Çanakkale Savaşı’na Katılan Şair ve Yazarlar

Çanakkale Savaşı’na Katılan Şair ve Yazarlar
3 Beğen
0 Yorum

Çanakkale, I.Dünya Savaşı’nın en önemli cephelerinden birisidir. Özellikle savaşın seyrini değiştirme noktasında hem Türklerin hem de Rusların üzerinde ciddi tesirleri olmuş, İtilaf Devletleri’nin kendi aralarında yaptığı uzun vadeli gizli anlaşmaları sekteye uğratarak Osmanlı’nın yıkılış sürecini birkaç seneliğine de olsa geciktirmiştir. 

Harekat 19 Şubat 1915 günü İtilaf donanmalarının Türk tabyalarına gerçekleştirdiği top atışlarıyla başlamıştır. 18 Mart’a kadar aralıksız süren bu bombardıman, gösterilen disiplinli mukavemet ve Nusret mayın gemisinin elde kalan son 26 mayını büyük bir gizlilik içerisinde boğaza döşemesi sayesinde Türklerin başarısı ile sonuçlanmıştır. 


Nusret Mayın Gemisi

Tarihler 25 Nisan 1915’i gösterdiğinde ise İtilaf Devletleri bu defa çok daha güçlü bir teçhizat ve 100.000 kişilik devasa bir ordu ile beraber Gelibolu’yu işgal etme hedefiyle kara savaşlarını başlatmıştır. Bu sırada Türk tarafı deniz savaşında kazandığı zaferden aldığı moralle birlikte artık çok daha inançlı, çok daha dinç, çok daha adanmış bir vaziyettedir. Ayrıca bir yandan cephede mücadele edilirken bir yandan da cephe arkasında topyekûn bir seferlik durumu hakimdir. Kadın, çocuk, genç, yaşlı demeden herkes Türk ordusunun muzafferiyeti için çalışmaktadır. Maneviyat yüksek, milli bilinç de tam anlamıyla en üst noktadadır. 

Muharebe tüm hızıyla sürerken Temmuz 1915’de Harbiye Nezareti Karargâh-ı Umumi İstihbarat Şubesi Müdürlüğü; yaklaşık 30 kadar şair, yazar, bestekar ve ressamı cepheye davet ederek burada gördükleri destansı direnişi sanat diliyle anlatmalarını istemiştir. Amaç, yokluk içerisinde savaşan bu ölümsüz kahramanları halkın unutmaması ve gelecek nesillerin de gururla hatırlayıp hak ettikleri değeri göstermesidir. Burada gereksiz övgülerin yerine sadece gerçeklerin yansıtılması talep edilmiştir. 

Davete icabet eden fikir adamları şu şekildedir; Ahmet (Ağaoğlu), Orhan Seyfi (Orhon), Enis Behiç (Koryürek), Celal Sahir (Erozan), Hıfzı Tevfik (Gönensay), Hakkı Süha (Gezgin), Hamdullah Suphi (Tanrıöver), Ali Canip (Yöntem), Ömer Seyfettin, Mehmet Emin (Yurdakul),  ressam İbrahim (Çallı), ressam Nazmi Ziya (Güran), bestekar Ahmet Yekta (Madran), İbrahim Alaeddin (Gövsa).

(Ömer Seyfettin kitaplarının hangi sırayla okunması gerektiğini öğrenmek istiyorsanız buraya tıklayabilirsiniz.)


Ömer Seyfettin-Hamdullah Suphi-İbrahim Çallı

Heyet-i Edebiyye adıyla anılan bu ekip 10 gün süren gezileri boyunca; Uzun Köprü, Keşan, Bolayır, Gelibolu, Arıburnu, Seddülbahir ve Çanakkale’de gerçekleşen çarpışmalara bizzat tanık olarak müdafaayı yerinde izleme fırsatı bulmuşlardır. Bir yandan da  “Şehirler kadar şehit mezarlıkları, ordular kadar gömülmemiş cesetlere…” tanık olmuşlardır. O günlerde henüz 26 yaşında olan İbrahim Alaeddin (Gövsa) cephede görüp işittiklerini dizeleriyle dile getirmeyi tercih etmiş ve birinci el kaynak niteliği taşıyan bu eserleri Atatürk tarafından fazlasıyla beğenilince “Çanakkale İzleri” adıyla bir şiir kitabı çıkartmıştır. İthaf kısmına yazdığı “Anafartalar’ın Müebbet Kahramanına…” cümlesi ise Atatürk’e ne denli büyük bir saygı ve sevgi beslediğini kanıtlar mahiyettedir. 

İbrahim Alaeddin’in kitabında yer alan dokunaklı şiirlerden bir tanesi de “Siperden Mektup”tur;

 

       Allah’a dua et, düşman tırpanı
       Devlet ağacını yolmasın, anne;
       Altında dökülsün oğlunun kanı
       Bayrağın gül rengi solmasın anne!
 
       Köyden biri geldi taburumuza,
       Meğer söz kesilmiş muhtarın kızına,
       Gece niyet tutup baktım yıldıza,
       Artık söyle o iş olmasın, anne!
 
       Düşünme boş gelse posta tatarı,
       Siperden akın var yarın dışarı;
       Kadere razı ol, uzun yolları,
       Bekleyen gözlerin dolmasın anne!

 

Kafilede bulunan bir diğer yazar Hamdullah Suphi (Tanrıöver); “Alaylar arasında ‘Hangimiz daha evvel ateşe gireceğiz?’ diye bir iddia başlamış ve bir alay ötekini geçmişti.” diye belirtmiştir. 

Ekipteki en usta isimlerden birisi olan Mehmet Emin (Yurdakul) ise ilk etapta “Çanakkale Gazileri” sonradan “Ordunun Destanı” adını verdiği şiirini 1915 yılında yayımlamıştır. Şiirin ilk dizeleri şöyledir:

 


Mehmet Emin Yurdakul

     

     Ey, bugüne şahit olan sarp hisarlar!
     Ey, kahraman Mehmet Çavuş siperleri!
     Ey, Mustafa Kemallerin aziz yeri!
     Ey, toprağı kanlı dağlar, yanık yarlar!
     Sizler burada gördüğünüz büyük cengi
     Elde kılıç parladıkça unutmayın;
     Bugünü de bundan üç bin yıl evvelki
     Kahramanlık devri gibi unutmayın!

Cepheye davet edildiğinde henüz 23 yaşında olan Enis Behiç (Koryürek) gördüğü manzaralar karşısında sanatının dahi yetersiz kaldığını ifade ederek; “Utandım bu aciz şairliğimden.” cümlesini kurmuş, “Çanakkale Şehitliğinde” adını verdiği eserinde bu durumu şöyle anlatmıştır:

      Düşündüm sizleri anlatabilen,
      Bir ilhama sahip olmak istedim.
      Sanat incileri sahtedir, sizden
      Şiirime bir avuç toprak istedim.

Heyete katıldığında 25 yaşına olan Orhan Seyfi (Orhon) ise Çanakkale ile ilgili kaleme aldığı “Harp İçinde Bahar” adlı şiirinin ikinci kıtasında duygularını şu dizelerle ifade etmiştir: 

     Gülşenin kalbine düşmüş bir ateş; 
     Yok, eşsiz dolaşan kumrulara eş. 
     Serhaddi andıran ufukta güneş 
     Alevden bir sancak gibi yatıyor.

Kafiledeki diğer sanatçılardan “arkadaşlar” diye bahseden Ali Canip (Yöntem) cephede yaşadığı deneyimleri “Çanakkale Muharebesi İntibalarından Seddülbahir Grubunu Ziyaret” başlıklı yazısıyla Yeni Mecmua’da yayımlamıştır. Buradaki notlarında Türk askerleri ve İngiliz askerleri arasındaki siper mesafesinin zaman zaman 8 metreye kadar düştüğünü söylemiş ve iki tarafın bazen düşmanlığı bırakıp birbirilerine şeker ile sigara atacak kadar yakınlaştığını anlatmıştır.


Ali Canip Yöntem

Türk edebiyatının değerli yazarlarından birisi olan Ömer Seyfettin ise cephe anılarını; “Çanakkale’den Sonra”, “Kaç Yerinden”, “Müjde” ve “Bir Çocuk Aleko” isimli 4 hikayesinde dile getirmeyi tercih etmiştir.

Ressam İbrahim (Çallı) Çanakkale’yi tuvalde ölümsüzleştirerek “Türk Topçuları" eseriyle sanatının hakkını vermiştir. Ahmet Yekta (Madran) da heyette bulunan diğer fikir adamları gibi düşüncelerini kendi yeteneğiyle yansıtıp Çanakkale için bir beste yapmıştır. Bu dönemde ünlü şairimiz Ahmet Haşim de aslında Çanakkale cephesindedir fakat şair kimliği ile değil yedek subaylık vazifesiyle tayin edilmiştir oraya. Heyetteki şairlerden Hakkı Süha (Gezgin) onu Arıburnu eteklerinde gördüğünü dile getirmiştir fakat ne yazık ki Ahmet Haşim savaş hakkında ısrarla susarak herhangi bir eser vermemiştir.



İbrahim Çallı'nın eseri

Heyet-i Edebiyye İstanbul’a döndükten sonra muharebe iyice kızışmış ve 7-8 Ağustos tarihlerinde Yarbay Mustafa Kemal’in “Ben size taarruzu değil ölmeyi emrediyorum!” sözleri ile aldığı inisiyatif neticesinde Türk tarafı zafere bir adım daha yaklaşmıştır. Conkbayırı ve Kocaçimen’deki Anzak Kolordusunu geri çekilmeye zorlayan Mustafa Kemal, 19.Tümen ve 57. Alay’ı merkezden emir beklemeksizin sahaya sürüp silah arkadaşlarıyla beraber direnerek Çanakkale’nin düşmesine mani olmuştur. Sahada kazanamayacaklarını anlayan İngilizler ise 19-20 Aralık tarihinde Arıburnu ve Anafartaları, 8-9 Ocak’ta da Seddülbahir’i boşaltmış ve savaş Türklerin elde ettiği destansı zaferle birlikte resmen bitmiştir.

Sonuç itibariyle Türkler yetersiz teçhizatı ile az sayıdaki ordusuna rağmen muhteşem bir başarı elde edip I.Dünya Savaşı’nın uzamasına ve özellikle açlıkla boğuşan Rusya’nın yardımsız kalarak ihtilal sürecine girmesine sebep olmuştur. Mustafa kemal de bütün Türk ve dünya kamuoyu tarafından net bir şekilde tanınmıştır. İlerleyen zamanlarda gerçekleştireceği Milli Mücadele hareketinin ayak seslerini ilk olarak burada duyurmuş, yaptıklarının yapacaklarının teminatı olduğu korkusunu herkese hissettirmiştir.

            

 

KAYNAKÇA
-Atatürk Araştırmaları Merkezi, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi I, Ankara 2014, s.87-92.
-Enis Şahin, “Kronolojik Çanakkale Savaşları Tarihi”, ATAM Dergisi, İstanbul 2008, s.124.
-Genç Osman Geçer, “Türk Ediplerin Çanakkale Cephesini Ziyareti ve Yansımaları”, Türkbilig, Niğde 2016, s.191-200. 
-Yaşar Semiz, “18 Mart 1915 Çanakkale Deniz Savaşı: Sebepleri, Gelişimi ve Sonuçları”, S.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, Konya 2003, s.233-234.

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın