Advertisement
Okunma Sayısı: 257
  • 3
  • 0
  • 1
  • 0

Bizden Bize, Bizim Hikayelerimiz 1: Heartstopper


Bizden Bize, Bizim Hikayelerimiz 1: Heartstopper
Advertisement

Heartstopper, Euros Lyn yönetmenliğini üstlendiği ve Alice Oseman'ın aynı adlı çizgi romanından kaynak alınarak hazırlanan çok şirin bir Netflix dizisi. Dizi büyük çoğunlukla ergenlik dönemi farkındalıklarını ve toplumsal streoptipler altında ezilen LGBT bireylerini konu alıyor. Queer bir yapım olmaktan uzak, bunun hakkında Lara Özlen'in başarılı tespitleri vardı. Onun anlatımıyla içinde eşcinsel olan her yapımı Queer olarak adlandırmak, aktivist anlatının doğasına uygun olmaz. Şahsen blog sayfamda takındığım tavır da sıklıkla bu perspektiften ilerliyor. Filmleri incelerken Queer anlatının ağır bastığına inandığım yapımları ön plana çıkarmak istiyorum. Konudan kopmadan bu şeker dizimize geri dönelim.

Aslında Türkiye’de önce dijital satış platformları ardından da Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından sansürlenen Heartstopper (Kalp Çarpıntısı) çizgi romanı dünyada ses getirdi. Anlattığı hikaye ve anlatım şekli LGBT camialarınca çok beğenildi. Hikaye görmeye alışık olduğumuz kimlik çatışmasının izlerini de taşısa anlatılan aşk hikayesi tüm büyüleyici yönleriyle bu yaygın temadan kendini kurtarmış. Dizi uyarlamasını Netflix'te izlediğimiz yapımın başrolle Joe Locke (Charlie Spring) ve Kit Connor (Nick Nelson) paylaşıyor. İki genç oyuncu üzerlerine yüklenen senaryoyu çok güzel taşımış. Çünkü basılı bir yayından uyarlanan sinematografik yapımlarda izleyici olacaklardan zaten haberdar olur. İzleyiciyi etkilemek için ekstra bir aktör kırıntısı eklemek kaçınılmazdır. Oyuncularımız bu sihri bol bol kullanmışlar ve büyüleyici bir aşk hikayesini şirin detaylarla izleyiciyle buluşturmuşlar. 

Dizi başlangıcında zorbalığa ve yönelim temelli tahakküme dayanmaya çalışan zayıf ve sessiz Charlie'nin karakter gelişimiyle başlıyor. Fevkalade renkli bir arkadaş grubuna sahip olmasıyla bu çaba bizi etkileyici bir arkadaşlık ilişkisiyle heyecanlandırmaya başlıyor. Erkeklere özel bir lisede eşcinsel olmak nasıldır bilir misiniz? Tabii ki toplumun çok daha eril bir parçasında yaşam mücadelesi vermenizi gerekli kılar. İşte bu noktada hem Charlie'nin esaslı arkadaş grubu hem de okulun Queer sanat öğretmeni bu konuda Charlie'ye sonsuz destek veriyorlar. Hikayenin arasına Charlie'nin transseksüel olan ve cinsiyet değişimi sonrası kız lisesine geçen arkadaşı Elle de serpiştirilmiş. Temsiliyet açısından transgender komünite içinde adından sıkça söz ettiren siyahi trans oyuncu Yasmin Finney rolü kesinlikle beş-on adım ötede yaşatmış.

Gelelim maskülen, kimlik karmaşası içinde olan ergen ragbi oyuncumuz Nick Nelson'a. Kendisi kayıt sınıfında şirin Charlie'nin sıra arkadaşı olma şansına nail olmuştur. Hikayemiz bu andan itibaren yüzlerce Hi! ve Hello! arasında gidip gelirken izleyiciler Charlie'nin ergen libidosuna ve "kalp çarpıntısına" yenik düşmüş olacak ki sahneler yüzlerce kırpılmanın ve efektin ardından sosyal medyada meme haline getirildi bile. Şahsen her sahnesinde kahkahaya böğulduğumu söylemeden geçemem. 

Şimdi bu paragafta okuyacağınız sinir, stres ve gerginlik seviyesi hamile olanlar ve hamilelik şüphesi taşıyanlar için kriz niteliği arz edebilir. Haşere Ben Hope (Sebastian Crop) kendini konumlandırmakta sıkıntıları olan ve Charlie'yi yalnızca seksist ihtiyaçları için kullanan öküz tanımlı bir psikopat. İlk sahnelerde izlerken zannediyoruz ki canımız Charliemiz bu hödükle mutlu mesut bir ilişki geçirecek. Ama nerdeee... bu hödük Charlie'yi sömürme ve istismar etme üzerine kurulu bir planla elimizi ayağımızı titretip avuç içlerimizin terlemesine neden oluyor. Ay neyse geçelim bu eşek herifi.

Nick, Charlie ile bir araya geldiği andan beridir heteroseksüel olduğunu zanneden çıtı pıtı sarışın bir gencimiz. Charlie onun aklını öyle bir karıştırmış olacak ki bir partide Charlie'yi kimseciklerin olmadığı bir odaya götürüp duygusal anlar yaşamamıza neden oluyor. Sahneler harika dokunaklı ve heyecanlı. İzlerken kaç kez durdurup derin nefes aldığımı sayamam açıkçası. Aynı zamanda sahneler bize heteronormatif streotiplerin ne denli tehlikeli olduğunun da kanıtı niteliğinde. Kendi cinselliğini tanımak, sınamak her gencin hayatında kaçınılmaz bir zaruret olmalıyken gizli kapılar ardında bunu test etmek gerçekten insanı çileden çıkarır cinsten. Hele ki dizideki bol homofobi bu durumu daha da çekilmez hale getiriyor. Sıkça tetiklenme uyarısı verdiğimden emin olmak istiyorum.

Diziyi bu denli güzel kılan mevzu hem anlattığı bilinmezlik hem de homofobinin sistemleşmesi hakkında bize izlettiği can alıcı dokunaklı sahnelerde yatıyor. Charlie dev bir homofobi için bir oraya bir buraya savrulup duran nispeten zayıf bir kişilik. Zekası, tatlılığı ve hoşgörüsü terazinin bir kefesine alınıp yönelimiyle görmezden gelinen aslında bizlerin bir temsili. Gerçekten tüm niteliklerimizle bizler de harcanan binlerce LGBT bireyinden birisi değil miyiz? Gay, lezbiyen ya da transseksüel olmamız her şeyi kaybetmemiz için bir gerekçe değil mi? Evet öyle, duyuyorum o kısık seslerinizi... Ne yazık ki toplumların ortak problemi. Dizinin esinlendiği İngiltere de, yasaklarla çizgi romanın karton zarfa hapsolduğu ülkemiz Türkiye'de de durum aynı. Ay hikayemizin şirinliğine dönelim biz.

Nick yavaş yavaş kendini anlamlandırırken ve üstelik %62(?) gay çıkmışken artık Charlie ile bazı adımları atması gerektiğinin bilincinde. Ee yani bunun için cishet kalıbından sıyrılması o kadar da kolay olmuyor. Hele okulun eril spor grubunun kaptanıyken... Fakat bu noktada hikaye biraz Charlie'nin libidosuna yükleniyor aslında. Bol gözyaşı, anlamlandırma ve çabayla Charlie diş kuş gibi yuvayı kuruyor. Bu saatten sonra Nick'in kendisiyle halletmesi gereken bazı soru işaretleri kalıyor geriye. Sinemada, parkta, okulda cilveleşmeler, öpüşmeler arada kaynarken karşımıza Charlie'nin tripkolik arkadaşı Tao Xu (William Gao) çıkageliyor. Kendisi Charlie'yi koruma görevini kendine sorumluluk edinmiş sevecen ve sivri dilli bir arkadaşımız. Aynı zamanda Elle'den de hoşlanıyor ama yazık çocuğumun içi içini yiyor.

Toparlamak gerekirse hikaye bize bir zorbalık atmosferinde yeşeren aşkı anlatıyor diyebilirim. Nick'in Charlie için her şeyden vazgeçeceği de aşikar. Kendini tanımlama adına da büyük bir adım atan Nick artık biseksüel olduğunu düşünüyor ve annesine de bu şekilde açılıyor. Sadece annesine açılmakla kalmayıp tüm okulun önünde Charlie'nin elinden tutum oradan ayrılıyorlar. Tanrım bu sahnede masamdaki peçeteliğin dili olsa da konuşsa keşke. Tabii ki Nick bununla da kalmayıp dizinin sezon finalinde bir tren yolculuğu ile Charlie'yi sahile götürüyor ve bıdık çiftimiz orada her düğümü çözerek bizlere peçete dayanmayan anlar yaşatıyor. 

Bu kadar içten bir anlatım şu ana kadar yapmamıştım sanırım. Dizi bana kendimden çok fazla kare izletti. Sıklıkla duygusal boşalma da yaşattı yani ne yalan söyleyeyim. Belki geçmiş yaralar belki de gelecek kaygılar hepimizin hikayeden kendimizden bir parça bulacağımızın habercisi. Kesinlikle izleyin ve aşağı yorum bırakın. Biraz karşılıklı ağlaşalım.


Yorumlar (1)

Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için buraya tıklayınız.

  • Dizinin oyuncularının da genç olması aynı zamanda karakterlerin yönelimi ile dizideki yönelimlerinin uyuşuyor olması gibi küçük detaylar da efsane :)

    Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için buraya tıklayınız.

    WANNART
    Profilini oluşturmak, İçerik yazmak, İtibar Puanı Kazanmak İçin Hemen Şimdi Kayıt Olabilirsin! KAYIT OL!