maddi kaynaklar , tabiatın içerisinde öylece var olanlar hiçbiri . Tükenmişlik kavramı buradan doğar ya zaten ;

Çok fazla talebe ve harcanmaya maruz kalmaktan kaynaklı olarak yavaş yavaş bir şeylerin eriyip , kalmayışı . Sona ermesi ya da alternatif tepkilere ya da koşullara sebebiyet vermesi . Sürekli olarak aynı talebin doğrultusunda eksilerek kendi geçerliliğini ve varlık gücünü kaybedişi . İnsanlardan bir şeyler beklerken ya da hassasiyet oluşturmalarını beklerken kaçımız onların hassasiyet alanlarına saygı duyuyoruz ? Eleştiri eşiklerimiz bir hayli düşük biliyorum . Her gördüğümüz hatada eleştirmek , haklı olmak , konuşabilmek ve karşılığında olgunluk beklerken , en ufak bir karşı eleştiride ise uzaklaşmak , susturmak , gitmek , kabullenmemek ve eleştirende oluşacak bir pişmanlık duygusu arzuluyoruz . Ne kadar kudretli  hissettiriyor olmalı . Eleştirilemez ve her şeyi eleştirebilecek vasıfta olduğuna inanan bir akla sahip olma hissi .  Bana komik geliyor ama . Bir insan , her şeyi eleştirebilecek geniş bir pencereye sahip ise bu kapsamın içerisine kendisini de alabilecek kadar ilerleyici bir kapasiteye sahip olmalı bence . Kendi dışında olan kusurları görmek ve kendi ile ilgili olanlara gelince alternatif bahaneler üreterek sıyrılmak çok '' VAHŞİ DOĞA VE İLKEL TABİAT İŞİ '' geliyor bana . Açıkçası tüm bu ileri görüşlü davranışların arasında alt benliğe gelecek olan bir takım eleştiriye karşı diş ve pençe gösteren kişilerde ilkelliğin kokusu öyle keskin geliyor ki , maskelenmiş olan yabaniliğin farkına varmak kaçınılmaz oluyor . Ben tüm bu yıkılmaz benlik olgusunu garip buluyorum . Kusuru kapatmak ve güzel şeyler duymak herkes için hoş tabii ancak birisinin sana gerçek bir değer verdiğini biliyor olarak söylediği kötü bir şeyi görmezden gelmek ya da onu daha çok hırpalayarak üstün çıkmak kadar aşağılık bir yücelme çabası olamaz . Günün sonunda yaptığın şey kusurlu ve yamalı bir benlik duruşu sergilemek . Bana korkunç geliyor bir hayli . Bir süre sonra o benlik çatlaklarını dolduracak bir şey de kalmıyor olacak elinizde ona üzülüyorum . Çünkü hasar almış her yapı bir noktada dilediğin kadar geçici çözümler üret , hakikatin kendisine bulanmadıkça onarılmayacak ve çökecektir . Birisine bakarken , kendim dahil olmak üzere birilerine bakarken , en çok buna üzülürüm . Kendimi avutmak için yaptığım , yaptığınız anlık bir çırpınışın ne kadar yapay ve çaresizce olduğunu gördüğümde kelimelerim ve çabam kaybolur . Bir şeylerin önüne geçebilmek için , uzun vadede gerçek bir çözüme inanmak gerektiğine inanıyorum . Şu anı kurtaracak , kin kusacak , nefret ile üstünlük yaratacak garip tatminler '' TADINA HER İSTEDİĞİNDE BAKAMAYACAĞIN TESADÜF OLARAK DENK GELMİŞ LEZZETLİ BİR TATLI '' gibi geliyor bana . Ancak bir kere tadına varacağın ve zamanla aynı tadı alamadığın için daha büyük bir zayıflık olarak içinde yer edinecek garip bir tatlı .  İnsan ister tabii , haklı olmak , haklı çıkmak , fazladan gelecek bir olumsuzluğu görmemek . Ancak sadece egomuzu şişirecek şeylerle tutunamıyoruz yarınlara biliyor musunuz ? Önümüze uzanmış bu garip yolun , gecesi ve gündüzü , engeli ve düzlüğü , sıcağı ve soğuğu , acısı ve tatlısı var . Bir yemeğe , bir tatlıya , bir içeceğe , bir sürece , olduğu lezzeti güzelliği veren şey bazen , gerçeklik , acı , zorluk , özlemek , istemek , kavuşma zorluğu da olabiliyor . Unutmamak lazım . Aynada tanrı tasvirinde bir şey görmek her zaman yaralarınızı kapatmayacak çünkü öyle değilsiniz . Öyle olduğunuza inansanız bile kendinizden yüce kaç tane kavram sayabileceğimi ya da düşünebileceğinizi gerçek manada bildiğinizde , bu süreç bir bozguna evriliyor ne yazık ki . Büyüklük taslayan , içeren kelimelerinizin , öfkenizin , yüce nefretlerinizin ardında çok basit mantıklar ve ziyanlar yatıyor yerli yersiz . Bakın kendimi de dahil ediyorum içerisine . Emin olun bu kadar zayıflığını bilen biri olmasaydım , kusurlarınızı size net bir şekilde belirtemezdim . Acıtsa da bir parçamız haline gelmiş şeyleri öylece itemeyiz ve üstün kalamayız değil mi ? Bazen o gurur dağını yıkmak gerekir çünkü bir şeyin koskoca olması , kurak ve verimsiz olmasını bastırmaz . Yeni ve ufacık bir fidan için bazen ulu dağların yok olması gerekir . Farkındalık buradan doğar . Her zaman dimdik durmak değil , yeri geldiğinde paramparça olmak ve yeniden inşa olmak gerekir . Ne yazık ki söz konusu kendi olunca kaçmak insan doğasının en aşağılık yanlarından birisi işte . Lafla , sözle , kelimeyle , değerle , maneviyatla yontulamayan bazı yanlarımız mevcut . Nasıl iyileşiriz bilemiyorum . Sevgi adına uğraşmak yerine durmadan cebelleşip karşındakini talan etmek nasıl bir gurur onu da bilmiyorum . Durmadan zıtlaşıp her şey ile huzuru nasıl buluruz onu da bilmiyorum . Kucaklaşıp biraz hissetmeden itişmenin kazancı ne onu da bilmiyorum . Bu gidişat ile ne halta yarar yücelik onu da bilmiyorum . Kralı güldüren soytarı işiyle gurur duymalı mı onu da bilmiyorum . Çatışmalar içerisinde garip ülkeler var yüreklerimizin içlerinde .  Keşfedip dindirmeden nasıl kazanırız bilmiyorum . Açıkçası ruhumda garip ve üşüyen bir şey var ve zafer gibi gelmiyor . Belki öncelerden çok baskın gurur , çok büyük zafer göstergesiydi . Şimdi ise kırgın gözlerle , kırgın gözlere bakmanın övünülecek bir tahtı bulunmuyor yüreğimde . Garip yenilgilerle , garip gölgelerle yaşayan bir şeylere dönüştük hissediniz . Sorunuz kendinize . Ne kadar yarar bize bu yapmacık zaferler ?

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın