Sevgili Selçuk Baran’dan okuduğum dördüncü kitap olan “Kış Yolculuğu,” üç farklı öyküyü ele alan bir eser. Son öykü ise kitaba adını veriyor. Yıla Türk edebiyatıyla ve kadın bir yazarla giriş yapmak istedim. Baran’ın yazdığı satırları okumaya başladığım anda, doğru bir karar verdiğimi anladım artık. 2025’in son günü bu kitabı elime aldığım sırada, henüz yaşanacaklardan haberim yoktu tabii; hem kitabın içinde yer edinen ve beni derinden sarsacak olan yaşamak kaygısı, hem de kendi hayatımda alacağım acı bir kaybın haberi… Kış Yolculuğu’na başladığım gün, sevgili eşimin biricik annesini kaybettik… Günler sonra kendime geldiğimde son öyküyü okudum ve bitirdim. Bu kayba alışmaya çalışırken okuduğum bu kitabı ömrüm boyunca unutmam mümkün değil artık.

Edebiyat denen şeyin insanın yaşadıklarıyla sarsılmaz bir bağlantısı var, çünkü insanı anlatıyor. Okuduğum çoğu kitap hayatıma denk gelen şeyler sunuyor, sanki özellikle öyle kitapları seçiyorum. Mesela karakterlerin yaşama çabaları, huzursuzlukla ve belirsizlikle dolanmaları, yalnızlıkla ve varoluşun getirdiği ağırlıkla ezilmeleri… Bunların hiçbirini öylesine okumuyoruz ki. Çünkü öylesine yazılmadılar.
Kış Yolculuğu ve diğer iki öykünün (Türkân Hanım’ın Ölümü ve Temmuz, Ağustos, Eylül) her birinden ortaya bir roman bile çıkabilirmiş aslında, öyle etkileyici hikâyelerdi ki. Konularına değinmek istemiyorum, zaten temaları birbirlerine benzer öğelerden oluşuyor: İnsanların güçsüzlüğü, şıpsevdiliği, hayalperestliği, yalnızlığın pençesindeyken bile umut kıvılcımları arayışları, yaşarken yaşayamamaları gibi şeylerden besleniyor bu öyküler ve insanı kendi benliğiyle yüzleştiriyor. Baran’ın her anlamda çarpıcı olan bu konularda yazdıklarını okurken yazarın zarafetinden de ödün vermediğini hissedebiliyorum.
Okuduğum her kitabında bu şeyi hissettim. Gerçekler konusunda çok acımasız evet, ama duyguları anlatırken de çok zarif. Karakterin içine girdiği çıkmazda ya da saçma bir hareketinde hiçbir tepki veremiyorsunuz, kızamıyorsunuz bu durumda. İçinizden söylenmek bile haksızlık gibi geliyor. Yani öyle bir üslupla karşınıza çıkıyor ki yazar, bize sadece akışına bırakıp okumak kalıyor. Bazı cümleleri kaç kez okudum hatırlamıyorum bile. Az sayfalı olmasına rağmen öyle bir oturuşta bitirebileceğiniz bir kitap değil bu.



Yorum Bırakın