GÖÇ

GÖÇ
1 Beğen
0 Yorum

Bazen bir sessizlik iner insanın içine.

Öyle derin

öyle ağırdır ki,

taşınsa bir ömür eskir, anlatılsa bir dil yetmez.

Ne kadar konuşsan yankılanmaz, ne kadar yazsan tamamlanmaz.

Zamanın içinden geçen bir nehir gibi akmalıydı her şey;

ama o nehir çoktan kurudu.

Kuru bir toprağın yağmur beklemesi gibi bekledim.

Bekledikçe çatladım, bekledikçe içimdeki sesler sustu.

Göç etmek

gitmek sanılır çoğu zaman.

Oysa gitmek

bir kapıyı çekip ardında bırakmak değildir.

Gitmek

insanın kendisini sırtlanmasıdır.

Her şeyi taşımaktır; unutulmayan sokakları, kapanmayan yaraları, peşinden sürüklenen gölgeleri.

Ne kadar uzağa gidersen git,

ne kadar derine saklanırsan saklan,

geçmiş peşini bırakmaz.

Her yol bir iz bırakır

her durak bir eksiklik…


Geceleri uykuyla uyanıklık arasında bir yerde

adını bilmediğim bir boşlukta gezinirim.

Bir ses duyarım bazen;

tanıdık ama kaybolmuş bir ses.

Bir el uzanır geçmişin derinliğinden, tutamam.

Suretler belirir gözlerimin önünde

bir zamanlar sevdiğim

bir zamanlar bildiğim

ama şimdi sadece gölgeleri kalmış yüzler.

Gidenlerin ayak izleri çoktan silinmiştir

ama bıraktıkları boşluk hâlâ durur.

Sesleri susmuştur

ama sessizlikleri büyür içimde…


Bir evin

bir şehrin

bir sokak köşesinin unutulabileceğini sanırız bazen.

Oysa asıl unutulan bizizdir.

Sokaklar bizi hatırlamaz

pencereler gözümüzün değdiği eski camlardan ibaret değildir artık.

Bir zamanlar ait olduğun yerler

bir bakmışsın seni çoktan yabancı bellemiştir.

Ve bir gün

nereye gidersen git

kendinden kaçamayacağını fark edersin.

Göç etmek, yalnızca bir yer değiştirmek değil

bazen de aynı boşlukta sonsuza kadar dönüp durmaktır.

Gitmek, bazen dönüp dolaşıp aynı boşlukta kaybolmaktır

Ve en derin göç

insanın kendi içine yaptığıdır…

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın