Ressamların Filozofu: René Magritte

Ressamların Filozofu: René Magritte
  • 5
    0
    0
    0
  • René Magritte, resimde sürrealizm akımının en önde gelen isimlerinden biri kuşkusuz. “Sürreal” kelimesi “gerçeküstü” anlamına geliyor. Fakat René Magritte’in sanatı sürreal'in de üzerinde bir yerlerde. Eğer onun resimlerine kafa yormaya karar verdiyseniz gerçekle gerçek olmayan arasındaki bulanık bölgede biraz vakit geçireceksiniz demektir. Magritte’in resimlerini incelemek, bambaşka bir gerçeklik algısının olduğu alternatif bir evrende gezintiye çıkmak gibi. Yolculuğunuzda devasa elmalara, uçan melon şapkalı adamlara, taştan bulutlara ve yılan şeklinde mumlara rastlayabilirsiniz, dikkatli olun! Onun resimlerinde bir anlam aramak sizi resimlerden çok uzağa götürür. Çünkü resimleri çözülemediği ölçüde anlamlıdır. Kendisi de tablolarının “hiçbir” anlama gelmediğini ileri sürer zaten. Yapmaya çalıştığı asıl şey bilinmeyenin içindeki gizem duygusunu uyandırmaya çalışmaktır; ama ifşa etmek değil, sadece uyandırmak. Gerçekliğe meydan okuyan bu eksantrik adamın esrarengiz dünyasına resimleri üzerinden bir bakış atalım.

    The Treachery of Images, 1929

    Magritte, imge-dil-gerçeklik üçgenini yerle bir ettiği bu klasiğinde altında “bu bir pipo değildir” yazan bir pipo resmiyle seyirciyi tablonun hangi bölümüne inanması gerektiği konusunda ikileme düşürüyor. Son derece gerçekçi pipoyu gören kendi gözlerimize inanmakta güçlük çekiyoruz. Birçok eleştiriye maruz kalan bu resim hakkında Magritte; “Şu pipo için bana ne çok soru soruldu. Siz benim tablomdaki pipomu doldurabilir misiniz? Yapamazsınız, değil mi? O sadece bir temsil. Eğer tablomun altına “Bu bir pipodur” diye yazsaydım, size yalan söylemiş olurdum.” açıklamasıyla gönüllere su serpiyor.

    The Two Mysteries, 1966

    Magritte, ressam ve filozof kimliğinin yarış halinde olduğu bu resimde İmgelerin İhaneti’ni başka bir pipo resminin içine koyarak alaycılığını bir üst seviyeye taşıyor. Seyirciye duvardaki piponun gerçek bir pipo, tuvalde çizilmiş olan piponun da onun temsili olduğunu düşündürüyor; fakat sonuçta ikisi de aynı tuval üzerinde. Yani gördüğümüz iki farklı “pipo temsili”nden başka bir şey değil aslında.

    The Lovers, 1928

    Resimlerin başka bir ortak teması: gerçekleşmemiş arzular. Öpüşen aşıkların yüzlerini örten kumaşlar tutkunun yerini hüsrana bırakmış. René 14 yaşındayken nehre atlayarak intihar eden annesi, elbisesi yüzüne örtülmüş şekilde bulunuyor. Magritte’in yüzü örtülü karakterlerinin bu travmatik olaydan etkilenerek oluştuğu iddialarını ise kendisi gülünç buluyor.

    Golconda, 1953

    Magritte resmin sadece bir temsilden ibaret olduğunu düşündüğüne göre gerçekdışı her şeyi resmedebilirdi. Evet, bir insan yağmurunu bile!

    Perspicacity, 1936

    Ressam, yumurtaya bakarak kuş çizdiği bu resimde, olası geleceği kendi hayal gücüne bıraktığını göstererek bizi de kendi kafa karışıklığımızla başbaşa bırakıyor.

    The Palace of Curtains, III, 1929

    Sanatçı, gökyüzünün yansımasının yanına Fransızca “gökyüzü” yazarak nesneler ve sözcükler arasındaki ilişkiyle oynamaya devam ediyor.

    The Listening Room, 1952

    Objeleri alışılmadık ortam ve boyutlarda çizerek imge-obje düalizm'ini kırdığı eserlerden biri daha.

    The Balcony, 1950

    Bu resimde, insanların yerine tabut koyarak  Edouard Manet’in “Balkon” adlı resmiyle alay ettiğini söyleyebiliriz.

     The False Mirror, 1928

    Buradaki gökyüzü, gözün gördüğünün bir yansıması mıdır? Yoksa başka bir gerçekliğe açılan bir kapı mıdır? Her halükarda Sahte Ayna, dünyaya farklı bir gözle bakmamız için bir davet olsa gerek.

    The Golden Legend, 1958

    Ekmeklerin uçuşu hariç her detay oldukça gerçekçi.

    Memory of a Journey, 1955

    Magritte’in oldukça basit bir şeyi alıp kendi gerçeklik algısına entegre etmesiyle ortaya çıkan şahane eserlerden biri.

    The Prepared Bouquet, 1957

    Magritte insanı harika ama aynı zamanda onu çevreleyen diğer her şeyle eşit olarak görüyordu. Arkası dönük, melon şapkalı adamın sırtında Sandro Botticelli'nin "İlkbahar" adlı eserinden Flora'nın figürü var. Yani Bahar Tanrıçası olan Flora'nın bir buket çiçekten hiç de üstün olmadığını anlatmak istiyor bize.

    Yorumlar (0)

    Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

    Yorum Bırakın

    Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için buraya tıklayınız.