Çocukken en çok sorulan ve kafamı karıştıran soru şuydu: "Büyüyünce ne olacaksın?" Çocuğum, sorudaki "büyüyünce" kısmını idrak etmekten uzağım. Büyümek ne demek, bilmiyorum. Ne olmak istediğim kısmındaysa kafam o kadar karışık ki. Buradaki "olunacak şey"i ancak bir meslek olarak anlayabiliyorum. Başka türlü anlayabilmem mümkün değil. Yapacağım mesleğin kim olacağımı belirleyeceğini düşünüyorum. İyi ama gerçekten kim olmak istiyorum? Bir gün itfaiyeci, ertesi gün astronot, bir başka günse "bakkalcı" (ki bu iş annemin duyup en sinirlendiği olmuştu aralarından). Meslekler arasında kimliğim elden ele dolaşıyor, ne olacağımı bir türlü bilmiyorum. Küçüğüm, kimliğimi kaybetmemin kronolojisi o zamanlara dek uzanıyor ben farkında olmadan.
Büyüdükçe, özellikle bahar - yaz aylarında yapılan otobüs yolculuklarında, küçüklükteki bu soru prestijli yerini bir başkasına bırakıyor: "Klimalar neden çalışmıyor?" Otobüslerde, metrolarda, toplu taşımanın en yoğun yaşandığı yerlerde klimanın çalışmadığına tanıklık ediyorum. Serinlemek istiyorum. Yalnızca bu kadar, ben ve otobüsteki herkesin serinlemeye hakkı var diye düşünüyorum. Klimalar çalışmıyor, camları açıyoruz, otobüs şoföründen umudu kesip doğadan, rüzgârdan bir esinti dileniyoruz. Doğa bazen yüzümüze gülüyor bazense o kadar şanslı olamıyoruz. Ve kelimenin tam anlamıyla o yolculuk bir cehenneme, yaşadığımız şeyse cayır cayır yanmaya dönüşüyor.
Küçük ben, otobüslerde çalışmayan klimaların; patron odalarında, patronların iş arkadaşlarını ağırladığı toplantı salonlarında, devlet büyüklerimizin büyük büyük odalarında çalıştığından habersizdi. Küçük ben, büyüdükçe klimanın, dolayısıyla serinlemenin bir lüks olduğunu anladı. Büyüdükçe, bu büyülü ülkede serinleyemediği için cayır cayır yanarak yolculuk eden kalabalıklar ve odasında ayağını uzatmış serinliğin keyfini süren bir seçkin azınlığın olduğunu öğrendi.
Otobüsten inenleri gördüm sonra. Otobüsten inip bir alışverişe gidenleri gördüm. Alışveriş, yani almak ve vermek, almak için önce bir şeyleri satmak demek. Küçük ben otobüsten inenlerin, kendilerine gıcır arabalar aldığını gördü. Kendilerine özel arabalarda çalışan klimaların onları serinlettiğini gördü. Bunlara sahip olmak için neyi sattıklarınıysa görmedi, duymadı, bilmedi. Çok kısa bir süre önce otobüste birlikte yandığı adamların o gıcır arabalarıyla otobüsü geçmek için yaptığı "hatalı sollamaları" ise hiç unutmadı.
Büyüyünce ne olacağım? Bunu bugün bile soruyorum kendime. Çünkü ne olacağımdan evvel büyümenin ne olduğunu anladım. Büyümek, önce içimizdeki çocuğu kaybetmemek demek. İçimizdeki çocuğu dinlemekten hiç vazgeçmemek demek. Çünkü o çocuk biz farkında olmasak da birçok şeyi görüyor ve anlıyor. Benim anladığım ilk şey serinlemenin zor bir şey olduğuydu bu ülkede. Ve ille bir cevap istiyorsanız benden, büyüyünce ne olacağıma dair, “otobüsün kliması” olmak istiyorum diyebilirim artık. Çünkü şimdi, klimaların neden çalışmadığını biliyorum.
(Isınmak da zor bu ülkede. Onu yazmaksa bir başka yazıya kalsın)


Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın