Sufjan Stevens'ın Mystery of Love'ı, Luca Guadagnino'nun Call Me by Your Name filmi için yazılmış ve 2018'de En İyi Orijinal Şarkı dalında Oscar'a aday gösterilmiş bir şarkı. Ama filmden bağımsız dinlendiğinde belirli bir hikâyeden çok bir hâli anlatır: birinin gözlerinde ilk kez gerçekten görüldüğün an ve o andan sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmaması. Üç dakikaya sığmayacak kadar büyük bir duyguyu, fısıltıyla anlatmayı başarır.
Değersizliğin İçindeki Uyku
Şarkıyı anlamak için önce uykuyu anlamak gerekir. Bu uyku, gözlerin kapalı olması değildir. Perdeleri sımsıkı çekilmiş bir ev gibidir: içeride her şey yerli yerindedir, ama dışarıdaki gün ışığı bir türlü içeri giremez. Kış toprağının altında bekleyen bir tohuma benzer. Ölü değildir, sadece ona kimse "çiçek açabilirsin" dememiştir. Ya da üstü bir bezle örtülmüş bir lamba gibidir: ışık yanıyordur ama kumaşın ardında loş, belirsiz bir parıltıya dönüşmüştür ve sahibi bile onun orada olduğunu unutmuştur.
Bu uyku, rüzgârın hiç esmediği bir deniz kadar durgundur. Dalga yoktur, bu yüzden acı da yoktur ama kıyıya vuran bir şey de yoktur. İnsan günleri bir koridordan geçer gibi geçer, kapıların hepsi kapalıdır ve o, kapıların arkasında ne olduğunu merak etmeyi çoktan bırakmıştır. Kendi değersizliğini bir battaniye gibi üstüne çekmiştir. Sıcak değildir ama alıştığı için çıkarmaya da korkar.
En tuhafı, uykudaki kimse uyuduğunu bilmez. Rüyasında yaşadığı hayatı gerçek sanır, küçük olmayı kendi boyu sanır. Uyanmak bu yüzden bir bakışla başlar: Biri bu karanlık evin penceresine bakar, perdeyi sen aralamadan önce senin içeride olduğunu görür.
Uzun süre kendi değersizliğinin içinde yaşamış biri düşün. Kötü bir şey olmuş olması gerekmez, sadece görülmemiştir. Kendini küçültmeye, sessizleştirmeye, ışığını içeride tutmaya alışmıştır. Bu uyku sert bir acı değildir, daha çok bir uyuşukluktur. İnsan hissetmediğini bile fark etmez.
Sonra biri gelir. Seni bir bakışıyla, bir varlığıyla, bir sessizliğiyle görür. Senden bir şey kanıtlamanı istemez, seni düzeltmeye çalışmaz. Sadece olduğun gibi görür. O görülmenin içinde bir şey kımıldar. Fark edersin ki o ışık hep oradaymış, sadece kimse ona bakmamış, sen de bakmamışsın. Sufjan'ın şarkıdaki yaklaşımı tam olarak budur: Aşk burada bir sahip olma arzusu olarak değil, bir uyanış olarak yaşanır. Karşındaki kişi sana yeni bir şey vermez, sende zaten var olanı görünür kılar.
Dokunmadan Aşkın Ateşiyle Yanmak
Şarkının müziği bu hissin kendisi gibidir. Sade bir akustik çalgı, fısıltıya yakın bir ses, hiç acele etmeyen bir ilerleyiş. Hiçbir yerde patlama, hiçbir yerde bağıran bir duygu yoktur ama yine de içten içe bir sıcaklık yükselir. Sufjan'ın sesi neredeyse çekingendir, sanki yüksek sesle söylenirse bu duygu bozulacakmış, ürkecekmiş gibi.
Bu yüzden şarkı, dokunmadan alev alev yanmanın nasıl bir şey olduğunu bu kadar iyi anlatır. Tutku burada bedende değil, bakışta, nefeste, iki kişinin arasındaki kısa mesafede yaşanır. O insanı her gördüğünde yanaklarının kızarması, ellerinin ayaklarının titremesi, kelimelerin boğazda düğümlenmesi: Şarkı bunları anlatmaz, dinleyiciye yaşatır. Çünkü bazı arzular dokunuşla değil, dokunmamanın ağırlığıyla büyür. Bir elin başka bir ele kaç santim uzaklıkta durduğu, bir bakışın ne kadar fazla sürdüğü bütün bir aşkın hikâyesine dönüşür.
Kaderin Görünmez İpleri
Şarkının en büyülü yanlarından biri, iki insanın arasındaki o görünmeyen bağı hissettirmesidir. Hiçbir söz verilmemiştir, hiçbir şey adlandırılmamıştır, ortada ne bir sözleşme ne bir kanıt vardır. Ama iki insan bir odada, bir sokakta, bir kalabalığın içinde birbirini bulduğunda sanki aralarında görünmez bir ip gerilir. Biri bir adım attığında diğeri bunu bedeninde hisseder. Biri uzaklaşsa ip hafifçe gerilir, yaklaşsa gevşer.
Bu ip kimsenin görmediği, ama ikisinin de çok iyi bildiği bir şeydir. Dışarıdan bakan biri sadece iki kişinin yan yana durduğunu görür. Oysa içeride, iki kalbin arasında sessiz bir iletişim sürer. Aynı anda aynı şeyi hissetmek, söylenmeyen cümleleri duymak, kimsenin anlamadığı bir dilde konuşmak gibi. Şarkının "gizem" dediği şey de belki tam olarak budur: Bu bağın nereden geldiğini, neden bu kişiyle kurulduğunu, neden bu kadar güçlü olduğunu kimse açıklayamaz. Ip bir kez gerildi mi, mesafe onu koparmaz. İnsan o kişinin başka bir şehirde, başka bir odada olduğunu bilse bile bağın ucunu ellerinde hisseder.
Üstelik bu ip bir zincir gibi bağlamaz, bir pusula gibi yönlendirmez. Özgürdür ama hep oradadır. Sufjan'ın şarkısındaki aşkın bu kadar huzurlu olmasının sebeplerinden biri de budur: Bağlanmak burada tutsak olmak değil, kaybolmamak anlamına gelir.
Aşkın Minnettarlığı
Şarkının belki de en özel yanı, arzunun içine minnettarlığı katmasıdır. Bu aşk "beni sev" diyen bir aşk değil, "iyi ki varsın, iyi ki beni uyandırdın" diyen bir aşktır. Karşılık beklemeyen, içinde kötülük, kıskançlık ya da hesap barındırmayan, sakin ve saf bir sevgi.
Sufjan'ın yapıtlarında sık rastlanan o ruhani ton burada da vardır. Aşk neredeyse bir lütuf, bir mucize olarak karşılanır. İnsan bunu hak ettiği için değil, sadece yaşayabildiği için şükrederek yaşar. Seni uykundan uyandıran kişiye duyduğun borç hiçbir zaman ödenecek bir borç değildir, sadece kalbinin en derininde taşıdığın tatlı bir ağırlıktır. Onu her zaman, kalbinin bütün derinliklerine rağmen sevmek, belki de ona verebileceğin en doğru teşekkürdür.
Yapbozun Doğru Yere Oturan Parçası
Bir de şu his vardır: O kişi yanında olduğunda hayatın parçaları yerine oturur gibi olur. Bu, kendini tamamlanmış hissetmek değildir, çünkü şarkıdaki kişi zaten eksik olmadığını öğrenmektedir. Daha çok, uzun zamandır yanlış yere konmuş bir parçanın nihayet doğru yerini bulması gibidir. Yapboz hiçbir zaman bozuk değildi, parça sadece yanlış yerde bekliyordu.
Ve ilginç olan şu ki, bu hissi yaratan kişi bile bunu bilmeyebilir. Belki sadece bir gülüşüyle, bir cümlesiyle, bir bakışıyla bütün bir hayatı yeniden düzenlemiştir ve bundan haberi yoktur. Aşk bazen böyle tek taraflı bir mucizedir: Biri sadece var olarak başkasını uyandırır.
Karşılıksızlığın Sessiz Güzelliği
Mystery of Love'ı bu kadar dokunaklı yapan şey, sevginin karşılık görüp görmemesinden bağımsız olarak değerli olduğunu hissettirmesidir. O kişiyi sessizce, hiçbir şey istemeden sevmek bile insanı dönüştürür. Çünkü asıl dönüşüm sevilmekten değil, sevebildiğini fark etmekten gelir. Hâlâ hissedebildiğini, kalbinin kapanmadığını, içinde bu kadar derin bir yer olduğunu öğrenmek başlı başına bir armağandır.
Şarkı bu duyguyu hüzünle değil, bir tür huzurla taşır. Acıyan bir özlem yoktur burada, daha çok sıcak bir kabulleniş vardır. Sanki şarkıdaki kişi şöyle der: Seni sevmek bana yetiyor, çünkü seni sevmek beni ben yapıyor.
Sonuç
Bu şarkı bir aşk ilanından çok bir teşekkür gibidir. Seni uykundan uyandıran kişiye, bunu hiç bilmeden bile olsa söylenmiş sessiz bir teşekkür. İki insanın arasında gerilmiş görünmez bir ipin, o ipin ucundaki titreşimin, yanakları kızartan bir bakışın, dokunmadan yanan bir tutkunun ve karşılıksız bir minnettarlığın şarkısı.
Sufjan Stevens aşkı büyütmeden, süslemeden, sadece olduğu kadar saf bırakır. Belki de bu yüzden bu kadar çok insana kendi görülme anını, kendi uyanışını ve hayatında gerilmiş o görünmez ipi hatırlatır. Şarkı bittiğinde geriye bir cevap kalmaz, sadece bir his kalır: Biri seni gördü ve sen artık kendini bildiğin gibi değilsin.



Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın