İtiraf ediyorum, şiir benim için nostaljik bir şey. Ortaokulun sonlarından lisenin ortasına kadar ilgilendiğim, kendimce ürettiğim, şiir okumaksızın tek günümün geçmediği o günler mazide kaldı. O zamanlar ezberimde olan pek çok şiiri ve şairi hayal meyal hatırlıyorum artık. Aynı tarihlerde tanıştığım sol görüşle olan ‘fırtınalı’ ilişkim şimdilerde biraz daha durulmuş ve daha ayakları yere sağlam basan bir hale gelmiş olsa da solcu şairlerin bile şiirlerini unutmuş bulunmaktayım şu an. Üstelik edebiyat ve şiir, soldan önce tanıdığım ve soldan çok daha yoğun bir şekilde bağlandığım iki alan, iki dünya olmasına rağmen…
Belki bir şeylere cevap ararken içimdeki şairi -veya şiir tutkununu- kaybettim. Belki de artık sorduğum sorular edebiyatın ve şiirin kapladığı alandan taştı ve bambaşka bir noktada buldu kendini.
Yine de bugün hala ara sıra açıp okuduğum bir şiir var: Münacaat. Üstelik politik olarak çok yan yana durmak istemediğim bir büyük şairin kaleminden çıkmış, İsmet Özel’in. Birçok insanın en sevdiği şair olmasının yanı sıra pek çoklarına göre de Türkçe’nin yaşayan son büyük şairi. Ben iki tarafa da yakın durmasam da Özel’in Münacaat’ının okuduğum onca şiir arasında zihin dünyamda en çok yer edineni olduğunu itiraf edebilirim.
Peki neden? Bunu dürüst bir şekilde kendime hiç sormamıştım. Okuluma gittiğim otobüs yolculuklarında kafamı otobüsün camına yaslamış dışarı bakarken neden aklıma “Hata yapmak/ fırsatını Adem’e veren sendin/bilmedim onun talihinden ne kadar düştü bana/ gençtim ben ve neden hata payı yok diyordum hayatımda” dizelerinin geldiğini bilmiyordum. Şimdi ne kadar biliyorum, şüpheli. Fakat bir tahminim var en azından.
Büyüdükçe hayatın toz pembe yanı kendini bir griliğe bırakıyor. Bu grilik içinde sevinçleri, hayalleri, mutluluğu barındırdığı kadar acıları, kayıpları, vazgeçişleri de kapsıyor. Bu grilik, bir türlü bitmeyen bir mücadelede yaşadığımız her şeyin kayıt altına alındığı bir deftere çeviriyor hayatı. Üzerinde karalamalar, alacak verecek hesapları, bizi motive etsin diye yazdığımız özlü sözler ve dahasını kapsayan karman çorman bir deftere dönüyor hayatımız.
Hata yapmak fırsatı… Bu griliğin içinde en çabuk solan renk ona ait. Kendini siyaha kaptıran ilk önce o oluyor. Büyüdükçe insan hata yapmanın maliyetini düşünerek, riske girmemeye ve tok bir alıcı gibi davranmaya başlıyor iyice. Hayatını monotonlaştıran şey hata yapma fırsatının elinden alınması oluyor. Hayat defterine vurulan kilit, içine yazılacak yeni bir cümlenin potansiyelinin yok edilmesiyle ortaya çıkıyor.
“halbuki aşk, başka ne olsundu hayatın mazereti”
Tüm renklerin en canlısı, en göz alıcısı aşk. O kadar canlı ki insanın gözü kamaşıyor, yolunu şaşırıyor, kimi zamansa büsbütün kör oluyor. Hayatımız bir griliğe dönmeden evvel aşkın can alıcılığı karşısında irademiz ve seçimlerimiz arasında gidip geliyoruz. Aşk, tüm güzelliklerinin yanında yıkıcı bir potansiyel de barındırıyor. İnsanın yapmam dediği şeyleri yapmasına da sebep oluyor. Bazen öyle ki kötü adamlar en büyük aşıkların içinden çıkıyor.
Her şeyin üstüne çekilebilecek bir örtü, aşk. Her suçu, günahı hafifletebilecek; aşığından başka kimsenin sebebini anlayamayacağı şeyleri açıklayabilecek bir duygu. Ve bu yüzden belki de hayatın mazereti.
“Ne fark eder demişim
bilmeden farkı istemişim…”
Evet, bilmeden farkı istiyoruz. Mücadele etmekle pes etmek, sevgi ve nefret, aşk ve ayrılık, teklik ve çokluk arasında farkın kalmadığını düşündüğümüz anlarda “Ne fark eder?” diyoruz. Halbuki bir fark var, olmalı en azından, bunu biliyoruz. Bilmeden, farkında olmadan o farkın peşinde koşuyoruz. Hayat, yaptıklarımızla yapmadıklarımız arasındaki bir fark. Kim olduğumuz, ‘onlar’ dediklerimizle aramızdaki farkta saklı. Bizi biz yapan hep bu fark. Gençken, “ne fark eder” deyip geçsek de bir gün gerçeğin farkına varıyoruz. Hayat farkına vardığımız zaman, esas o zaman başlıyor.
Şimdi belki de daha iyi anlıyorum bu şiir neden zihnimde bu denli yer edinmiş. Şimdi farkına varıyorum bazı şeylerin çünkü. Toz pembeyle gri arasındaki fark, belki de bu yüzden seviyorum Münacaat’ı.


Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın