Tepeden Tırnağa Şizofreni Toplumu: Alfa Ayının Kabileleri

Tepeden Tırnağa Şizofreni Toplumu: Alfa Ayının Kabileleri
3 Beğen
0 Yorum

Elimize aldığımız her kitap; eski fikirler arasında yeni bağlantılar kurduran, eski bağlantıları yenileyen veya yepyeni fikirler eken bir gelişim potansiyelidir aslında. Ama aynı zamanda yazarın zihninin ufacık bir kısmına göz attığımız bir davettir de. Yazar kelimeleri üzerinden zihninin kapılarını açar ve okur ile yazar arasında bilinçaltı düzeyinde, veya insanların şu dönemde kullanmayı en sevdiği şekilde kuantum seviyesinde, fikir alışverişi gerçekleşir.

Elbetteki bu alışveriş tek taraflıdır.* Ve bu, okur ile yazar** arasındaki en temel ve kadim anlaşmadır. Fakat bazı yazarların zihni o kadar fazla düşünceye, o kadar fazla derinliğe ve o kadar fazla yoğunluğa sahiptir ki, okur yaptığı anlaşmayı tekrar tekrar düşünürken bulur kendini. Çünkü zihninin küçücük bir kısmına şahit olduğu yazardan gelen Kozmik Düşünce Gücü*** güzelliği ve çekiciliği ile tıpkı bir kara delik gibi kendine çeker okuru. Böylece okur daha ne olduğunu anlayamadan yazarın tüm kitaplarını almış ve yazarın düşüncelerine iyice dalmış olur.

İşte Philip K. Dick o yazarlardan biridir.

*Veya çift taraflı olduğu daha kanıtlanamamıştır. Ama yazarların fikirlerinin okurlarına göre şekil aldığı da bilinmektedir. Örneğin yazar okurların çok sevdiği karakteri öldürmekten çekinir veya öldürmüş ise geri getirir. (Diğer bir örnek için Bknz. GRRM)

**Okur ile yayınevi arasında da böyle anlaşmalar vardır. Örneğin yayınevi ilk kitabını bastığı serileri tamamlamak zorundadır. Fakat yayınevlerinin Para ile çok daha büyük bir anlaşması vardır ve o anlaşma HER ZAMAN tüm anlaşmalardan üstündür.

***Evrenden istek (manifest777 / 666 / 898) ile karıştırılmamalıdır. KDG’ler “düşünenlerce” oluşturulur ve istemsizce evrene salınır. Her düşüncenin bir KDG değeri vardır. Düşük KDG değerinde bir düşünceye yeterince fazla sayıda insan sahip olursa veya tek bir kişi yeterince yüksek KDG değerine sahip olursa o düşünce gerçek olur. (Bknz. Atatürk)

Philip K. Dick her kitabı ile o çılgın zihin yapısının farklı kısımlarına bizi götürerek “normal” zihinlerimizin şaşakalmasına sebep olur. Daha kitabı okumadan, hikayenin nasıl anlatıldığını, işlendiğini görmeden kitabın sadece ana fikri üzerinden bile aşık oluruz kitaplarına.

Yani lütfen şu fikirlere bir baksanıza: Nazilerin 2. Dünya Savaşını kazanarak dünyayı Japonya ile bölüştüğü bir gerçeklik, telekinetik yetilerin savaştığı gerçekliğin, ölümün ve yaşamın nerede başlayıp nerede bittiği belli olmayan bir dünya, robotlar ile insanlar arasında kimin “insan” olduğu bilinemeyen bir evrende insanlık sorgusu. Ve elbette Alfa Ayının Kabileleri: Alfa sistemi kolonileştirilirken akıl hastalıklarını tedavi etmek amacıyla Alfa sisteminin aylarından birine kurulan akıl hastanesinin Alfa ve Arz arasındaki savaş sırasında unutulması sonucu 25 sene bu ayda tek başlarına yaşayıp Şizofreni Çeşitlerine göre topluluklar kuran şizofreni hastalarının Arzlılar tarafından hatırlanması.*

Şimdi siz söyleyin, aşık olmamak elde mi?

*Yani… Haydi oradan be kardeşim! Bu fikir nasıl, nereden geldi aklına? (Evet evet farkındayım kendimi kaybettim ama yani... haksız mıyım?)

Kitabın konusu o kadar ilgi çekici ki inceleme bu kısımdan sonra artık boşluğa düşmüş gibi hissediyorum. Çünkü inceleme yazmaktaki temel amacım, okuyup etkilendiğim kitaplara sizleri özendirerek yönlendirmeye çalışmak. Eh kitabın sadece ana fikri bunu tek başına başardığına göre incelemeye devam etmeye de pek gerek kalmıyor açıkcası.

Ama yine de:*

*Evet, çoğunuzun bu yazıyı kapatıp kitabı okumaya başladığının farkındayım. Ama SEN hala buradasın. İşte burası da SENİN  için.

Alfa Ayının Kabileleri’nin kalbinde Şizofreni Toplumu yatıyor olmasına karşın kitap sadece buna odaklanmıyor. Kitabın özünde; kötü giden bir evlilik, bir cinayet planı, bir cinayet, bir mitoz bölünme(?), CIA, pek tabii uzaylılar, robotlar, telekinetik güçler ve yıldız sistemleri düzeyinde politikalar bulunuyor, hem de sadece 200 sayfada hikayesini toparlayıp kapatacak şekilde.

Ve tabii ki tüm bunlar PKD kaleminin olmazsa olmazı gerçeklik sorgulatmalarıyla sunuluyor. Kitabın ortalarından sonra yukarıdaki konuların özneleri şizofreni toplumunun ayında toplanıyor ve o noktadan sonra yaşanan olaylar şizofrenik sarılar mı, yoksa telekinetik güçlerin sonucu mu, veyahut telekinetik güçlere sahip şizofreni hastalarının yarı gerçek yarı sanrı durumu mu anlamak mümkün olmuyor.

Fakat yazar bilinmezliğin zalim doğasında bizi kör kuyulara da atmıyor. Bölüm bitip hasta olmadığına inandığımız, buradaki kilit kelime inanmak, karaktere geçildiğinde onun bakış açısından neyin gerçek, neyin sanrı olduğunu anlayabiliyoruz. Ya da inanmak istediğimize inanıyoruz. Her halükarda neler olup bittiğine dair karanlıkta kalmıyoruz, mutlaka bir fikir sahibi oluyoruz.*

*Yazar-okur anlaşmasını hatırladınız mı? İşte inandığınız şey o anlaşmanın sonucu. Çünkü günün sonunda inandığınız şeye itildiniz değil mi? Neydi: “Delilik yerçekimi gibidir. Sadece hafifçe itmek gerekir.” Joker

Philip K. Dick her kitabıyla bizi kendine daha çok çekiyor ve bizi her kitabından sonra sürekli “Hangi kitabı daha iyiydi?” sorusuyla baş başa bırakıyor: Yüksek Şatodaki Adam mı? Ubik mi? Android’ler Elektrikli Koyun Düşler mi? Yoksa Alfa Ayının Kabileleri mi?

İnanın bilemiyorum, ki yazarın daha yalnızca bu kitaplarını okudum! Ve gidilecek daha uzunca bir yol olduğunu bilmekten çok mutluyum!

Herkese iyi okumalar dilerim.

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın