Moda dünyasının yeni gözdesi : Simon Porte Jacquemus

Moda dünyasının yeni gözdesi : Simon Porte Jacquemus
  • 1
    0
    0
    0
  •   Genç, başarılı ve cesur bir tasarımcı o; 19 yaşında sıfırdan tek başına kurduğu markasının bu yıl 15. yılını kutlayacak kadar da azimli ve çalışkan. Sosyal medyada trend olan çoğu parçayı o tasarlıyor, Paris'te moda haftalarının en konuşulan defilelerine o ev sahipliği yapıyor.

    Son dönemlerde herkesin büyük bir ilgisini toplayan Simon Porte Jacquemus'u gelin birlikte yakından tanıyalım.

    Hayatı 

    1990 yılında Güney Fransa'nın küçük bir şehri olan Mallemort'ta doğdu. Çiftçi bir anne ve babanın çocuğu olduğu için çocukluğu doğanın içinde geçti. Marka hikayesinde, tasarımlarında ve defilelerinde Güney Fransa'ya olan tutkusunu bize bu denli hissettirmesi anlayacağınız hiç şaşırtıcı değil. Daha 8 yaşında evdeki fazla kumaşlarla elbiseler ve etekler dikerek tasarımcı kimliğine soyundu. 

    Annesiyle her zaman çok özel bir bağının olduğu dile getiren Simon, annesinin onu desteklediğini ve her zaman hayallerinin peşinden gitmesi için cesaretlendirdiğini söylüyor. İlk zamandan bu yana her zaman annesi için kıyafet tasarladığını belirtiyor. Henüz 18 yaşında iken bir trafik kazasında annesini kaybettiğinde ise uzun bir depresyon süreci geçiriyor ama 19 yaşında Paris'e taşınıp bir marka kurmaya karar verdiğinde, markanın ismini hiç düşünmeden annesinin kızlık soyismi olan Jacquemus koyuyor.

     

    Markanın Yükselişi ve Özel Karl Lagerfeld Ödülü 

    2009'da ilk koleksiyonunu çıkaran Simon, bu dönemde önemli markaların satış asistanı olarak çalışıp markasını finanse etmeye çalışıyordu. İlk koleksiyonlarına göz atarsak daha naif ve sade bir çizgide olduğunu görürüz.

    2015 yılında ise moda devi LVMH tarafından düzenlenen tasarım yarışmasında herkesin dikkatini çekmiş ve  Özel Karl Lagerfield Ödülü'nü kazanmasıyla birlikte moda dünyasına adını duyurmayı başarmış. 

    Stil Anlayışı

    Simon, tasarımlarını her zaman genç, çabasız, cesur bir Akdeniz kadını hayali ile yola çıkarak oluşturduğundan bahseder. Cazibenin doğuştan gelen bir güç olduğunu ve bunu ortaya çıkarmak için sadece doğaya dönmemiz olduğu göstermeye çalışır. 

    Kıyafetler sade iken aksesurların her zaman çok daha çarpıcı olması dikkat çeker. Aksesuarda hem mikro hem de makro boyutları görebilirsiniz. Tasarımların genelinde zıtlıklar çok iyi harmanlanırken aynı zamanda çokça özel detaylara da yer verilir.

    Tasarımların kumuşları daha doğal, sade ve rahat kullanılabilir olur. Keten ve hasır kullanımı çok fazladır. Kıyafetler cesur yanını iddialı dekoltelerden alır.

    Unutulmayacak Defile Şovları 

    Simon, koleksiyonlarını tanıtırken tamamen yarattığı özel hikayelere uygun mekanları özenle seçiyor. 

    En önemli imza şovu olarak da geçen ve herkesin hayranlığını kazandığı ilk ikonik defilesini, markasının 10. yılında doğup büyüdüğü yer olan lavanta bahçelerinin içinde gerçekleştiriyor. Koleksiyondaki tasarımlarda annesini, doğup büyüdüğü yerin tüm izlerini görebilirsiniz. Doğayla içi içe olan bu koleksiyonda hasır şapkalar, keten kumaşlar ve pastel tonlarına çok sık rastlayabilirsiniz.

    2022'de Paris Versay Sarayı'nda gerçekleştirdiği defilede ise koleksiyon tam anlamıyla kraliyetten ilham alıyor. Konuklar defileyi kendileri için hazırlanan sandallarda izliyor. Burada hem Orta Çağ kraliyeti ilhamıyla tütülü abartılı etekler, dar korseler, dantel ve iç çamaşırları öne çıkarken; kraliyetin son temsilcisi olarak da görülen Prenses Diana'dan ilhamla yola çıkılan old money stili ve Diana mücevherleri ile eşsiz bir koleksiyon sunuyor. 

    Geçtiğimiz ay markasının 15. yılına özel Capri'de gerçekleştirdiği defilenin mekanı Casa Malaparte ise çok büyülü bir lokasyonda yer alıyor. Simon bu mekanda defile yapmak için tam 10 senedir uğraştığını ve sonunda başardığını belirtiyor. Simon'un bu büyülü lokasyonu seçmesinin nedeni, 1963 yapımı Le Mepris (Nefret) filmi... Fransa sinemasının en büyük klasiklerinden olan bu filmde geçen Casa Malaparte, Simon'u çok etkiliyor ve izledikten sonra tasarımcı olmaya karar verdiğini belirtiyor. Gerçekten eşsiz bir manzaraya sahip olan bu yere Simon'un da tutkuyla bağlanması hiç şaşırtıcı değil.

    Defilelerine ek özel koleksiyon çekimlerinde de her zaman konuşulan bir marka olmuştur Jacquemus. Ananesini, annesinin emaneti olduğunu hep belirten Simon, son çekimlerinden birinde ikonik tasarımlarını giydirerek onu model olarak kullandı ve herkesin hayranlığını bir kez daha kazandı. Ananesi ile birlikte unutulmaz ve çok özel bir çekime imza attılar.

    Trend Parçalar ve Nike İşbirliği

    Sosyal medyanın, markanın tanınmasında gerçekten çok büyük bir payı var. Özellikle müşterilerin de Jacquemus dünyasına ait olduğunu gösterdiği interaktif bir profile sahip olması ilgi çekici bir sosyal medya stratejisi benimsemesine yol açtı. Sosyal medyada aylarca herkeste gördüğümüz ve stokları tamamen biten mikro çantalar ve crop hırkalar ve meşhur ikonik beyaz gömlek elbise instagram sayesinde herkesi etkisi altına aldı.

    Nike 50. yılında, Jacquemus'la işbirliği yaparak büyük bir koleksiyon çıkarmaya karar verdiğinde ise Jacquemus markasının tam anlamıyla globalleşmesinde var olan tüm engeller ortadan kalktı. Kadın spor giyimini daha minimal 90'lar tarzıyla birleştiren ama günümüzü de yakalayarak hazırlanan koleksiyon herkesin beğenisini kazandı. 

     

    Kısa bir sürede adından sıkça söz ettiren Jacquemus, etkili hikaye anlatıcılığı ile sunduğu erişilebilir lüks marka kimliğini gelecekte çok daha ileriye taşıyacağına şüphem yok. Gelecek koleksiyonları ve Simon'un bize anlatacağı hikayeleri sabırsızlıkla sizinle birlikte bekliyor olacağım.


    Yorumlar (0)

    Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

    Yorum Bırakın

    Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için buraya tıklayınız.