Her şeyin olduğu gibi yüzleşmenin de ikili bir doğası var. Yüzleşme, bir yandan insanı yoran ve canını yakan her şeyle hesaplaşmaya çağırıyor; beri yandansa onun zaten kaçtıklarını önüne getirerek canını daha çok yakıyor.
Yüzleşemediklerimizi arkamızda bıraktığımızı sanıyoruz ama aslında yanımızda taşıyoruz. Unuttuğumuzu sandığımız her şey hiç beklenmedik anda pantolonumuzun cebinden kafasını çıkarıyor ve sanki “ben hala buradayım” diyor.
Acılar ve hatalar, yüzleşilmediği her an gerçek birer yaraya dönüşüyor. Kanayan, durulmayan bir yaraya hem de. Yüzleşmedikçe yaşadıklarımız pantolonun cebinde yer edinmeye devam ediyor.
Soru belli, cevap ortada. Cevap da her şey gibi ikili bir doğaya sahip: ya kaçacaksın ya da sorunun üstüne üstüne gideceksin.
Cesaret mi gerek, pervasızlık mı yoksa haddini bilmemek mi? İnsan haddini bilmeden yapabilir mi? Büyük ihtimalle hayır. Haddini bilmeyen insan, kendini tanıyamaz. Kendini tanımadan da küçük dereleri okyanus sanır, küçük derelerde boğulur. O yüzden insan haddini bilmeli. Haddini bilmeli ki bir gün haddinden büyük işlere kalkışabilsin. Çünkü hepimizin bir gün haddini aşması gerekebilir. Haddini aşıp kendisini kısıtlayan her neyse karşısına dikilmesi gereken bir an gelir insana. Ve haddini bilmeyen insan ne yapacağını bilemez. Haddini aşamaz, üzerine giydirilen gömleğin yakası dar gelmeye başlar, boğar onu.
O yüzden kaçamayız hiçbir şeyden. Bize yüzleşmek gerek. Yüzleşmek için, yüzümüzü temiz ve başımızı dik tutmak gerek. İnsanın eli kirlenir, kirlenmelidir de bir ölçüde, çünkü o zaman elin emekle bir ilişkisi olduğu anlaşılır. Yahut beline kadar çamura battığı için de kirlenebilir. Bu da iyidir, yaşadığı tüm zorluklara rağmen direndiğini gösterir çünkü. Fakat insanın yüzü kirlenemez, kirlenmemelidir. Yanakları yediği haram lokmalardan ötürü şişmemeli, yüzü yaptığı utanç verici şeylerden dolayı kızarmamalı. Yüzü temiz kalmalı insanın ve başı dik olmalı. Dik bir şekilde tuttuğu başıyla yaşamalı ve ölmeyi bilmeli.
Kaçanlar bunu ne kadar bilir, kaçaklar bundan ne kadar anlar? Kaçak biri onurlu bir mücadelenin içinde bulunmadan ne kadar hayat diyebilir yaşadığına? Hayat kaçmadan güreşilmesi gereken bir oyun. Yaşamak saklanmadan ve saklamadan güzel. Saklananları ortaya çıkarmayaysa yüzleşme diyorlar. Yüzleşme, gerçeğin ülkesine doğru atılan bir adım. Adımını attığın yerin sağlam olduğunu bildiğin tek yer, gerçek. Sadece gerçeğe atılan adım sağlam. Yalanla atılan adımsa insanın ayağını kaydırıp dünyasını ters düz ediyor yalnızca.
Yüzleşelim insanlar. Yüzleşelim ki attığımız adım güçlü, bastığımız yer sağlam, başımız dik ve yüzümüz tertemiz olsun.


Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın