Advertisement

Kaos'un Kutsal Kitabı - Albert Caraco

Kaos'un Kutsal Kitabı - Albert Caraco
  • 1
    0
    0
    0
  • Çünkü ebedi yaşam bir anlamsızlıktır, ebediyet hayat değildir, ölüm özlem duyduğumuz istirahattir., hayat ve ölüm birbirine bağlıdır, başka şey talep edenler imkansızı isterler.

     

    Yalnızlı, ölümün okullarından biridir, çoğunluk asla bu okula giremez, bütünlük başka bir yerde elde edilemez, aynı zamanda yalnızlığın da ödülüdür bütünlük.

     

    İçinde yaşadığımız şehirler ölümün okullarıdır....milyonlarcamız bu şehirlerin içine yığılarak yaşama nedenimizi yitirmekteyiz...çünkü bizim yazgımız daima çoğalmak, tek amacımız da sayısız çlümler.

     

    Dünya bir kez daha insan zekasını aşıyor, binalarımızı hiç olmadığı kadar ölümün gölgesinde inşa ediyoruz, ölüme bizim şatafatımız miras kalacak, çıplak olma vakti yaklaşıyor, geleneklerimiz giysiler gibi birbiri ardına üzerimizden düşerek bizi çıplak bırakacak, ancak o zaman yargılanacağız, dışımız çıplak içimiz boş, ayaklarımızın altında uçurum, başlarımızın üzerinde kaos.

     

    İnsanlar hem özgürdür hem bağımlı, arzu ettiklerinden daha özgür, fark ettiklerinden daha bağımlıdırlar.

     

    Düzen şaşmaz olmadığından, onun hatalarını günün birinde telafi edecek olan şey savaştır; işte düzen bu hataları iyice artırdığı için savaşa gidiyoruz....Ölüm, tek kelimeyle, her şeyin anlamıdır, insan ölüm karşısında sıradan bir şeydir.

     

    Müebbet barış durumunu hayal bile edemiyoruz, düzen buna katlanamaz.

     

    Bizim dünyamız sanki askeri cephanelik, on minyonlarca insan savaş için çalışıyor, ahlak ile çıkarın  ittifak yaptığı bu çözüm yolunu bozmayı artık hayal bile etmiyoruz.

     

    Ölüm için yaşıyor, ölüm için seviyoruz, ölüm için doğurup çalışıyoruz, işlerimiz ve günlerimiz artık ölümün gölgesinde birbirini izliyor, uyduğumuz disiplin, koruduğumuz değerler ve yaptığımız projeler, hepsi tek bir sona karşılık veriyor: ölüm.

     

    Biz yapmacık figürler kisvesi altındaki ölüme tapıyoruz ama onun ölüm olduğunu bilmiyoruz, bizim savaşlarımız övdüğümüz şeye kurban verme savaşı, ölümün şerefine kendimizi feda ediyoruz, bizim ahlakımız bir ölüm okulu, değer verdiğimiz erdemler ise ölümün erdemleri yalnızca.

     

    Bu evrende delilik, yabancılaşmış insanın, cinli insanın, imkanlarının gerisinde kalmış ve eserlerinin kölesi olmuş insanın kendiliğindenliğinin alacağı biçimdir....Deliliğin kökünü kazıma yönündeki aciliyetimize rağmen, yeni tanrı odur.

     

    Biz deliliği ve ölümü sunakların üzerine yerleştirdik, Yüce Tanrı'nın hem çıldırdığını hem de can çekiştiğini söylüyorsak artık ne kalır geriye sorarım size?

     

    Felaket düzenin içinde ve biz de onun suç ortaklarıyız, felaketi reforma tercih ediyoruz, dünyayı yeniden düşünmektense kendimizi feda etmeyi tercih ediyoruz; bu dünyayı ancak harabelerin ortasında yeniden düşüneceğiz.

     

    İçinde tükendiğimiz Cehennemi sistemli biçimde örgütlüyorlar, düşünmemizi engellemek için bize aptalca gösteriler sunuyorlar, duyarlılığımızı barbarlaştıran ve idrak gücümüzün sonunda yok olup gideceği gösteriler; hiçibir şatafattan kaçınmadan ve kendi manyaklıklarına yön vererek bu oyunları kutsayacaklar. Bizans sirkine geri dönüyor ve gerçek sorunlarımızı unutuyoruz.

     

    İstediğimiz kadar tütsü yakalım, belirsizliğe ve çürümüşlüğe mahkumuz, neye taparsak tapalım, kurtuluş yok, iyilerle kötülerin yazgısı aynı, azizleri de canavarları da aynı uçurum kucaklıyor, adil olma ve adaletsizlik fikri, görgü kuralları gereği bağlı kaldığımız bir sayıklamadan başka bir şey olmadı hiç...Dinsel ve ahlaki fikirlerin kaynağı insandadır....İnsan metafizik bir hayvandır ve evrenin yalnızca kendi için var olmasını ister, ama evren insan bilmez, farkında değildir ve insan bu tanımazdan gelmeye teselli bulmak için boşluğu tanrılarla, kendi imgesinden yarattığı tanrılarla doldurur. Böylece, içi boş gerekçelere tutunarak yaşamayı başarırız.

     

    Bütün sorunlar nesnellik, ölçü ve tutarlılıkla çözümlenir...Uyurgezerleri kahin yapamayacağımız gibi bu doğuştan körlere ışığı sevdiremeyiz, düzenin yasası yitik kitlenin kurtarılamayacağı yönündedir ve bu kitle, sürüyle çoğalarak ve bıkıp usanmadan sayısız kurban vererek, soluksuz kalana dek üremeyi kendi yitiminin tesellisi kabul ediyor.

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     


    Yorumlar (0)

    Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

    Yorum Bırakın

    Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için buraya tıklayınız.