Ophelia’nın aşkından delirdiği söylenir.
Bu yorum kullanışlıdır. Çünkü bir kadının çöküşünü aşka bağladığımızda çevresindeki düzeni sorgulamak zorunda kalmayız. Babasının onu gözetleme aracı olarak kullanmasını, kralın sarayı bir istihbarat ağına çevirmesini, Hamlet’in kendi öfkesini onun bedenine yöneltmesini ve herkesin Ophelia’nın itaatinden faydalanmasını görmezden gelebiliriz.
“Aşkından delirdi” der ve dosyayı kapatırız.
Oysa Ophelia’nın yaşadığı şey, kaybedilmiş bir aşkın melankolisinden daha karanlıktır. O, Elsinore’daki bütün erkeklerin sırlarını taşıyan kişidir. Babasının planlarını, kralın korkusunu, Hamlet’in değişimini ve saraydaki çürümeyi görür. Fakat gördüklerini anlatabileceği bir dili yoktur.
Bu nedenle Ophelia bir karakterden çok, üzerinde suç izleri biriken bir mekâna dönüşür.
Bir suç mahalline.
Elsinore bir saray değil, gözetleme sistemidir
Hamlet’te neredeyse hiç kimse yalnız değildir. İnsanlar kapıların arkasında bekler, konuşmaları dinler, mektupları ele geçirir ve başkalarının davranışlarını sınamak için tuzaklar kurar. Sarayın duvarları bile tanıklık eder.
Bu düzen içinde Ophelia yalnızca gözetlenen biri değildir aynı zamanda başkalarını gözetmek için kullanılan bir araçtır.
Polonius, kızının Hamlet’le olan ilişkisini özel bir mesele olarak görmez. Ophelia’nın duygularını Claudius’a sunulabilecek siyasi bir kanıta dönüştürür. Hamlet’in deliliğinin nedenini anlamak için genç kadının bedeni, mektupları ve karşılaşmaları incelenir. Ophelia’dan sevdiği adama yaklaşması istenirken erkekler saklanıp onları izler.
Böylece aşk, iki insan arasındaki mahrem bir deneyim olmaktan çıkar. Devletin düzenlediği küçük bir deneye dönüşür.
Ophelia bu deneyde araştırmacı değildir. Deney malzemesidir.
Hamlet’in ona karşı duyduğu şüphe bu nedenle bütünüyle temelsiz değildir fakat öfkesini yanlış kişiye yöneltir. Karşısındaki kadın da en az kendisi kadar izlenmekte ve kullanılmaktadır. Hamlet, sarayın kendisini kontrol etmeye çalıştığını fark eder. Ophelia’nın aynı saray tarafından kontrol edildiğini ise görmek istemez.
Çünkü Hamlet’e göre kendi davranışları strateji, Ophelia’nın davranışları ihanettir.
Delilik değil, taşınamayan bilgi
Ophelia’nın çöküşünü yalnızca babasının ölümü ya da Hamlet’in reddi açıklamaz. Onu asıl parçalayan, aynı anda birbirine zıt gerçeklerle yaşamak zorunda kalmasıdır.
Hamlet’i sever fakat Hamlet babasını öldürür.
Babasına itaat eder fakat babası onu kullanır.
Saray tarafından korunması gerekir fakat saray onu gözetime açar.
Sessiz kalırsa iyi bir evlat olur konuşursa ailesine ve krala karşı gelir.
Bu çelişkilerin hiçbirinin çözülebileceği bir alan yoktur. Ophelia’dan seçim yapması değil, bütün bu gerçekleri aynı anda taşıması beklenir. Onun deliliği bu nedenle bir bilgi krizidir. Zihni gerçeği kaybettiği için değil, birbirini yok eden gerçeklerin altında kaldığı için parçalanır.
Hamlet de benzer bir kriz yaşar. Ancak Hamlet’in krizi düşünceye dönüşür. Monologları vardır. Şüphelerini, ölüm arzusunu ve öfkesini uzun uzun ifade edebilir. Deliliği gerçek mi yoksa rol mü, tartışılır. Onun parçalanması felsefi bir derinlik olarak kabul edilir.
Ophelia’nın parçalanmasıysa romantik bir dekorasyona dönüştürülür.
Hamlet’in acısı düşünce üretir. Ophelia’nın acısı çiçek.
Çünkü kültür, erkeğin çöküşünde anlam kadının çöküşünde görüntü arar.
Çiçekler bir buket değil, delil torbasıdır
Ophelia’nın delirdikten sonra dağıttığı çiçekler çoğunlukla onun kırılganlığıyla ilişkilendirilir. Fakat bu sahneyi pastoral bir görüntü olarak değil, sembolik bir sorgu olarak okumak mümkündür.
Ophelia artık sorular sormaz. İnsanları işaretler.
Biberiyeyi hatırlamak, hercai menekşeyi düşünmek için verir. Rezene dalkavukluğu, hasekiküpesi nankörlüğü çağrıştırır. Papatya masumiyetle, sedef otu pişmanlıkla ilişkilendirilir. Ophelia saraydaki insanlara güzel çiçekler dağıtmıyordur onların üzerine görünmez suç etiketleri yapıştırıyordur.
Akıllıyken kendisini yorumlayan erkeklerin arasında yaşar. Deli kabul edildiğinde ise yorumlama gücünü ele geçirir. Kimin sadık, kimin ikiyüzlü, kimin suçlu olduğuna semboller aracılığıyla o karar verir.
Bu nedenle çiçek sahnesi Ophelia’nın en güçsüz olduğu an değil kısa süreliğine otorite kazandığı andır. Sarayın resmi dilini kullanmaz çünkü resmi dil zaten suçluların elindedir. Bunun yerine çiçeklerden, şarkılardan ve yarım cümlelerden oluşan alternatif bir ifade sistemi kurar.
Deliliği sansürü aşmasına izin verir.
Sözleri anlaşılmadığı için değil, fazlasıyla tehlikeli olduğu için anlamsız ilan edilir.
Şarkılarında neden sürekli cinsellik ve ölüm vardır?
Ophelia’nın şarkıları masum bir genç kızdan beklenen sözler değildir. İçlerinde terk edilme, bekâret, kandırılma ve ölüm vardır. Bunlar onun daha önce açıkça konuşmasına izin verilmeyen konulardır.
Ophelia aklı başındayken kendi arzusu hakkında konuşamaz. Hamlet’le ilişkisi babası ve ağabeyi tarafından tanımlanır. Ona aşkın ne olduğu değil, bir erkeğin niyetine neden güvenmemesi gerektiği anlatılır. Bedeni, aile onurunun korunması gereken bir uzantısıdır.
Delirdikten sonra ise bastırılan cinsellik şarkılarından dışarı sızar. Fakat bu bir özgürleşme anı değildir. Daha çok, yıllarca kilitli tutulan bir odanın kapısının kırılmasıdır. İçeride ne varsa kontrolsüzce dışarı çıkar.
Ophelia’nın şarkıları kişisel bir günlüğe benzemez. Kadınların baştan çıkarılıp terk edilmesine ilişkin ortak bir hafızayı taşır. Sesi yalnızca kendisine ait değildir kendisinden önce susturulmuş kadınların anonim şarkılarıyla konuşur.
Kendi cümleleri elinden alındığında, kolektif hafızadan ödünç aldığı cümlelere sığınır.
Ophelia’yı Hamlet öldürmedi
Hamlet, Ophelia’nın yıkımındaki en görünür kişidir. Fakat onu yalnızca zalim bir sevgiliye indirgemek, “aşkından deliren kadın” anlatısının başka bir biçimidir. Çünkü merkezde hâlâ Hamlet vardır.
Ophelia’yı tek bir erkek öldürmez. Onu, herkesin küçük bir parçasına katkıda bulunduğu düzen öldürür.
Polonius itaatini kullanır. Laertes bedenini denetler. Claudius onu siyasi bir araca dönüştürür. Hamlet annesine ve dünyaya duyduğu öfkeyi ona yöneltir. Gertrude ise ölümünü şiirsel bir manzara gibi anlatır. Sonunda Ophelia’nın acısında payı bulunan herkes konuşmaya devam eder.
Konuşamayan tek kişi Ophelia’dır.
Bu yüzden onun ölümü de kendisine ait değildir. Sahnenin dışında gerçekleşir ve başka biri tarafından aktarılır. Seyirci Ophelia’nın suya nasıl düştüğünü görmez. Kaza mı, intihar mı, yoksa ikisinin arasındaki iradesiz bir teslimiyet mi olduğu kesinleşmez.
Belirsizlik, Ophelia’nın son kez başkaları tarafından yorumlanmasına izin verir.
Suyun içindeki kadın değil, okunamayan kadın
Ophelia yüzyıllardır suyun üzerinde, çiçeklerin arasında ve güzel bir ölümün eşiğinde resmediliyor. Böylece yaşarken kendisine yapılmayan şey, öldükten sonra da yapılmıyor söyledikleri dinlenmiyor.
Onun yerine görüntüsüne bakılıyor.
Belki de Ophelia’nın gerçek trajedisi delirmesi değildir. Herkesin, onun deliliğini kendisine uygun biçimde açıklayabilmesidir. Âşık olduğu için, babasını kaybettiği için, fazla hassas olduğu için. Her açıklama Ophelia’yı biraz daha anlaşılır, biraz daha zararsız hâle getirir.
Fakat Ophelia anlaşılması kolay bir kadın değildir. O, Elsinore’un saklamaya çalıştığı bütün bilgilerin sızdığı yerdir. Şarkıları bozulmuş bir kayıt, çiçekleri suç işaretleri, bedeni ise sarayın üzerinde bıraktığı parmak izleriyle doludur.
Ophelia aşkından delirmedi.
Herkesin bildiği hâlde sustuğu şeyleri tek başına taşımaya zorlandı. Sonra taşıyamadığı anda, onun hakikati “delilik” diye adlandırıldı.
Belki de nehir onun mezarı değil, suç mahallinin temizlenmesiydi.






Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın