Advertisement

Cennet ile Cehennemin Evliliği - Blake

Cennet ile Cehennemin Evliliği - Blake
  • 1
    0
    0
    0
  • Genelleştirmek ahmaklıktır, Hususileştirmek ise Yetkinliğin Tek Ayırt Edici özelliğidir.

     

    Zıtlıklar olmazsa gelişme de olmaz. Çekicilik ve İticilik, Akıl ve Enerji, Sevgi ve Nefret gereklidir İnsanın varlığı için.

     

    Bu zıtlıklardan, dindarların İyi ve Kötü dediği şeyler doğar. İyi, Akla itaat eden edilgenliktir. Kötü ise Enerjiden doğan etkinlik.

    İyi Cennettir. Kötü, Cehennem.

     

    1.        Ruhundan ayrı bir Bedeni yoktur İnsanın; Beden dedikleri, Ruhun beş Duyuyla ayırdedilen parçasıdır, ki beş Duyu çağımızda Ruhun Ana Girişidir.

    2.        Enerji yegane yaşamdır ve Bedene aittir., Akıl ise Enerjiyi saran veya onu dışarıdan kuşatandır.

    3.        Enerji, Ebedi Hazdır.

     

    Arzuları kısıtlayanlar, kendi arzuları kısıtlanabilecek kadar zayıf olduğundan yaparlar bunu; Akıl veya kısıtlayan da, gaspeder arzunun yerini ve hükmeder iradesiz olana.

     

    Milton’da Baba Kader, Oğul beş duyunun Sağduyusu ve Kutsal Ruh Boşluktur!

     

    Bil ki; Milton’ın Tanrı’yı ve Melekleri tutuk halde yazmasının, ancak Şeytanlardan ve Cehennemden özgürce söz etmesinin nedeni onun gerçek bir Şair olması ve bilmeden Şeytanların tarafında yer almasıdır.

     

    Göğü kesip geçen her Kuşun, nereden biliyorsun ki,

    Senin beş duyuna kapalı hazzın engin dünyası olmadığını?

     

    Cehennem Özdeyişleri

    Budalanın gördüğü ağaç, bilge insanın gördüğüyle aynı değildir.

    Yüzü ışık saçmayan kişi asla yıldız olamaz.

    Meşgul arının dertlenmeye zamanı yoktur.

    Sayıları, ağırlıkları ve ölçüleri kıtlık yılında kullanıma sok.

    Kendi kanatlarıyla uçuyorsa hiçbir kuş gereğinden fazla yükselemez.

    Ölü beden almaz yaraların intikamını.

    Hapishaneler Hukukun taşlarıyla inşa edilir, Kerhaneler Dinin tuğlalarıyla.

    Kadının çıplaklığı Tanrı’nın eseridir.

    Tilki kendisini değil tuzağı suçlar.

    Şimdi kanıtlanan şey bir zamanlar yalnızca hayal edilmişti.

    Sabah düşün. Öğlen eyle. Akşam ye. Gece uyu.

    Neyin gereğinden fazla olduğunu bilmediğin sürece neyin yeterli olduğunu da bilemezsin.

    Ne elma ağacı nasıl büyüyeceğini kayına sorar, ne de aslan nasıl avlanacağını ata.

    Minnettar alıcı, bereketli hasat kaldırır.

    Bir Kartal gördüğünde Dehadan bir parça görmektesindir. Yukarı kaldır başını!

    Kuş için hava ya da balık için deniz ne ise rezil insan için de rezillik odur.

    Gelişme dümdüz yollar yapar, ancak Gelişmemiş eğri büğrü yollar Dehanın yollarıdır.

    Hayata geçmeyen arzuları emzirmektense beşikteki bebeği öldür.

     

    Bir şeyin öyle olduğuna dair güçlü inanç, o şeyi öyle kılar mı?

     

    Sırf anlık rahatlığı ya da keyfi için kendi dehasına veya vicdanına karşı gelen kişi dürüst müdür?

     

    Eğer algı kapıları temizlenseydi her şey insana olduğu gibi belirirdi: Sonsuz.

    Çünkü her şeyi mağarasının dar yarıklarından görecek kadar kendini içe kapatmıştır insan.

     

    Bu dünyaya biçim verip ona duyusal varlığını kazandıran ama şimdi orada zincire vurulmuş halde yaşayan Devler, gerçekte onun yaşam nedeni ve bütün etkinliğinin kaynağıdır; “Cesarette zayıf olan, kurnazlıkta güçlüdür” özdeyişinde belirtildiği gibi, zincirler, enerjiye direnme gücüne sahip olan zayıf ve ehlileşmiş zihinlerin kurnazlığıdır.

    Yani varlığın bir parçası Yaratıcı, diğer parçası Tüketicidir: üretici güç zincirlenmiş gibi görünür tüketiciye, oysa öyle değildir; o varlığın yalnızca parçalarını algılar da bunu bütün sanır.

    Tüketici eğer bir deniz gibi onun hazzının fazlalıklarını alıp götürmese, Yaratıcı artık Yaratıcı olmayacaktı.

    İnsanların bu iki sınıfı her daim yeryüzündedir ve birbirlerine hasım olmaları gerekir; onları uzlaştırmayı deneyenler varlığı yok etmek istiyordur.

    Din, bu ikisini uzlaştırma çabasıdır.

    İsa: Barış değil Kılıç getirmek için geldim ben.

     

    Düşüncesini hiç değiştirmeyen kişi durgun su gibidir, zihin sürüngenleri üretir.

     

    Karşıtlık gerçek Dostluktur.

     

    Meleklerin bir tek kendileri bilgeymiş gibi konuşma kibrine sahip olduklarını düşündüm hep; sistemli akıl yürütmelerden filizlenen cüretkar bir küstahlıkla yaparlar bunu.

     

    Şimdi basit bir gerçek daha: Mekanik becerilere sahip herkes Paracelsus’un veya Jakop Böhme’nin yazılarından yola çıkarak Swedenborg’un kine eşdeğer on bin cilt üretebilir, hatta Dante ve Shakespeare’inkilerden esinlenerek sonsuz sayıda.

    Ama bunu yaptığında, onun ustasından daha çok bildiğini söylemesin kimse, çünkü o yalnızca günışığında bir mum taşımaktadır.

     

    “Tanrı’ya tapınmak, onun başka insanlara lütfettiklerine her birinin dehası ölçüsünde Hürmet etmek ve en yüce insanları da en çok sevmektir; yüce insanları kıskanan veya onlara iftira atanlar Tanrı’dan nefret ediyordur, çünkü başka Tanrı yok.”

     

    “Bir budalayı havanda buğdayla birlikte dövüp anırtsan da budalalığı çıkıp gitmez ondan…bu on emri ihlal etmeden hiçbir erdem var olamaz; İsa tümüyle erdemdi ve kurallara göre değil itkilerine göre hareket etti.”

     

    Seher vaktinin Kuzgun Rahipleri, artık ölüm siyahına bürünmüş halde ve boğuk sesle lanetlemesinler sevincin oğullarını. Ne temel atsın ne de çatı kursun o zalimin özgür saydığı muteber müritler. Ne de solgun dini şehvet isteyip de harekete geçmeyene namus adını versin!

    Çünkü yaşayan her şey kutsaldır.


    Yorumlar (0)

    Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

    Yorum Bırakın

    Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için buraya tıklayınız.