Yarılma ve İnşa Arasında Aşkın Ontolojisi

Yarılma ve İnşa Arasında Aşkın Ontolojisi
0 Beğen
0 Yorum

Aşk, öznenin kendi üzerine kapanma eğilimini kıran bir yarılmadır.

İnsan, kendini tutarlı ve bütün sanırken

bir başkasının varlığı bu bütünlüğe bir çatlak düşürür.

Ve o çatlak, paradoksal biçimde,

hem eksilme hem genişleme yaratır.


Çünkü aşk, bir başkasını sevmekten önce

“kendilik” dediğimiz yapının istikrarsızlığını açığa çıkarır.


Aşık olan insan, karşısındakini olduğu gibi kavramaz;

onu bir anlam alanının merkezine yerleştirir.

Bu yerleştirme, basit bir idealizasyon değildir

daha çok, dağınık olan varoluşun

tek bir odakta yoğunlaşma çabasıdır.


Bu yüzden aşk, epistemolojik bir yanılsama değil,

ontolojik bir inşa sürecidir.


Sevilen kişi, gerçekliğinden çok

yüklenen anlamın taşıyıcısı haline gelir.

Ve bu anlam, çoğu zaman,

aşığın kendi eksikliğinin mimarisidir.


İnsan, aşkta kendini tamamlamaz;

kendi eksikliğini biçimlendirir.


Tam da bu nedenle aşk,

sahip olma arzusuyla özgürlük talebi arasında

çözümsüz bir gerilim üretir.


Sevmek, bir başkasının özgürlüğünü kabul etmeyi gerektirir.

Ama aynı anda,

o özgürlüğün kendine yönelmiş kalmasını istemek

aşkın kaçınılmaz çelişkisidir.


Bu çelişki çözülemez

ancak ertelenir, yeniden üretilir, derinleşir.


Aşkın zamansallığı da bu yüzden lineer değildir.

O, süreklilik içinde akan bir duygu değil,

yoğunluk sıçramalarıyla var olan bir deneyimdir.


Bir an,

bir ömre eşdeğer hale gelebilir.


Çünkü aşk, zamanı ölçmez

onu büker, yoğunlaştırır,

hatta bazı anlarda askıya alır.


Fakat bu yoğunluk sürdürülebilir değildir.

Çünkü aşk, kendi doruğuna ulaştığı anda

genişleyecek alanını tüketir.


Sonrasında ya anlamını dağıtır

ya da kendini başka biçimlere dönüştürür:

alışkanlığa, bağlılığa, hatta kayıtsızlığa.


Yine de insan aşktan vazgeçmez.

Çünkü aşk, bir başkasına yönelmiş gibi görünse de

en derinde,

insanın kendi varoluşunu yeniden kurma girişimidir.


Her aşk,

“ben kimim?” sorusuna verilmiş geçici ama yoğun bir cevaptır.


Ve belki de bu yüzden

aşkın kendisi değil,

yarattığı sarsıntı vazgeçilmezdir.

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın