Bir pasaport kadar yokum artık.
Bir dosya numarası kadar var.
Adımı yanlış telaffuz eden memurların
arasında kaybettim nüfusumu.
Oysa annem
beni bir dağın eteğinde doğurmuştu.
Bir taşın direnişi vardı adımda.
Bir suyun telaşı.
Bir ağıdın yarım kalmış sesi.
Şimdi bir yabancılar dairesinin
plastik sandalyesinde oturuyorum.
Sıra numaram yanıyor ekranda.
Ben sönüyorum.
Kimse bunu fark etmiyor.
Çünkü sürgünlük,
ölmeden önce toprağın altına girmektir biraz.
Nefes alırsın.
Yürürsün.
Gülümsersin hatta.
Ama hiçbir yere varamazsın.
Çünkü insan bazen
ülkesinden değil,
kendisinden sürülür.
Bana pasaport soruyorlar.
Gülüyorum.
Beni ülkesine sığdıramayan devletin
şimdi bir kitap gibi
cebimde taşınmasını istiyorlar.
Ne büyük alay.
Ne derin hakaret.
Beni reddeden mührün
beni tanımlamasını bekliyor dünya.
Bir Kürt için bundan daha eski bir hikaye var mı?
Biz biraz da
başkalarının çizdiği haritaların
yetim bıraktığı çocuklarız.
Bir dağın adı değişince
dağın değişmediğini bilenlerdeniz.
Bir dil yasaklanınca
sessizliğin de bir lehçesi olduğunu öğrenenlerden.
Bir halk unutulsun diye uğraşıldıkça
hafızası büyüyenlerdeniz.
Geceleri bazen
telefonumun ekranında eski bir köy beliriyor.
Taş evler.
Tozlu yollar.
Çocukluğum.
Parmağımla dokunuyorum.
Ulaşamıyorum.
İnsan bazı şeylere
yalnızca özlem kadar yaklaşabiliyormuş.
Bunu öğrendim.
Ve anladım ki
sürgünlük bavul değildir.
Mesafe değildir.
Başka bir ülkede yaşamak hiç değildir.
Sürgünlük
annenin sesini hatırlayıp
ona sarılamamaktır.
Babanın mezarını bilip
başında bir dua okumamaktır.
Mezarın başında ağlayamamak.
Bir düğünde halaya girememek.
Bir dağa son kez bakamamak.
Bir ülkenin sana ait olduğunu bilip
ona ulaşamamaktır.
Şimdi burada,
başka bir göğün altında yaşıyorum.
Ama bazı geceler
içimde hâlâ
memlekete doğru yürüyen biri var.
Yorulmuyor.
Yaşlanmıyor.
Vazgeçmiyor.
Belki bütün sürgünler
aynı insanı taşıyor içinde.
Bir gün döneceğine inananı değil…
Bir gün yeniden ait olacağına inananı.
Çünkü memleket bazen bir ülke değildir.
Bir anne sesidir.
Bir dağ gölgesidir.
Bir dilin kalpte bıraktığı yankıdır.
Ve ben
benden alınan her şeyden sonra
hâlâ o yankıda yaşıyorum.



Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın