Umut

Umut
  • 2
    0
    0
    1
  • Bu hafta ne yazsam diye son günlerde düşünüyordum. İşin aslı okunma sayılarını umursamayarak bu işe girdim, ben bu konuda karamsarım biraz bundan dolayı kendimce yazmak her zaman ki gibi en doğrusu gibi geldi. Özellikle kendisine yazar diyen biri için okunacağına olan inancının düşük olması boşa kürek çekmenin daha somut hali gibi. Yani yazıyorsun hem de sayfalarca ama sonra bu cümlelerle, fikirlerle ne yapılır bulamıyorsun. Yarışmaya göndereyim desen torpil olur diyorsun, bir de dalgınsan ve kurallara uygun olmayan şekilde yolladıysan ve fark etmediysen sisteme suç atmak daha kolay. Ama insan gölgelerini fark etmeli: Karanlığa bakmalı diye düşünüyorum ve tam olarak yaptığım bu.

    Yine de başıma ağrılar giriyor ne yapacağım ben bunca sayfayla?

    Geçen günlerde üzerinde epeydir çalıştığım bir kitabın son bölümünü yazdığımı fark ettim, kabullenmem dün oldu. Zaten son bir aydır bu kurgu tek kitaba sığmaz diyordum kendime: Evren çok geniş, bir sürü karakter var, ayrıca baş karakter bu dünyayı gezecek görecek. Yahu beş kıta yazdın üstelik hepsinde farklı kültür olsun istiyorsun nasıl 250 sayfada bitsin o kitap? Saçma bir düşünce biliyorum, zaten kitabın dört cilt olacağı konsunda kendimi zar zor ikna ettim. Nefret ediyorum gereksiz uzatılan ve para için ciltlere giydirilen dünyalardan. Onlardan olmaması ise tek derdim. Bunun için bu kurgu üstünde gerçekten on yıldır çalışıyorum.

    Tam on yıl.

    Ve on birinci yıla girerken ilk kitabı yazmayı başardım. Kitaba en az üç kere başladım, ikisi en az 150 sayfaydı ama her seferinde bir şeyler yanlış geldi baştan aşağı tekrar tekrar kurguya ve karakterlere odaklandım. İnsan ne hissetsin bulamıyor açıkçası, bunca emek her zaman ki gibi bir hiç uğruna gibi. Ama zaten derdim hiç çok okunması olmadı, evet insan emeklerinin karşılığı olsun istiyor ama okunmayacağına inanarak yazdım ben hep. Her zaman zihnimden taşanları kağıda aktarmaktı derdim, okuyucu isterse okur bu noktada toplumun takdirine kalırsınız. Bunlardan sıyırılıp olaya baktığımda ise düşünmeden edemiyorum: Bir kitap nerede biter nasıl anlarsınız ki? Hele kitap senden bağımsız yaşayan kahramanlarla doluysa ve senin tek işin onları anlatmaksa? İnsan şaşırıyor, iki gündür bunu yaşıyorum. Arkadaşlarıma yazıyorum, diyorum inanamıyorum nasıl olur bu. Daha da önemlisi kim okuyacak bunu yazdım iyi hoş ama. Kim alır bu devirde rastgele birini onca öneri varken? Kitlen yoksa hazır alıcı bir ordun yoksa hangi yayın evi bakar suratına? İnternetten atacağım gibi ama düşünmeden de edemiyorum, çünkü orada da okunmuyor. Belki zamanı değil, belki ben cidden kötü yazıyorum. Okuyan tanıdıklarım beğeniyor, bilirsiniz yapay zeka her zaman ki halinde destekliyor, kötü yanı varsa da söylüyor bir anne şefkatiyle. Ama insan düşünüyor işte.

    Gelecekte okunur mu diye umut ediyor insan.

    Okunmaz belki ve önemli değil o kadar. Ben zihnimde bana fısıldayan karakterleri yoğurmakla meşguldüm hep ve onlar benden bağımsız yaşasınlar diye bu kadar uzadı bu süre. Hoş, daha beş yılı var gibi. Seri bitmeden bastırmam, ben istemem bunu. 

    Yine de yazıp yazıp bir kenarda bırakmakta ağırıma gidiyor bazen. Hak ettiği bir değer vardır ya da yoktur ona okuyucu karar verir zaten ama diyorum ya umut.

    Bunca yaşanan olaylar arasında benim en büyük sığınağım hep buydu zaten. İnsanlar okusunlar, onlar kendileriyle kaldıklarında hatırlasınlar anlayan birileri olduğunu. Bir de tabii sanatın yumuşak gücü var. Bu öylesine cezbediciki, Güneş ışığına uzanıp uyumak gibi. 

    Ülke bunca kötülüğün koynunda var olmaya çalışırken ben bunlardan güç buluyorum işte.

    Birçok açıdan çürüdüğümüzü söylüyorlar. En büyük kriz bu dönemde, her yandan küf kokusu yükseliyor ve insanlar insanlıklarına tutunmak için neredeyse hiç sebep bulamaz halde. Bu ortamda her şeye rağmen neden umut bulmalı?  İşte cümlede gizli cevap, her şeye rağmen umut.

    Tüm kötülükler her zaman vardı çünkü bunu tanımlayan zihinlerimiz. Geçmişteki erdemler bizim için artık birer ahlaksızlıkken gelecekte nelerin ahlaklı olacağını düşünmeden edemiyorum.

    Yani toplum nereye evrilir bu noktada? Bireyleri incelemek gerek diye düşünüyorum. Bilmiyorum, çok paremetre var ama tarihte bir noktada tekerrür ediyor gibi, kişilerin sürekli aynı insanlarla kendisini sınaması gibi. 

    Sanata bakmak lazım sanırım, değerleri korumak ve muhafaza etmek gerek: Muhafazakar olmak gerek ama iyi konularda. Biz bazı konuları çok yanlış anlıyoruz düzenli olarak ve bunu değiştirmek gerek artık, kendi içimize bakmak ve anlamak gerek. Ben bundan umutluyum, kendimize dönersek toplum daha iyiye gidecek.

    Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır. Ben hiç bir zaman umudumu yitirmedim.


    Yorumlar (0)

    Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

    Yorum Bırakın

    Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için buraya tıklayınız.