Derin bir sessizlikte zihnimizde dolanan sakinliğin, yolda yürürken gözümüze ilişen tabelaların üzerinde yazanları bize ileten sesin ve kendimizle çıkan minik tartışmalarda bizi bize savunan bize benzer konuşmacının varlığını hiç sorguladınız mı? Eski zamanlardan beri sorgulanan bu durum birçok cevaba sahip. En eski cevabını insanın zihininde küçük bir insan olduğu algısıyla bulan bu ses üreme olarak açıklanıyordu. İnsanın kendi zihnindeki küçük varlığı doğurması fikri kulağa en ilkel gelen haliyle geride kalmış olsa da bugün dahi zihnimizin içinde dönen seslerin sırrı tam olarak açıklığa kavuşmuş değil.
İnsan zihni kendi ürünü bir bilinç ortaya koyarken kendini geri planda bıraktığı bir algıyı insana sunuyor. Kolunu kaldırmak isteyen biri veya kafasını sağa çevirmek isteyen biri vücut hareketleri için sesli komut oluşturmak zorunda kalmıyor. Ama bu durum insan beynini daha pasif bir konuma itmiyor. Beynin alt parietal lob, alt frontal girus, üst temporal korteks olmak üzere farklı alanlarında insanın her an duymasa da bazen asla susturamadığı iç sesinin oluştuğu belirtiliyor. Bilimsel açıklamalara kavuşturulamayan bu süreç bir gizem olarak kalmaya devam ediyor.
Beyin düşünceleri eyleme geçirmeden önce o eylemin sonuçlarını tahmin ediyor. Kolunu uzatmadan önce olası durumların değerlendirmesinde bulunuyor ve bu sayede insanın bir kazaya maruz kalmadan kolunu güvenli bir şekilde uzatabilmesini sağlıyor. Aynı durumu beyin insana konuşmadan önce de uyguluyor. Olası kazaları önlemek için ön bir simülasyon olan bu düşünce işlemine iç ses deniyor. Ağzınızdan çıkacak kelimelerin ön tahminin yapan ve hataları düzelten beyin konuşurken en az hatayla kelimleri kullanmayı sağlıyor. İç ses denen bu ön kontrol sistemi iç dil olarak veya iç monolog olarak da adlandırılıyor.
Kimi insanların iç sesi hiç susmaz, kimilerinin birden fazla iç sesi vardır, kimilerinin de iç sesi oldukça sessizdir. Ancak iç ses olarak dile getirdiğimiz bu iç konuşma ve komut durumunun her zaman bir ses olmasına gerek yok. Kimileri için de bu iç ses bir simge sisteminden oluşuyor. Örneğin süt almayı kendine hatırlatması gereken birinin aklına bir anda nereden geldiğini anlamadığı "Aaa süt almam gerekiyordu" düşüncesi oluşabilir. Ancak bir başkası için bu, görsel olarak süt kutusunun rengini veya şeklini veya direkt olarak sütü hatırlamasıyla gerçekleşebilir.
İç sese sahip olmayan insanlar için bu durum biraz daha anlaşılması zor bir durum. Sessiz okuma yapan her insan beynin içinde satırları kendine okuyan biri olduğunu fark eder. Ama bu sese sahip olmayan insanlar için içerisi biraz daha sakinlik gösterir. Bu durum o insanların daha az hayal gücü olduğunu ya da zihin algılarının zayıf olduğunu göstermez. Sadece o insanların içlerinden "Canım kahve çekti" demek için bu cümleyi gerçekten kurmlaları gerekiyor. Kişisel pencerelerden bakıldığında iç sese sahip olan insanlar olmayanları, olmayanlar da olanları anlamakta zorlanır. Hangi durumun normal olduğuna ya da bir normal aranması gerekliliğine karar vermek de zordur.



Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın