Geceyi Sırtlayan Adam

Geceyi Sırtlayan Adam
0 Beğen
0 Yorum

Ben dünyaya geç kalmış bir yağmur gibiyim.


Benden önce söylenmiş bütün türküler

biraz eksik bırakılmış sanki.

Bir çocuğun cebinden düşen bilye

bir annenin yarım kalan duası

bir ihtiyarın yüzünde unutulan ışık…


Hepsi gelip

göğsümün tenha yerine yerleşiyor.


Sonra gece oluyor.


Gece,

Allah’ın yeryüzüne bıraktığı en eski sırdır.


Dağlar susuyor.

Köpekler susuyor.

Evlerin içindeki çatallar

bardaklar

aynalar bile susuyor.


Bir tek kalbim konuşuyor.


O da diyor ki:


“İnsan biraz ayrılıktır.”


Biraz,

yıllar sonra dönülen boş bir evdir.

Biraz,

ismi silinmiş mezar taşı.

Biraz da

kimsenin bilmediği bir dilde ağlamaktır.


Ben çok şey kaybettim.


Öyle ki,

bir gün gölgemi bile yanıma çağırdım da gelmedi.


Ama yine de

bir buğday tanesinin sabrına inanıyorum.


Toprağın karanlığına gömülüp

yeniden başak olan şeyin

insandan daha bilge olduğunu düşünüyorum.


Çünkü insan kırılır.

Çünkü insan yorulur.

Çünkü insan bazen

kendi adını taşımaktan bile vazgeçmek ister.


Ama sevgi…

Sevgi başka.

Sevgi,

ölmüş bir yıldızın ışığının

hâlâ yol almasıdır.


Bir annenin

yıllar sonra bile

çocuğunun odasına sessiz girmesidir.


Bir halkın,

onca yangından sonra

yeniden türkü söylemesidir.


Bu yüzden

eğer bir gün beni sorarlarsa

bir mezar taşı göstermeyin.

Bir ağacın altına götürün onları.

Rüzgarın yapraklarla konuştuğu yere.


Ve deyin ki:


“Buradan geçti.

Dünyayı kurtaramadı belki.

Ama karanlığın ortasında

bir avuç ışığı sonuna kadar taşıdı.”

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın