Hayatın anlamı nedir?

Hayatın anlamı nedir?
  • 5
    0
    0
    1
  • Sanırım yeterince derinlere dalarsanız sorulacak en temel soru olarak hayatı anlamı nedir sorusuyla göz göze geliyorsunuz.

    Bu noktada anlamlar kifayesizdir çünkü sizi ne din ne bilim ne sanat bir cevapla ebediyen rahatlatabilir. Yeterince soru soran ve bazen aldığı nefesten bile şüphelenen biriyseniz bu sorunun kişisel olarak cevaplanması zorunludur. Ama gerçekten tarafsız olursanız hayatın o zarif bastiliğinde cevap nettir: Bir anlamı yoktur. Bizler sadece kendi egolarımızı ve endişelerimizi yatıştırmak için şatafatlı cümleler kurar dururuz. Aslında bu basit cevap kabul edilemezdir çünkü insanlık yıllardır Dünya'nın kendisi için yaratıldığına inandı.

    İnsanlık Galileo'ya kadar Güneş'in Dünya etrafında döndüğünü sandı.

    https://www.renemagritte.org/the-human-condition.jsp

    Bu cümleyi insanın inançlarıyla yetiştiğinde oluşan egosunun özeti olarak görmekte fayda var kanımca. Çünkü inançlar kişileri ve kitleleri tatmin eder, sorumluluk almasından kaçınmasını sağlar. Yine de siz düşünüp araştırdıktan sonra kanaat getirirseniz, bence bu doğru olan, ben buna inanmayı seçiyorum diyorsanız bana saygı duymaktan başka bir şey düşmez. Yine de benim gözümde inançlarını sorgulamayı bırakan, bir noktada yoruldukları için inançlarına davranan kişiler zayıf kişilerdir. Çünkü yorgunlukları en son soruya gelmelerine engel olmuştur. Ama bu sorunun inançlarınızla cevaplanmadan önce cevapsız olduğunu fark ederseniz bu da kafidir. Bu elinizdekinin değerini bilmenizi sağlasa da bir noktada sizi köreltedebilir, kendini düzenli sorgulamakta fayda var.

    En saf haliyle sorulması gereken sorunun bu olduğu çoğu kişinin gözünden kaçar doğrusu çünkü her birimiz hayatlarımıza anlam yükleyecek argümanlara yönelmeyi seçeriz. Bundan dolayı en temel soruyu "Tanrı var mı?" olarak görürüz. Günümüzde teknolojiyle beraber zayıflayan dogmalarla bu soru yaygınlaşmışsa da kişilerde yeterince derinleşmemiştir. Tanrı vardır veya yoktur bu sadece argümanlardan bir tanesi olup bu yazının konusu değildir.

    En saf haliyle hayat nedir de ona anlam yüklemeli diye düşünürsek doğaya bakmaktan başka tercihimiz yoktur. Çünkü her birimiz onun parçalarıyız ve doğaüstü olarak düşündüğümüz her şey de onun parçasıdır: Olsa olsa olağanüstü olur o da bize alışkın olmadığımız bir noktadan geldiği için türeyen bir kavramdır. Doğa da pekala birçok şey görülebilir ama işin özünü sıkarsak kaçınılmaz üç durum görürüz: Yaşam, ölüm ve zaman. İnsanın doğaya baktığında gördüğü yaşam, ölüm ve zaman temasının kayıtsızlığı karşısında ancak kendinisini gerçekçi bir şekilde var edebilir. Elbette var olmayadabiliriz ama yine de algıladıklarımızın özünde bir yaşam vardır, belki bu varolmak için yeterli değildir ama en kötü ihtimalle yaşamın üstünde gölgelerimiz gezinebilir. Gelinen bu uç noktada gölgelerin içinde gözlemci olmayı tercih edebiliriz: Yaşam devam etmektedir ve hareketlerimiz her ne kadar gölge olsa da bizlere sorumluluk yükler. Bu sorunun soyut ağırlığıyla beraber tarafsızlık sanata dönüşmezse anlamsızdır ve bizi hiçlik çölünde susuz bırakır. 

    Zaman, doğa ve ölüm üçgeninde insan anlamsızlığına rağmen ne bulabiliriz?

    Salvador Dalí – The Persistence of Memory

    Özgürlüğün getirdiği yükler sandığımızın aksine çok ağırdır. Herkesten ırak ve tüm argümanları tartışmanın anlamsızlığının yanında bu tarafsızlığı kabul ettiğinizde oluşan ağırlık özgürlüğün en ağır formudur. Anlamsız bir Dünya içinde okula gider, para kazanır ve gülümsersiniz sonra ölürsünüz. Peki bunca yaşamın içinde ulaştığınız bu sonuç: Hayatın anlamı nedir? Onunla ne yapmalı? Doğa ve zaman kendi içinde yaşıyorlar, gri alanları yaratan ve ikisine de esas anlamlarını veren ölüme bakıp ne düşünmeli? En doğrusu nedir? Onlar kendi içinde akarken ben nereye bakmalıyım? 

    Kendi içime!

    İçimde göreceğim pekçok şey vardır ve zamanla yaptıklarınızın sebebini anlar,size yapılanların sebebini anlar ve insan durumlarından tamamen sıyrılırsınız. Bir olayda her zaman bir haklı bir haksız olmadığını görürsünüz, sadece kişiler kendilerine göre en doğrusunu yapmaya çalışmış ve çıkar çatışmaları söz konusu olmuştur. Bu insanlık hallerinden sıyrılpta kendimin daha derinlerine indiğimde her zaman insanın insana anlatmaya ihtiyaç duyduğu öz olaylara gelirim ve bunlara bulunan cevaplar özgürlüğü artık daha gerçek kılar. Özgürlükle oluşturulan ahlak ise vicdanla kol kola verince hayat elbette daha da ağırına gider kişilerin. Çünkü bu tarafsızlık noktasında her şey anlamlı gelse de bir o kadar anlamsızdır. Yani düşünsene, kötülüğü insan kendisine rağmen niçin tercih eder? Hayvansal haz ve zevk düşkünlüğü bu boyutta mı ellerini ele geçirmiş herkesin? Bu anlamsızlıkta ahlakı bulamamak vicdan eksikliğinden kaynaklı olmakla beraber anlaşılabilir olsa da anlamlı katiyen değildir. Ahlakı ve iyiliği seçen insan kendisi için iyilik yapsa da bu bencillik kötülük değil, sadece kişinin özündeki griliği dengeleyen bir parçadan başka bir şey değildir.

    Kişiler bu irade içinde kendilerini arşınlarken buradan taşan insanlık durumlarını kendi içlerinde tutamazlar. Eğer çevrelerince kabul görmüyorlarsa bu daha da derinleşen bir yalnızlık ve tarafsızlık olur. İlk bu yalnızlık hali bir sanat dalına evrilir. Bu zarif yalnızlık ve anlamsızlık insanın varolmasına sebep olur ve özüne dönen gözlerle evet, artık bir ateş yakar.

    Caspar David Friedrich – The Wanderer Above the Sea of Fog


    Yorumlar (0)

    Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

    Yorum Bırakın

    Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için buraya tıklayınız.