Achilles denildiğinde akla ilk gelen şey cesarettir. Bu yüzden birçok kişi onu ilk bakışta Koç burcuyla ilişkilendirebilir. Ancak Homeros’un İlyada’sına dikkatle baktığımızda, karşımıza bundan daha derin bir arketip çıkar.
Achilles sadece büyük bir savaşçı değildir. Onu harekete geçiren asıl güç; onuru, şanı ve ardında unutulmayacak bir isim bırakma arzusudur. Truva Savaşı başlamadan önce annesi Thetis, ona iki farklı kader sunar: Ya uzun, sakin ve sıradan bir hayat yaşayacak, ancak adı zamanla unutulacaktır; ya da genç yaşta ölecek, fakat şanı sonsuza kadar yaşayacaktır. Achilles ikinci yolu seçer.
İşte bu seçim, Aslan arketipinin özünü oluşturur.
Aslan yalnızca kazanmak istemez. Ardında bir miras bırakmak ister. Homeros, Achilles’i iki temel kavram üzerinden anlatır: timē, yani onur; ve kleos, yani ölümden sonra bile yaşamaya devam eden şan. Achilles’in en büyük korkusu ölmek değildir. Asıl korkusu unutulmaktır.
Bu yüzden Agamemnon, Briseis’i elinden aldığında Achilles savaşı terk eder. Günümüz okuru bunu çoğu zaman kibir ya da bencillik olarak yorumlar. Oysa Homeros’un bakış açısı farklıdır. Achilles için mesele sadece sevdiği kadını kaybetmek değildir; onurunun elinden alınmasıdır. Onursuz bir zaferin hiçbir anlamı yoktur. Bu yüzden onun asıl savaşı yalnızca Truvalılarla değil, kendi kimliğini ve değerini koruma mücadelesidir.
Patroklos’a duyduğu sevgi ise Aslan arketipinin başka bir yönünü gösterir. Aslan yalnızca gurur ve ihtişamla ilgili değildir; aynı zamanda kalp, sadakat ve sevdikleri uğruna kendini ortaya koyabilme cesaretiyle de ilgilidir. Patroklos öldüğünde Achilles artık şöhret kazanmak için değil, sevdiği insanı kaybetmenin acısıyla savaş alanına geri döner. Cesaretinin kaynağı artık zafer arzusu değil; sevgisi ve yas tutan kalbidir.
İlk bakışta Achilles neredeyse bütünüyle Aslan arketipini temsil ediyor gibi görünür. Peki Kova nerede ortaya çıkar?
Aslında hikâyenin başında değil, sonunda.
İlyada‘nın en dokunaklı sahnelerinden birinde Truva Kralı Priamos, gece gizlice Achilles’in çadırına gelir ve oğlunun, Hector’un cesedini geri vermesi için ona yalvarır. Achilles o anda karşısında yalnızca bir düşman görmez. Oğlunu kaybetmiş bir baba görür. Priamos ona kendi babası Peleus’u hatırlatır ve o ana kadar öfke ve intikamla hareket eden Achilles ilk kez başka bir insanın acısını kendi acısıyla bir tutar.
Belki de Aslan–Kova aksı tam bu noktada tamamlanır.
Aslan, “Benden sonra nasıl hatırlanacağım?” diye sorar.
Kova ise, “Kendi acında başkasının acısını görebiliyor musun?” diye sorar.
Achilles’in hikâyesi ölümsüz bir şöhret arayışıyla başlar. Ama en derin anlamına, kendi insanlığını yeniden keşfettiği anda ulaşır. Onun büyüklüğü yalnızca savaş meydanındaki gücünden değil, sonunda düşmanının acısını da anlayabilmesinden gelir.
Bu yüzden bana göre Achilles, Aslan–Kova aksını en güçlü yansıtan mitolojik kahramanlardan biridir. Hikâyesi kişisel şan arayışıyla başlar, fakat gerçek kahramanlık ancak kendi gururunun ötesine geçebildiği anda ortaya çıkar.
Sizce de Achilles Aslan–Kova aksını mı temsil ediyor? Yoksa onu farklı bir burç arketipiyle mi ilişkilendirirdiniz? Düşüncelerinizi yorumlarda paylaşmayı unutmayın.



Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın