Geçtiğimiz günlerde Cengiz Özkan'ın Hatıra isimli yeni albümü çıktı. Albümü dinlerken Kalmamış isimli bir parçada şöyle bir dize dikkatimi çekti. Dize günümüz dünyasını sanatsal bir şekilde tasvir ediyor:
Ne deyim ki dünya senin halına
Gayrı bakılacak yüzün kalmamış
Bölüşmüşler servetini malını
Bir yara saracak bezin kalmamış dünya
Türkünün asıl sahibi Muhlis Akarsu, dizeyi dinlerken bez metaforunu farklı bir şekilde düşündüm. Günümüzde toplumları yoğun rekabet, bireysellik ve sosyal bağların yitirilmesi ile tasvir edilebilir. Koreli yazar Byung Chul Han'ın, günümüz toplumlarını irdelerken kullandığı terimlerden biri de "Yorgunluk Toplumu". Yorgunluk toplumu, neoliberal düzenin beraberinde getirdiği "başarı" odaklılığın bir sonucu olarak bireylere sürekli yetersiz hissettirmekte ve tüm sosyal ve politik araçlarla rekabeti teşvik edip geriye yorgun ve yalnızlaşmış bireyler yığını bırakmaktadır. Günümüzde artan depresyon ve kaygı semptomlarını bu bakış açısı ile de irdeleyebiliriz. Psikiyatrik semptomlar, yoğun toplumsal ve içinde yaşanılan dünyanın sistemsel problemlerinin bir tezahürü olarak da ortaya çıkmaktadır.
Bu noktada özellikle sosyal medya çağında yitirdiğimiz bir değer akla geliyor: "sosyal bağlar". İnsan türü olarak doğuştan sosyal eğilimlerle dünyaya geliriz, Alfred Adler buna "sosyal ilgi" der, yaşamımızı sürdürmek için bu sosyal eğilimlere ihtiyaç duyarız. İçsel dünyamızda ise aldığımız ruhsal yaralar bu sosyal bağ "bezi" ile sarılıp onarılabilir. Sosyal temastan yoksun bireyler giderek yalnızlaşır ve sonunda bir şekilde de psikiyatrik semptomlar göstermeye başlarlar. Sosyal bağların zayıf olması ya da olmaması fiziksel rahatsızlıkların da önünü açmaktadır (kanser, kalp-damar yolu hastalıkları, felç-inme, demans vb.).
Dünyanın bir yara saracak bezinin olmaması, bizlerin bu bezi bireyselci, rekabetçi ve çıkarcı bir şekilde yaşayarak rafa kaldırmamızın bir sonucudur. Bu dinamiklerle yaşayan bireyler yalnızlaşır. Yalnız insan da üşür, üşüyen insan kendisini saracak bir şey arar, sosyal bağların iyileştirici bezleri ile sarılmayan insan da kendisini nesnel dünyanın bağımlılık yapan araçları ile sararak ısıtmaya çalışır. Bağımlılığın temel dinamiği de bu "bez" metaforuyla anlatmaya çalıştığım sosyal bağlardan yoksun olmanın ve içsel boşluğun bir sonucu olarak okunabilir.
Her ne kadar sosyal medyada yalnızlığa ve bireyselleşmeye övgüler dizilse de sosyal bağların vazgeçilmez olduğu ve ruhsal yaraların bu bezle sarılabileceği de unutulmamalıdır.



Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın