Okunma Sayısı: 247
  • 3
  • 0
  • 0
  • 0

Stoacılık Üzerine


Stoacılık Üzerine

Helenistik Çağ’ın en büyük felsefi ekollerinden biri olan Stoacılık, bir gemi kazası sonucu Atina’ya gelen Kıbrıslı Zenon tarafından kuruluyor. Atina’da bir kitapçıda, okuduğu Sokrates tasvirinden çok etkilenen Zenon, Sokrates gibi bir hoca aramaya başlıyor. Kendine hoca olarak seçtiği adam ise Crates. Zamanının meşhur Kiniklerinden. 


Stoa, üstü kapalı yol manasına gelmekte. Zenon ve öğrencileri “Stoa Poikile” olarak adlandırılan yerlerde ders işledikleri için kendilerine “Stoacılar” adını veriyorlar.


Stoacılığın kurucusu olan Zenon’un ölümü ise bir hayli ilginç. Bir gün okuldan çıkarken ayağı taşa takılıp düşüyor ve serçe parmağını kırıyor. Bu duruma oldukça sinirlenen Zenon, yaşananları bir işaret olarak görüyor ve intihar ediyor. Görüldüğü üzere Stoacılıkta intihar bir tabu değil. Aksine miyadını doldurduğunu düşünenler için normal bir seçim.


Erken dönem Yunan Stoacılarının; gerçeklik, mantık ve etiğe ilişkin felsefi görüşleri vardı. Stoacılık ekolünün temel noktası, sadece değiştirebileceğimiz şeyler üzerine endişelenmemiz gerektiğiydi. Yaşananlar genellikle kontrolümüz altında olmasa da bu olaylara karşı verilen tepkilerimizi kontrol edebilirdik.


Her ne kadar Yunanistan’da ortaya çıkmış olsa da asıl ivmeyi Roma İmparatorluğu’nda yakaladı. Stoa felsefesinin Roma topraklarında yayılmasındaki en büyük etken Cicero ve Seneca’ydı. 


Stoacılar felsefeyi üç ana kola ayırdılar:


1-Mantık


2-Fizik


3-Etik   


Bu üç kolun arasındaki ilişkiyi ise şöyle tasvir ediyorlardı: Felsefe bir bahçe ise, onu çevreleyen çit mantık, bahçede yetişen ağaç fizik, o ağacın meyvesi de etik/ ahlak.


Stoacılar, mantık eğitimini zorunlu gördüler, çünkü mantık diğer bütün erdemleri içine alan bir erdemdi. Mantık bilmeyen bir insanın yanlış çıkarımlardan kaçınamayacağını düşünüyorlardı. Onlara göre mantık, bilge bir insana doğruyu yanlıştan ayırt etme özelliği kazandırırdı.  Mantık aklın hareket yasasıydı ve mantığın kurallarına baş vurmadan akıl hakikati bulamazdı.


Zenon’dan önce mantık öğretisinin temel taşı, Aristo Mantığı olan “syylogistic logic” idi. Syllogism, kıyas anlamına geliyor. Kısaca öncül adı verilen iki önermeden zorunlu olarak çıkarsanan üçüncü bir önerme. Eğer a=b ve b=c ise a=c’dir gibi geçişkenlik özelliğinin kullanıldığı bir tümdengelim yöntemi. Bu mantığı açıklarken en çok kullanılan örneklerden biri ise şu:


1- Tüm insanlar ölümlüdür. 


2-Sokrates bir insandır. 


3- Öyleyse Sokrates de ölümlüdür.


Stoacılar ise ''propositional logic (önermeler mantığı)''denilen yöntemi geliştirerek mantık alanına çok büyük katkı sağladılar. Önermeler mantığında, birden fazla önermenin mantık bağlaçları kullanılarak bir araya gelmesiyle yeni önermeler oluşturulur. Önerme, en az iki terimden oluşan, içinde en az bir yargı ve bir doğruluk değeri taşıyan cümlelerdir. Doğru ya da yanlış olarak değerlendirilemeyen, bir yargı bildirmeyen cümleler önerme değildir. “Stoacılık Ekolü’nün kurucusu Kıbrıslı Zenon’dur” cümlesi doğruluk değeri doğru olan bir önermedir. 


Propositional Logic’i anlamak için ise şu örneği verebiliriz: 


1- Sokrates’in kalbi atıyorsa hayattadır.


2- Sokrates’in kalbi atıyor.


3- Öyleyse Sokrates hayattadır.


Stoacılar’a göre insan zihni doğuştan boş bir levhadır (tabula rasa). Bu bakımdan Locke’u hatırlatırlar. Dış dünyadaki nesneler ve deneyimler, duyu organlarını etkiler ve bunlar zihinde bir izlenim uyanmasını sağlar. İzlenimler zihnin onayını sağlarlarsa ve kalıcı olup imgelere yol açarlarsa, izlenimlerin tekrarı ve zihinde oluşturdukları imge, genel kavramları doğurur. 


Stoacıların bilgi anlayışında, bir imge, nesnesinin tam ve gerçek bir kopyası olduğu zaman doğrudur. Ancak Stoacılar, algıların ve kavramların doğru ve yanlış olabileceğini söylerler. Doğruyu yanlıştan ayıracak bilgi ölçütü, kavrayıcı algı (tasarım)dır. Ruhu, kendisine onay vermeye zorlayan algı, açık algı, katalepsis (kavrama)dır. Katalepsis, episteme (gerçek bilgi) ile doxa (sanı) arasında bulunan ortalama bir şeydir. Bu çeşit bilgi delilerde, budalalarda da vardır. Episteme ise, yalnız bilgelerde bulunur. Katalepsis değil de epistemeye sahip olan bilge, doğrunun ölçüsüdür.


Stoacılar, insan yaşamının anlamını öğrenmek için, bu yaşamı kesinlikle evrenin çerçevesi içinde dikkate almanın gerekliliğine inanıyorlardı. Stoacı metafiziği, materyalist ve monist bir metafizikti. Çünkü yalnızca maddi olan varlık bir şey yapmaya ve kendisiyle bir şey yapılmaya müsaittir. Bu yüzden evrenin ilkesinin maddi bir şey olduğunu düşünmüşlerdir. Bu maddi ilkede bir etkin bir de edilgen öge vardır. Etkin öge tanrıdır. Stoacılar için tanrı, evrenin ta kendisiydi. Tanrıyı evreni hareket ettiren neden, evrenin aklı ve doğanın en üst  varlığı olarak yorumlamışlardır. Tanrı, tinsel bir ilke ya da varlık değildi. Her şeyin kendisinden çıktığı ve yine kendisine döndüğü varlıktı. 


Stoacılar, ahlâkça yetkin olma anlayışını, bilge idealinde canlandırmışlardır. Bilgelik erdemli olmaktır. Bilge kişi, erdemli kişidir. Erdem, doğaya, akla uygunluktur. Bundan dolayı bilgenin erdemi akıl bilgisinde ve bundan doğmuş olan irade gücündedir. Erdem aklın doğru durumda olmasıdır. Aklın doğru durumda olması da, insanın, özü bakımından rasyonel olan dünyanın (doğanın) gidişine ayak uydurması, ona kendini bağlı kılması ile elde edilir.


Erdem tek başına eksiksiz bir mutluluğu sağlayabildiğine göre, bunun dışındaki hiçbir şey bir değer sayılamaz. Bundan dolayı sıradan insanların değer saydıkları şeyler, zenginlik, şan, şeref, hatta hayatın kendisi bilge için aldırış edilmeyecek şeylerdir.


Stoacı ahlâkın temellerinden biri ise doğaya ve doğa kanunlarına boyun eğmektir. Bunu iyiliğin tek koşulu olarak görürler. Erdem, bir kişide iyiliğin bulunuşudur, bütünle ortak olan bir yetkinliktir. Bu yüzden erdem, birdir, mutlaktır, az ya da çok erdemli olunmaz, erdemli olunur ya da olunmaz. Erdem ile erdemsizlik arasında hiçbir aracı bulunmaz. Erdem birdir ve eğer erdemlerden söz ediliyorsa, bu çoğulluk yalnızca erdemin tasarlanışındaki farklı bakış açılarını belirtir, bütün erdemler birbirlerine içten bağlıdır, birini elde eden hepsine sahip olur.


Ünlü Stoacı filozoflardan Epiktetos, bir köleydi. Yine ünlü Stoacılardan Marcus Aurelius ise bir hükümdardı. Bu durum Stoacılık’ta sosyal statünün önemli olmadığını ortaya koyuyor. Stoacılar’a göre önemli olan kişinin sosyal statüsü değil erdemli ve iyi bir insan olması idi.


“Tanrım, değiştiremeyeceğim şeyleri kabullenmem için kuvvet, değiştirebileceğim şeyler için cesaret ver. Ve ikisi arasındaki farkı anlamam için bana akıl ver.”


Stoa Duası


 


 


 


 


Yorumlar (0)

Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için buraya tıklayınız.

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için buraya tıklayınız.

WANNART
Profilini oluşturmak, İçerik yazmak, İtibar Puanı Kazanmak İçin Hemen Şimdi Kayıt Olabilirsin! KAYIT OL!