Advertisement
Okunma Sayısı: 485
  • 12
  • 0
  • 0
  • 1

Sosyologların Din Olgusuna Bakışı


Sosyologların Din Olgusuna Bakışı
Advertisement

 Din, toplumları oluşturan önemli kurumlardan biridir. Bu nedenle sosyolojinin kurucu figürleri toplum hakkında tespitlerde bulunurken din hakkında da tespitlerde bulunmuşlardır. Ancak güncel din sosyolojisi tartışmalarına göre bu tespitler eksik kalmaktadır. 

 Sosyolojinin kurucu figürlerinin din hakkındaki görüşlerini anlamak için bu görüşleri oluşturan arka plana bakmak gereklidir. Bunun için düşünürlerin yaşadığı dönem, tarih ve olaylar önem kazanmaktadır. Fransız devriminin sonuçları, modern bilim, teknolojideki gelişmeler ve ekonomik iyileşmeler etki etmiştir. O dönemde yaşanan gelişmelerin önemi geleneksel toplumdan modern topluma geçiş noktasında önemlidir. Geleneksel toplumun değişime uğrarken geleneksel toplumun eski değerleri de değişime uğramaktadır. Bilim, nedensellik ve teknoloji önem kazanmakta ve yakın çağda insanlığın daha da gelişeceğine inanılmaktadır. Böylece bilim sadece doğa bilimleri üzerinde değil sosyal olaylar üzerinde uygulanarak sosyal bilimleri ortaya çıkarmıştır.

 

· Henri de Saint Simon (1760-1825), 

 Saint Simon, Amerikan bağımsızlık savası ve Fransız devrimi gibi önemli siyasi olaylara tanıklık etmiştir. Yaşadığı dönemde önemli politik değişimler yaşanmaktaydı. Hatta toplumda bir anomi yaşanmaktaydı. Yaşanan değişimler toplumun yapısını değiştirmektedir. Bu nedenle Simon, ‘Bir toplumun sarsılmaz ve değişmeyen değeri ne olmalıdır?’ noktasında düşünmüştür. Simon, tarihi bir bilim olarak önemsemektedir. Ona göre tarihe bakarak geçmişten dersler çıkarılabilir ve toplumların geleceği öngörülebilirdir. Yani, toplumlar bilim ve tarih ile değişmeyen değeri bulabilecektir. 

 Bu düşünce, ilerlemeci tarih anlayışına neden olmaktadır. Bu nedenle Simon’a göre, tarih zaten gelişerek ilerlediği için din ve feodalite sona ermek zorundaydı. Modern zamanda din ve feodalite ile karşılaşılamazdı. Din yerine bilim, sanayi çağında baskın gelecektir. Böylece sosyal sınıflarda da değişiklik olacağını, din adamları sınıfının gözden düşeceğini öngörüyordu. Ancak günümüze baktığımızda bunun o kadar da kolay olmadığını görüyoruz. Simon, orta çağı, aristokrasiyi, dogmaları ve dini küçümsüyordu. Ona göre toplum modernleşirken din de modernleşmeliydi. Bilim ile uyumlu yeni bir din gündemde olmalıydı. Din tamamen ortadan kaybolamaz çünkü toplumları yönetmek konusunda önemli bir kurumdur. Sadece modernliğe göre değişim geçirmelidir. Bu değişimin kurallarını da bizzat kendisi koymakta ve ‘Yeni Hristiyanlık’ eserinde öngördüğü bilim ile uyumlu dini oluşturmuştur. Yeni din savaşla uğraşmak yerine bilimin yolunu açacak, bilim ise toplumları refaha erdirecektir.  

 

· Auguste Comte (1798-1857), 

 Saint Simon ile uzun yıllar birlikte vakit geçiren Comte, onun fikirlerinden etkilenmiştir. Ortak fikirleri genellikle yeni gelen modern dönemin daha iyi olması üzerinedir. Comte, bilimin yükselişte olması, bilim ile uyumlu din, toplumun bilimsel olarak incelenmesi gibi noktalarda Simon ile aynı düşünmektedir. Modern dönemde eski dinin gücünü kaybettiğini düşünen Comte, insanlık tarihini üç aşamada anlatmaktadır. Bunu da ‘üç hâl yasası: teolojik, metafizik ve pozitif’ olarak isimlendirmiştir. İsimlendirmesi ile toplumu bilimsel olarak incelediği açıkça görülmektedir. Bu yasaya göre insanlık tarihi üç farklı düşünme süreci geçirmiştir. Teolojik olan hayali, metafizik soyut ve pozitif ise son dönem olan bilimsel dönemi ifade etmektedir. Ona göre, insanlık bu aşamaları sırayla yaşayacaktır. Bu aşamalar ise birbirlerine entegre olmamalıdır. Bu yüzden modern dönemde metafiziğe ve dine yer yoktur. Çünkü, onlar bir önceki aşamada kalacaktır. 

 Bu düşünce ile doğa bilimlerine hâkim olan pozitifliğin toplum incelemelerinde de hâkim olması gerektiğini savunur. Pozitif dönemin yükselişi ile metafizik olan kendiliğinden önemsizleşecek, topluma önderlik edemeyecek, hukuki ve askeri yetkilerini kaybedeceğini öngörüyordu. Ancak şu an hâlâ yerel ve dini hukukların uygulandığını, dini/askeri örgütlerin ortaya çıktığını, dini geleneklerin uygulandığını görmekteyiz. Günümüzde dini açıklamalar kabul edilmekte ve halklar dini ideoloji ile yönetilebilmektedir. Comte da Simon gibi yeni bir din fikrini savunmaktadır. Bu din metafizikten çok toplumsal âhlak kurallarını öncelikli kılmaktadır. Yeni dinde inanılan büyük varlık ise insanın içindeki iyilik yapma ve insanlığı geliştirme arzusu olmalıdır.

 

· Karl Marx (1818-1883),

 Marx ve din konusunda en bilinen söz ‘din, halkın afyonudur’ sözüdür. Bu söz ile burjuvaların dini çıkarlarına göre kullanarak halkı sömürdüklerini kastettiği düşünülmektedir. Marx’ın asıl kastettiği ise kapitalist dünyanın zalimliği içinde halkın dini bir sığınak, acılarını dindirici bir ağrı kesici olarak gördüğüdür. Bu nedenle modern, kapitalist dönemde dine ihtiyaç devam etmektedir. Yabancılaşma ve işçilerin durumları düşünüldüğünde dinin var olması, Marx’a normal geliyordu. Ancak kendisi dine inanmıyordu ve insanları kurduğu mantıksız bir yapı olduğunu düşünüyordu. Umutsuz insanların sığındığı bir ideoloji olduğunu düşünüyordu. 

 Marx’a göre, din insanın kendisine yabancılaşmasını arttıran bir olgudur. Çünkü, sunduğu ideoloji ile sınıf eşitsizliğine katkıda bulunmaktadır. Dinler kazancı, mutluluğu ve ödülleri diğer dünyaya ertelemeyi söylemekte ve bu dünyadaki eşitsizlikleri hoşgörü ile karşılamayı emretmektedir. Din dolayısıyla bireyler, eşitsizlik ve adaletsizlikleri görmezden gelmektedir. Bu nedenle ona göre, ekonomik iyileşme ve refah gerçekleştiğinde dine de gerek kalmayacaktır. Dinin insan doğasında olduğuna inanmıyor, maddi koşullar değiştiğinde fikirlerin ve inançlarında değişeceğine inanıyordu. Bu nedenle ekonomik refah sağlandığında dinin değişeceğini değil hiçbir işlevi kalmayacağı için tamamen ortadan kalkacağını düşünmektedir. 

 

 · Émile Durkheim (1858-1917)

 Durkheim, dine daha işlevselci bir noktadan bakmaktadır. Dinin, toplumun düzenini sağlamak, kimlik ve aidiyet edindirme, toplumu bir arada tutmak gibi işlevleri olduğunu düşünmektedir. Durkheim da modern dönemde gelenekselliğin ve dinin sona ereceğini düşünmektedir. Ancak, dinin işlevlerini modern toplumlarda neyin sağlayacağı noktasını da düşünmektedir. Yani, dinin yok olacağını değil aynı işlevleri şekil değiştirerek başka bir yapının sağlayacağını düşünmektedir. Dinin, her toplum için kurucu bir öğe olduğunu, topluma kimlik kazandırdığını ve toplumun devamlılığını sağladığını düşünmektedir. Bu nedenle din toplumlarda önemli ve yeri doldurulması gereken bir unsurdur. 

 Durkheim da dinin insanlar tarafından oluşturulduğunu düşünmektedir. Durkheim, diğer sosyologlardan farklı olarak dinin toplumun kendisinden farklı bir şey olmadığını düşünmektedir. Dininde toplumunda bireyleri aşkın bir şey olduğunu ve ikisinin aynı işaretleri, anlamları taşıdığını ve aynı işlevleri olduğunu düşünmektedir. Durkheim da bilim ilerledikçe dinin arka planda kaldığını kabul etmektedir. Ancak, bilimin din ile çatıştığını düşünmemektedir. Olguların toplumdaki işlevlerine odaklanmakta ve bu işlevi sağlayacak başka olguların yer değiştirmesini normal bulmaktadır. Bu nedenle Durkheim da dinin yok olmak yerine şekil değiştireceğini düşünmektedir.

 

· Max Weber (1864-1920).

Weber diğer kurucu figürlerden farklı olarak dini incelenecek bir nesne olarak görmektedir. Dinin modern zamanda yok olup olmayacağına değil, toplumdaki değişimlere ve dinin rolüne odaklanmıştır. Bu nedenle dini açıklamasını mistik şeylerin ve karizmatik peygamberlerin büyüsünün bozulması ile yapmaktadır. Bilim ön plana çıktıkça bazı açıklama ve anlamlar için metafizik şeylere değil daha fiziksel ve rasyonel yollara başvurulduğunu söylemektedir. Dinlerin bile kendi içerisinde zamanla büyüsünü kaybetmesinden, dinlerin gittikçe daha mantıklı açıklamalar yaptığından bahsetmektedir. Büyünün bozulmasını ise rasyonalite ile açıklamaktadır. Weber din konusunda gelecekte olacaklar ile ilgili öngörülerde bulunmaktan ziyade dini incelemiş ve gerçekleşenden dersler çıkarmıştır. Bu noktada Weber'in, 'Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu' kitabı okunması gereken en önemli eselerden biridir. Eserinde kapitalizmin neden doğudaki toplumlarda değil de batıda ortaya çıktığını incelemektedir. Örneğin, Protastanların tanrının sevgisini kazanmak için çok çalışması ile sermaye birikimi arasında bağlantılar bulmaktadır.

 Sonuç olarak sosyolojideki kurucu figürler dinin yok olacağını söylememektedir. Onu bir olgu olarak inceleyerek değişen dünyadaki işlevine odaklanmıştır. Böylece bilimin ön plana çıkmasıyla mistik olan dinin etkisinin azalacağını ancak şekil değiştirerek toplumlarda her zaman var olacağını kabul etmektelerdir. 

 

KAYNAKÇA

ERTİT, Volkan (2020), “Sosyolojinin Kurucu Figürlerinde Din” Akademik Hassasiyetler Dergisi, Cilt.7, Sayı.14, s.1-35.

GİDDENS, Anthony ve SUTTON, W. Philip (2019), Sosyoloji, çev. E. Arzu Kayhan, 8.Edisyon, Kırmızı Yayınları: İstanbul.

 


Yorumlar (0)

Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için buraya tıklayınız.

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için buraya tıklayınız.

WANNART
Profilini oluşturmak, İçerik yazmak, İtibar Puanı Kazanmak İçin Hemen Şimdi Kayıt Olabilirsin! KAYIT OL!