Bazen dostlar, okurlar gelip soruyorlar sen kimsin nesin diye, ben de ufak bir açıklama yapma ihtiyacı hissettim işte. Kim olduğum malum, şuradan buradan bugüne kadar ne yaptıysak yaptık, beni zaten bilen biliyor. Buraya çıkıp da uzun uzun kendimi anlatmayacağım. Zaten bu yüzden dijitaldeki bütün o hesaplarımı kapattım, her şeyi usulca çektim ortadan. İnsanlar erken yaşta bir şeyler üretiyorum diye iyi niyetle de olsa habire övüyorlar, sırtımızı sıvazlıyorlar. Hatta sırf bu yüzden tamamen anonim bir yola gireyim dedim ama o da pek tutmadı, o da bana göre olmadı açıkçası. Benim derdim asla bu popülerlik oyunları ya da şahsımın övülmesi değil ki. Şahsım yerine yazdıklarım konuşulsun istedim, davamla ilgisi olmayan yerlerden de bu yüzden uzak durdum.
Açık söylemek gerekirse bu kararı almak benim için zor olmadı. Etrafımda dönen o kalabalık gürültü bir süre sonra insanın zihnini bulandırıyor, üretmenin o saf ve temiz heyecanını gölgeliyor. İnsanlar gençliğe şaşırıyor, yapılan işin içeriğinden ziyade kimin yaptığını konuşuyor. Ben ise tam aksine ismimle değil kelimelerimle anılmak istedim. Yaşımın ön plana çıkarılması, her adımımın bir merak konusu haline gelmesi üzerimde gereksiz bir yük oluşturdu. Omuzlarıma yüklenen bu övgü dolu ama bir o kadar da yorucu bakışlardan kurtulmanın tek yolu buydu.
İşte bu yüzden hem kendi sosyal medya hesaplarımı sildim hem de geçmişte yazdığım bazı yazıları, içerikleri ortadan kaldırdım. Davamla ve inandığım değerlerle bağdaşmayan, yollarımız ayrılan bazı mecralardan ve kuruluşlardan da bu yüzden bilerek uzak durdum. Kimseyle bir küskünlüğüm yok ama herkesin yolu kendi durduğu yere çıkar. Benim durduğum yer ise halkın yanı, gerçeğin tam ortasıdır. Orada var olmak için de aradaki bütün o yapay merdivenleri yıkıp atmak şarttı.
Şurada tarih konuşuyoruz, siyaset konuşuyoruz, Türk solunun o köklü ve emektar çizgisiyle halkımızı aydınlatmaya çalışıyoruz. Kaleme sarılırken amacım hep berrak bir bilinç yaratmak oldu. Halkımızın gerçekleri görmesi, bu toprağın emeğine sahip çıkılması her şeyin önünde gelir. Bireysel başarı hikâyeleri yazmakla uğraşamam çünkü vakit kaybı bunların hepsi. Önüme konan o güzel sözleri, pohpohlamaları nazikçe bir kenara itmemin sebebi de bu zaten. Kimin yazdığının ne önemi var Allah aşkına. Önemli olan o satırların arkasındaki samimi kavga ve hepimizin savunduğu o aydınlık duruş.
Yazmak dediğin şey biraz da yalnız kalmayı göze alabilmektir. Kalabalıkların arasında kaybolmaktansa yalnızlığın süzgecinden geçip en saf haliyle kâğıda dökülmektir mesele. Ben bu yalnızlığı, bu sessizliği bilinçli olarak seçtim çünkü gürültünün çok olduğu yerde doğru dürüst düşünmek, derinleşmek imkânsızlaşıyor. Fikirlerin de tıpkı tohumlar gibi sessizce toprağa düşmesi ve orada kendi kökünü salması gerekir. Üzerine sürekli ışık tutulan, habire sulanan bir tohumun kök salmaya vaktİ kalmaz, sıcağın altında kavrulup gider.
Zaman zaman insanların beni yanlış anladığını da biliyorum. Neden ortadan kaybolduğumu, niye birdenbire sessizliğe büründüğümü soranlar oluyor. Onlara tek cevabım şudur ki ben hiçbir yere gitmedim, sadece asıl yapmam gereken işe odaklandım. Yazmaya, düşünmeye, bu ülkenin yarınları için kafa yormaya devam ediyorum. Sadece artık ön planda ben değil, savunduğum o onurlu fikirler duruyor. Bırakalım da kimin ne dediği değil, satır aralarındaki gerçeğin ne olduğu konuşulsun biraz da.
Gazete sayfalarında bu satırları okuyan dostlar şahsıma değil doğrudan meselelerin özüne baksın istiyorum. Eskiden kalma alışkanlıklarla kişileri parlatma devri geride kaldı. Biz bu köşelerde hep birlikte halkın aydınlanması için gerçeği arıyoruz. Başka da bir gayemiz yok, kimse başka anlamlar aramasın. Kalem el verdikçe, yürek bu kavgayı sürdürdükçe biz buradayız; isimler gelir geçer ama gerçeğin inatçı takibi baki kalır.



Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın