Advertisement
Okunma Sayısı: 1478
  • 23
  • 0
  • 0
  • 1

Psikolojik Travmaların Eş Seçimine Etkisi


Psikolojik Travmaların Eş Seçimine Etkisi
Advertisement

 Konu, aşk olduğunda kişiye romantik çağrışımlar yapmaktadır. Bugüne kadar yazılan şiirler, okunan şarkılar ve romantik filmler akıllara gelmektedir. Gerçekten de bu konu günlük hayatta önemli bir yer tutmaktadır. Bu kadar önemli olan bir konu ise kesinlikle sosyolojik olarak farklı açılardan incelenmelidir. Farklı toplumlarda nasıl yaşandığı, tarih boyunca aşk kavramının nasıl değişime uğradığı ve onu bu kadar önemli kılacak nasıl bir işlevi olduğu gibi konular ilgi çekicidir. Ben ise bu konuyu psikolojik ve sosyolojik yönüyle çok daha az romantik bir şekilde ele almak istiyorum. Bu yazı, anlam yüklenen olgulara karşı bir sorgulamadır.

 Aşkın ilk aşaması olan bir kişiyi görme ve beğenme aşamasından başlamak istiyorum. Hayat, toplum ve insan ilişkileri gerçekten karmaşık bir yapıdır. Kalabalık bir ortama giren bir bireyin yüzlerce kişilik bir seçeneği vardır. Ancak bu seçenekler arasından kişi kendine en yakın hissettiği kişi ile bir ilişki yaşamayı düşünmektedir. Kişinin yaptığı bu seçim kader, kısmet olarak adlandırılırken bilimsel olarak ayna nöronlar ile açıklanmaktadır. Ayna nöronlar ile bireyler kalabalıklar arasında birbirini bulabilmektedir. Nöronlar, sinir hücreleridir ve özelliklerinden biri de vücuttaki hücreler ile beynin iletişim kurmasını sağlamaktır. Psikoloji ise ayna nöronlar ile bireylerin beyinlerinin ufak bir iletişim kurduğunu söylemektedir.

 Ayna nöronlar, kalabalık içinde o iki kişinin birbirini bulabilmesinin, bakışırken birbirlerine tanıdık gelmelerinin nedenidir. Çünkü, insan alışılmış olanı, kendine benzeyeni aramaktadır. İnsan, benzer duyguları, iletişimi ve davranışları aramaktadır. Yani, ayna nöronlar ile karşıdaki kişide kendisini görmektedir. Bu tüm ilişkiler için geçerlidir. Birinin bireye, çekici, sempatik, eğlenceli ya da kötü kalpli, soğuk, sıkıcı gelmesinin nedeni budur. Birini gördüğümüzde ilk 10 saniye içindeki önyargılar bu şekilde oluşmaktadır. Bireyler ayna nöronlar ile birbirlerine birçok bilinçaltı mesajı iletmektedir.

 Birçok travma çeşidi vardır. Bireysel travmalar, bedende mühürlenen travmalar, ailemizden aktarılan kalıtsal travmalar bunlardan bazılarıdır. Bunlara ek olarak bireyin hayatında tecrübeleri, yaşam stili, sosyo-kültürel düzeyi, ekonomi ve eğitim düzeyi, inançları, yargı kalıpları gibi birçok farklı unsur bulunmaktadır. Ayna nöronlar ile bireyler hayatlarına kendi düzeyindeki kişileri çekmektedir. Genellikle kendisinden düzey olarak çok yüksek ya da çok düşük birini çekici bulmamaktadır. Bunu da karşısındaki kişi hissetmektedir. Çünkü duygular sağ beyin ile ilgidir ve orada söz değil hisler konuşmaktadır. Bu yüzden bir kişi, bireye değer verdiğini söylese bile o kişinin yanında kendini değersiz hissedebilmektedir. Toplumsal yaşamda, sosyalleşmede ve ikili ilişkilerde sözler kadar karşıdaki kişiye hissettirilen duygular da önemlidir. 

 Aşkın daha az romantik kısmına bakıldığında daha gerçekçi bir manzara görülmektedir. Psikoloji açısından bakıldığında travmalar, bilinçaltı ve yaşam stilleri eş seçimine etki etmektedir. Bireyler hamilelik süreci, çocukluk çağı ve sonrasında yaşadıkları olaylar ile hayatlarında bazı döngülere girmektedir. Bu döngüler yanlış seçimler yapmak ve bazı davranışları tekrar etmek gibi şekillerde kendini göstermektedir. Çocukluğunda, anne babası sürekli tartışan bireyin, ebeveynlerinin bu özelliğini beğenmemesine rağmen eşiyle tartışmaya dayalı bir ilişki kurması örnek olarak verilebilir. Aile içinde şiddet gören bireyin kendi çocuğuna şiddet uygulaması da en çok görülen örneklerden biridir. Ebeveynlerin beğenilmeyen bazı özellikleri ilişkilerde ve eş rollerinde ortaya çıkabilmektedir.

 Duygusal olgunluğa ulaşamamış bireylerin toplumsallaşmada yetişkin egosu ile hareket ederken eşiyle olan ilişkisinde sık sık çocuk egosuna düşmesi, ilgi görme, değerli hissetme ve anlaşılma gibi tüm duygusal ihtiyaçlarını aktarım yaparak karşılamaya çalışması da yapılan hatalardandır. Ayrıca bireylerin hayatlarındaki rollerini karıştırması ilerleyen zamanlarda ilişkiyi olumsuz etkilemektedir. Bu durumda, kadının anne olduktan sonra anne rolünün eş rolüne baskın gelmesi, erkeğin yönetici rolünün baskın gelerek otoriter tutumunun evde devam etmesi örnek olarak verilebilir.

 Böylece konu aşk olduğunda çok daha geniş bir şekilde düşünmek gereklidir. Çünkü bu konu, şiirlere, şarkı ve filmlere ilham olsa da tüm insanlığın günlük hayatına etki eden ve sosyoloji, psikoloji gibi bilimlerin incelediği bir alandır. İkili ilişkiler söz konusu olduğunda travmalar, tecrübeler, sevgi dili ve bağlanma stilleri gibi pek çok konu devreye girmektedir. Bu yüzden konunun romantik boyutuna ek olarak o ilişkiyi ve kişiyi neden seçtiğini bilmek önemlidir. Birey, kendisi ile yüzleşerek ve kendini gerçekleştirerek daha iyi bir eşe, daha kaliteli bir ilişkiye sahip olabilmektedir. Bu, her zaman fiziksel ya da ekonomik anlamda değildir. Bazen bir travma ile yüzleşmek, hayatındaki çıkamadığın döngülerden çıkmak ve bakış açını değiştirmek gibi durumlar ile gerçekleşebilmektedir. Önemli olan duygusal ve fikirsel değişimlerdir. Doğanın bir parçası olan insan için değişim, dönüşüm ve gelişim hiçbir zaman bitmemektedir.


Yorumlar (0)

Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için buraya tıklayınız.

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için buraya tıklayınız.

WANNART
Profilini oluşturmak, İçerik yazmak, İtibar Puanı Kazanmak İçin Hemen Şimdi Kayıt Olabilirsin! KAYIT OL!