Sonuçta "Girls Just Wanna Have Fun "

Sonuçta "Girls Just Wanna Have Fun "
3 Beğen
0 Yorum

Şimdi derin bir nefes alalım…

Hayatımızı böyle devam ettiremeyiz.

Bunu aşmamız lazım, biliyorsunuz.

İki aydır nereye baksak onları görüyoruz. Bize bir tarih mi verseniz artık? En azından bekleme moduna geçelim. Tahminî olarak ne zaman normale dönebiliriz? Ekran başından kalkamayan arkadaşlarım var. Sürekli onları izliyorlar. İzliyoruz…

Yediden yetmişe hepimiz günlük rutinlerimizi onların gölgesinde devam ettirmeye çalışıyoruz. “Keşfet”imiz onlarla dolu. Onlar mı? Onlar kendilerini biliyorlar.

Daha fazla gizem yapamayacağım, kusura bakmayın. Off Campus diyorum, bizi mahvetti diyorum.

Her şey Garrett Graham’la başladı. Sonra ne esmeri bitti ne sarışını.

Nasıl oluyor da global boyutta bir akıl tutulması yaşayabiliyoruz? İnanın, şaşkınlıktan ne diyeceğimi bilemiyorum.

Hadi, şu işi enine boyuna konuşalım. Biz neden bu kadar sevdik bu diziyi?

Bu arada dizi ile kitapları ayrı olarak kabul ettiğimin bilgisini vermem gerekir. Kitaplar son derece farklı bir dünya yaratıyor. Ben dizinin tarafındayım.

Her şeyden önce Off Campus Serisi içimizde bir yerleri iyileştirdi bence.

Ekranda sürekli maruz kaldığımız toksik ilişkilerden, “situationship”lerden, “gaslighting”den, “lovebombing”den ve ben bu satırları yazarken üretilmiş olabilecek yüzlerce ilişki karmaşasından çekti aldı bizi. İzlerken kıkır kıkır kıkırdadık, yüreğimiz ağzımızda kıvrandık öylece.

Hannah -burada Wellsy olarak anılacak- hepimizin bir zamanlar olduğu kişiydi.

Garrett ise birçoğumuzun bir türlü karşılaşamadığı kişi.

Elbette yükleri vardı, korkuları vardı. Ne mutlu ki karşı koyamadıkları bir şeyler de vardı.

İşte biz, tam da orada sırıtmaya başladık.

Garrett Graham… Ne adam ama!

Garrett çok özeldi çünkü umursuyordu. Hissediyor ve hissettiklerini açık açık ifade edebiliyordu. O çok sevilen eğlenceli arkadaş olmayı başarırken çizgisini her zaman çekebiliyordu. Wellsy’nin çizgilerini de canı pahasına koruduğunu biliyoruz. Açıkçası bizi bıktıran tüm kurgusal erkek karakterlere atılmış bir tokat oldu GG.  Hoşlandığı kişiden gizliden gizliye nefret etmeyen, ihtiyaç duyulduğunda orada olan, sevmeyi ve sevilmeyi bilen, destekleyici, erkeksi, güvenilir partner.

Wellsy mi? Buruk da olsa KIZ NEŞESİ!

O kadar içten ve samimi bir kadındı ki belki de en çok onu sevdik. Kırılgan ama cesurdu. Gücünü bir an bile sorgulamadık. Sorumluluk almaktan ve sevmekten çekinmedi. Sadece Garrett'la olan ilişkisinde değil, her an ışıl ışıldı. Üzüldüğünde bizim de canımız yandı. Yaşadığı ikilemleri biz de yaşadık. O kendini yeniden büyütürken bizim gözlerimiz azıcıktan biraz fazla ıslandı. Mükemmeldin Wellsy!

 

Sadece Garrett ve Wellsy’nin etrafında dönmeyen bir dünya izlemek de mükemmeldi. Çok uzun zamandır tüm yapımlarda ana karakterler için yaşıyor herkes. Hayatları yokmuş gibi, kendi arzuları ve hayalleri hiç olmamış gibi yazılıyor karakterler. Off Campus bize en az başkahramanlar kadar hatta belki yer yer onlardan daha fazla seveceğimiz bir sürü karakter veriyor. Allie, Di Laurentis, Logan, Tucker ve daha niceleri. Bu hikâyede herkese bir yer var. Belki biz de minik kalplerimizle bir yerlere sıkışmaya çalışıyoruzdur.  

Y kuşağının son koşucularından biri olarak diziyi izlerken kendimden utandığım anlar da olmadı dersem yalan söylemiş olurum. “Ay şimdi kavga edecekler!”, “Şimdi bağıracak çocuk!”, “Ay ayrılmak isteyecek!” diye yüreğim hopladı hopladı durdu. Tamamen benim toksikliğimmiş, boşuna korktuğumu geç de olsa anladım. Onlar iletişim kurabilen bir çift olmuşlar. Güvenli bir ilişkide, birbirlerine saygı duyarak, alan tanıyarak, anlamaya çalışarak, sevgilerini saklamadan birlikte olmayı bilmişler. “Anlayış” kelimesinin sözlükteki karşılığı olsalar yeridir.

Bu ekibe bu kadar sarılmış olmamızın bir nedeni de puslu insanlık tarihimizin vıcık vıcık aşk filmleri bence. Off Campus’le aynı kategoriye girdiklerini iddia etmiyorum tabii fakat Bridget Jones's Diary, 500 Days Of Summer, Love Actually, Just Friends, 50 First Date gibi filmler değil miydi her şeyin nedeni? Hadi, çok daha önceye gidelim. Bence The Breakfast Club’ın “Don’t You (Forget About Me)” sahnesindeki duyguları “Cherry Pie” sahnesinde yaşamak da etkili oldu bu hâlimizde.

Şimdi ise ikinci sezon için gün sayıyoruz. Bu sefer bela daha büyük. Dean ve Allie ikilisi bizi paramparça edebilir ama yine de hassas kalplerimize kıymayacaklarını umuyorum.

Çok da düşünmeyelim, izlememe gibi bir ihtimalimiz yok. Sonuçta “Girls Just Wanna Have Fun”. 😊

 

 

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın